Antideprasan Kullananlar Dikkat
Ingiltere’de yapilan bir arastirmada, uzun süreli antidepresan kullananlar kisilerin kalp ve beyin damar hastaliklarina yakalanma ve buna bagli olarak ölme riskinin artis yasadigi belirlendi. Arastirmayi degerlendiren Psikoterapist Dr. Selin Yurdakul, uzun vadede ’bilinçsizce’ kullanilan antidepresanlarin zarar verdigi uyarisinda bulunarak, "Ölüm oranlarinda antidepresan kullanmayan popülasyona oranla iki kata yakin artis görüldü. Süre uzadikça olumsuz etkilerin görülme ihtimalinin de arttigi saptandi. Olumlu olarak ise antidepresan kullaniminin diyabet ve hipertansiyon gelisme riskini azalttigi görüldü" dedi.

UK Biobank tarafindan, Ingiltere’de uzun yillar boyunca antidepresan kullanan 220 bin kisi üzerinde yapilan arastirmalarda, antidepresan kullaniminin etkileri gözlemlendi. Hazirlanan raporu degerlendiren Psikoterapist Dr. Selin Yurdakul, "Arastirmada yer alan katilimcilarin yas ortalamasi 56’ydi. Bu katilimcilarin yüzde 8’i 5 yil, yüzde 6’si da 10 yil süreyle antidepresan kullanmisti. 5 yillik ve 10 yillik takiplerde kardiyovasküler hastalik (kalp damar hastaligi), serebrovasküler hastalik (beyin damar hastaliklari) ve tüm sebeplere bagli ölüm oranlarinda antidepresan kullanmayan popülasyona oranla iki kata yakin artis görüldü.
Süre uzadikça olumsuz etkilerin görülme ihtimalinin de arttigi saptandi. Olumlu olarak ise antidepresan kullaniminin diyabet ve hipertansiyon gelisme riskini azalttigi görüldü" dedi.
"Antidepresanlar seker gibi kullaniliyor"
Uzun vadede ’bilinçsizce’ kullanilan antidepresanlarin sagliga zarar verdigini söyleyen Yurdakul, "Pek çok antidepresan grubu ilacin karsilastirildigi arastirmada, SSRI grubu antidepresanlarin diger gruplara göre kardiyovasküler hastalik (kalp damar hastaligi) gelisimi açisindan daha güvenli, diyabet ve hipertansiyon riskini azaltmada daha etkili oldugu saptandi. Katilimci sayisinin fazla olmasi ve uzun süre takip yapilmasi çalismanin güçlü yönleri diyebiliriz. Ancak katilimcilarin depresyon, anksiyete düzeylerinin ya da travmatik çocukluk yasantilarinin degerlendirilmemesi zayif yönlerinden biri gibi görünüyor. Çünkü biliyoruz ki bu faktörler de tek basina kronik hastaliklarin riskini artirabiliyor. Kronik hastaliklarin gelisimi depresyonun beden üzerindeki olumsuz etkilerine mi bagli, yoksa ilacin yan etkisi sonucu mu gelisiyor sadece bu çalismaya bakarak ayirt edemiyoruz. Istatistikte, iki parametrenin birbiriyle iliskili olmasi birinin digerinin kesin sebebi olacagi anlamina gelmiyor. Sonuç olarak duygu durumunun bedendeki etkilerini ve kronik hastaliklarla iliskisini uzun vadede gösteren kiymetli bir çalisma. Arastirmada elde edilen sonuçlar, antidepresanlarin seker gibi kullanildigi bu dönemde, gereksiz uzun süre kullanimini tekrar gözden geçirmek için kiymetli bir uyari" dedi.
