Görevimiz tehlikeli komedi

Sinemada yıldız sisteminin yokuş aşağı gittiği bir dönemden geçiyoruz demiştik geçen hafta 'Alacakaranlık'tan bahsederken. Artık yıldız isimlerin yerini yıldız karakterleri...



Sinemada yıldız sisteminin yokuş aşağı gittiği bir dönemden geçiyoruz demiştik geçen hafta 'Alacakaranlık'tan bahsederken. Artık yıldız isimlerin yerini yıldız karakterlerin aldığından söz etmiştik: Harry Potter, Frodo Baggins, Tony Stark, Edward Cullen... Yıldız oyuncu 'eşantiyon' muamelesi görüyor bir süredir.

Onun yerini filmin tanınmış kahramanı ve kahramanın etrafını 'süsleyen' özel efektlerden mürekkep plastik bir dünya almış durumda. 'Gece ve Gündüz', film endüstrisinde yıldız sisteminin çaptan düştüğü, diyelim 2000'lerde dijital devrimin artık yavaş yavaş dizginleri ele almaya başladığı döneme bir alternatif gibi. İki yıldız ismi vitrine koyacak kadar 'eski usul' (ya da eski kafalı) bir film. Fakat onların bir adım gerisine kimi dijital numaralar koyacak denli de günümüz sinemasının gerçeklerine tutunmuş durumda.
Bu yeni 'aşı'nın ne derece ilgi gördüğü tartışılır, zira filmin Kuzey Amerika gişesi şu satırlar yazılırken 50 milyon dolardaydı ki, yapımcılarının bu filmden daha büyük getiri bekledikleri kesin. Beri yandan ise eleştirmen cephesi de filme daha ihtiyatlı yaklaşmış durumda; haliyle 'Gece ve Gündüz' için gerçek anlamıyla bir başarıdan söz etmek güç.
Yine de şunu belirtelim: Bir casus filmi olarak çok ciddiye almadan izlerseniz (ki bu aralar çoğu filme böyle yaklaşmak zihinsel açıdan en sağlıklı hamle olur) 'Gece ve Gündüz' en az başroldeki Cameron Diaz'ın geniş gülümsemesi kadar sempatik ve Tom Cruise'un biçimli taranmış saçları kadar da nostaljik. En azından ne kahramanımız Roy Miller'ın (Cruise) karizması James Bond'unki kadar kasıntı, ne de kızımız June Havens'ın (Diaz) işlevi bir Bond kızından daha aşağı.
Özgün adından başlayarak 'dandik' bir film olacağının sinyallerini veriyor 'Gece ve Gündüz'. Ama bazı filmler gücünü de, sempatisini de doğallıktan alır. Doğrusu, film bu isim mevzuunu bayağı eğlenceli kullanıyor. Sadece kendi ismini değil, June (haziran) Havens'ın adını duyduğunuzda tebessüm etmediyseniz bile, kardeşinin adının April (nisan) oluşuna kayıtsız kalmış olamazsınız.
Her şey küçük bir havaalanında yanlışlıkla (!) iki kez çarpışan özel ajan Roy Miller ile sıradan sarışın June Havens'ın yollarının tesadüfen kesişmesiyle başlıyor. Roy'dan etkilenen June, aslında binmemesi gereken o uçağa biniyor. Uçakta alışılmış türde bir sohbet anında bir ara tuvalete gidince de Roy'un uçaktaki herkesi hakladığına tanık oluyoruz. Tuvaletten çıkıp manzarayı gördüğü andan itibaren June'un kafasındaki resim de değişiyor. Tom Cruise'un o davetkâr ve cazip gülüşü olmasa bu adama ilk elde güvenmek için de bir neden yok açıkçası.
Cruise'un bu film için seçimi hayli ilginç, çünkü 'Görevimiz Tehlike' serisindeki Ethan Hunt'ın sulandırılmış bir silueti var karşımızda. John Boorman 'Panama Terzisi'nde Pierce Brosnan'ın Bond imajını nasıl ters yüz ediyorduysa, burada da benzer bir şeyi James Mangold, Cruise için yapıyor. Bir süredir Scientology'ydi, antidepresanlardı, düğünüydü, çocuğuydu derken basındaki imajı yerlerde sürünen Cruise, 'Tropik Fırtına'daki sahne çalan performansından sonra burada onu komedide de ne kadar özlediğimizi hatırlatıyor. Roy Miller, 'Görevimiz Tehlike'nin ajanı Ethan Hunt'ın zıt karakterli haşarı kardeşi gibi. Lakin Hunt'ı karşısına alsa, kimi hal ve tavırlarıyla onun asık suratını bile yumuşatacak bir uçarılık onunkisi.
Diaz ise bir süredir 'Kız Kardeşimin Hikâyesi' ve 'Kutu' gibi filmlerle ciddileşme emareleri gösteriyordu. "Gece ve Gündüz" de onun meşhur gülümsemesine en yakışan proje son yıllarda karşımıza çıkan. İşin doğrusu, bunca zaman hiçbirimizi buna alıştırmadığı için, mevzu bahis filmlerde gülüşünden mahrum kalmak, hüznüne tanık olmak hayranlarının yadırgadığı deneyimlerdi. 'Gece ve Gündüz' onu niye sevdiğimizi yeniden hatırlatıyor.
James Mangold'un rejisi durumu gayet iyi idare ediyor ve günümüz sinemasının kimi teamüllerinin eski usul yöntemlerle harmanlandığı bir casus öyküsü çıkıyor ortaya. Her tatsız durumda delice bir özgüvenle June'a dönüp "Merak etme, her şey kontrolüm altında." diyen Roy'un iyimserliği size de sirayet ederse, bu filmi sevmemeniz için bir neden yok.

Zaman