Masumiyet karinesi

Başbakan'ın şu sırada vurguladığı 'masumiyet karinesi' her zaman herkes için gereklidir. Onu sadece kendimiz için değil herkes için hatırlayalım.


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan haklı bir soru sordu: Konu, malûm, WikiLeaks belgeleriydi. Dedi ki: “Ben neyi ispat edeceğim? Olmayan şey (olmayan şeyin olmadığı) ispat edilir mi?”
Bu, hukukta ‘masumiyet karinesi’ denilen kavramın ifadesidir. Kimse, hakkındaki suç iddiasının yanlış olduğunu ispat etmekle yükümlü olamaz. İspat yükümlülüğü, iddia sahibine aittir.
***
Başbakan’a ‘Hakkında suç iddiası var. O suçu işlemediğini ispat et’ diyen var mıydı?
Ben basında ve televizyonda, kimsenin böyle bir ‘ispat’ talebinde bulunduğunu görmedim, işitmedim.
Amerikan belgeleri üzerinde açıklama yapan iki siyasi liderden ikisi de, o belgelerdeki iddiaları, Başbakan için suçlama konusu yapmayacaklarını belirtmişlerdi.
İstedikleri, sadece, Başbakan’ın iddialar üzerinde somut açıklamalar yapmasıydı. Libya’ya giderken yaptığı gibi, bunları hafife aldığı izlenimini vermesi yanlış olurdu. Çünkü bu iddialar, başka bir devletin kayıtlarının ortaya çıkmasıyla tüm dünyaya yayılmıştı. Bunlar karşısında sessiz kalınması, bunları istismar edebilecek olanların işine yarardı.
***
Sonuçta Başbakan, birkaç gün gecikmeyle de olsa, muhalefetin telkinine uygun davrandı. İddialardan birini somut olarak yalanladı. Ötekilerle ilgili genel ifadeler kullandı ama, hukuk yoluna gideceğini açıkladı.
Konunun hukuki yanıyla ilgili görüşümü geçen yazıda belirtmiştim. (Başbakan’ın görüşü biraz değişik. Sonuçları daha sonra anlaşılacak.)
Ancak Başbakan bu açıklama çerçevesinde bir başka şey daha yaptı. Muhalefete ve basına hiçbir haklı nedeni olmadan ağır hücumlarda bulundu.
İşin o yanı üzerinde de durmayacağım. Başbakan bunu, hep yapıyor. Kendini ‘mağdur’, başkalarını ‘gaddar’ göstermenin ‘siyaseten’ faydalı olduğunu düşündüğü için mi yapıyor? Yoksa, bir kızgınlık hali içinde, karşısındakilerin söylediğini yanlış anladığı için mi?.. Bilmiyorum.
Ama ‘masumiyet karinesi’ni vurguladığı için, kendisine bu vesileyle bir başka şeyi hatırlatmak istiyorum.
Ülkemizde bugün, siyasi yanı ağır basan bazı soruşturmalarda ve davalarda, birçok şüpheli ve sanık, soruşturma mercileri ve kamuoyu önünde ‘masumiyet karinesi’nin önemini anlatmaya çalıştı.
Örneklerden biri, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği soruşturması ‘şüpheli’leridir. Haklarındaki suç iddiaları, gözaltına alındıkları günden başlayarak, aylar boyunca belirli gazetelere, televizyonlara yansıtıldı. Evlerinde, işyerlerinde aramalar yapıldı. Özel konuşmaları basına sızdırıldı. Geçen 13 Nisan 2009 gününden beri 18 ay süreyle ‘şüpheli’ sıfatını taşıdılar.
Aralarından Türkân Saylan, soruşturmanın devamı sırasında, 18 Mayıs 2009’da vefat etti. Diğerleri güç günler geçirdiler.
Dört gün önce açıklanan sonuç şu: Haklarındaki suç iddiasının yanlış olduğu kararına varıldı. Haklarında savcılıkça takipsizlik kararı verildi. Yani aklandılar.
Başbakan Erdoğan, bugün kendisiyle ilgili iddialar için haklı olarak, ‘masumiyet karinesi’ni hatırlatıyor. Acaba, 18 ay önce başlayan o süreç içinde, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği yöneticileri hakkındaki iddialar, soruşturma merkezlerinin dışına çıkarılarak belirli gazetelere ulaştırılırken, o karineyi hatırlamış mıdır?.. Öyle bir tavır açıklaması yaptığını ben hatırlamıyorum.
İnşallah, şimdiden sonra artık, o karineyi sadece kendisi için değil, başkaları için de hatırlamaya başlar.