"Antidepresanlar, bagimliligin farkli bir türüne dönüsebiliyor"
Antidepresanlarin doktor kontrolünde ve dogru sekilde kullanilmasi gerektigine dikkat çeken Dr. Yurdakul, "Çok kiymetli ilaçlar. Pek çok ilacin yan etkileri mevcut ancak kar zarar hesabina bakildiginda hekimler olarak hangisi agir basiyorsa ona göre karar veririz. Belki de ruhsal hastaliga bagli sikintinin olusturdugu stres, bedene daha çok etki edecek. Bu, kisinin bireysel durumuna göre degisir. Bu sebeple tipta hastalik yoktur, hasta vardir. Gerçekten ihtiyaciniz olup olmadigina ise psikiyatri hekiminiz ile birlikte karar vermeniz en dogrusu olacaktir. Çünkü 10 yildan uzun bir süre kullanildiginda bazen baska durumlar da söz konusu olabiliyor. Antidepresanlar da normal süreçte gelen duygulari baskilamak için kullanilan sigara alkol ve diger maddeler gibi bagimliligin farkli bir türüne dönüsebiliyor" dedi.
"Bastirilan her duygu baska bir formda geri dönüyor"
Hayatin olagan akisinda yer alan tüm duygularin kabullenilmesi gerektigini vurgulayan Yurdakul, sözlerini söyle sürdürdü:
"Günümüz toplumunda sadece iyi duygulara yer var. Sosyal medya ve ana akim kötü hissetmeyi bir bozukluk gibi gösteriyor. Oysaki zaman zaman kötü hissetmek normal bir seydir. Duygular, bize hayatta olan olaylara yanit verirken yol gösteren, yasantimizin kiymetli bir parçasidir. Tas devrini düsünecek olursak korku duygusunu hissetmeyen bir insanin tehlikelerden kaçip kendini korumasi mümkün olmazdi. Biyolojimiz, teknolojinin ilerledigi hiza, modern hayata adapte olamiyor. Bir sürü tetikleyici faktöre maruz kalip sürekli sinir sistemimiz uyarilirken, kendimizi yatistirip sakinlesmeye yeterince vaktimiz yok. Sürekli hedefe ulasmamiz gerektigini düsündügümüz bir hiz tekerleginde kosuyoruz kendi etrafimizda, bir yere varamadan. Hal böyle olunca tüm zorlayici duygular ilaçla ya da farkli bagimliliklarla bastirilmasi gereken semptomlara dönüsüyor. Bastirilan her duygu baska bir formda geri dönüyor. Çogunlukla bu kronik hastaliklar oluyor"
"Psikoterapi, yeni bir dili ögrenmek gibi emek isteyen bir süreç"
’Elektrik süpürgesi açikken müzigi duyamayiz, duygularimizi bastirirken kaçmak için kullandigimiz yöntemler de buna benzer’ diyen Psikoterapist Dr. Selin Yurdakul, "Beynimize göre iyi ya da kötü duygu gibi bir ayrim yok. Beyin duygulari elektrik sinyalleri gibi algilar, duygularin yogunluklari vardir. Buna da ’duygulanim toleransi’ denir ve ne kadar yüksek oldugu çocukluk yasantilarina göre belirlenir. Yani kötü duygulari baskiladigimda aslinda iyi duygularimi da baskilamis olurum. Bu hayati bütünüyle ve coskusal yasamaya engeldir. Günümüzde pek çok kiside olan derindeki bosluk ve anlamsizlik duygularinin da temelidir. Elektrikli süpürgeyi ilk kapattigimizda gürültü kesilince kalan müzik ilk basta çok yüksek sesli gelebilir ancak zamanla kulagimiz yeni duruma adapte olur. Psikoterapi, zorlayici duygularla temas edip onlari tasima kapasitesini gelistirmek için güzel bir araçtir. Yeni bir dili ögrenmek gibi emek isteyen bir süreç, sabir gösterirseniz beyninizi degistirir. Bir süre sonra duygulari tasimak için disaridan destege ihtiyaciniz kalmaz, kendi içsel kapasiteniz hayati iyisiyle kötüsüyle bütün olarak yasayabileceginiz yere ulasmistir" sözlerine ekledi.
