Doğum Sonrası Değişen Duygulara Dikkat

Psikolog Gülcem Yıldırım, doğum sonrası değişen duygulara dikkat çekti.

Doğum Sonrası Değişen Duygulara Dikkat
Postpartum (Doğum Sonrası) depresyonu ve tedavisi konusunda değerlendirmelerde bulunan Psikolog Gülcem Yıldırım, “Depresyonun kadınlarda görülme sıklığı erkeklerden daha fazladır. Doğumla birlikte hormonal pek çok değişiklik olur. Doğumdan sonra annenin depresyona girmesi çocuğun gelişiminde kalıcı hasarlara neden olur. Yapılan araştırmalar İlk birkaç hafta yaşanan olumsuz duygu ve durumunun, uykusuzluk, yorgunluk gibi sebeplerden kaynaklı pek çok kadında duygusal iniş çıkışların olduğunu gösterirken daha uzun süren duygu durum bozukluklarının çocuğun gelişimini olumsuz yönde etkilediğini göstermektedir” diye konuştu.

“Bebek dünyaya geldiğinde annenin bakımına muhtaçtır” diyen Psikolog Gülcem Yıldırım, “Bebek dünyaya geldiği andan itibaren fiziksel olarak diğerinin bakımına muhtaçtır. Bebek anne karnında milimetrik olarak hesaplanan bir sistemden gerçek dünyaya yani beslenmeye, korunmaya, dokunulmaya, sıcaklığa ve temasa ihtiyaç duyduğu yere geldiğinde Otto Rank’ın tabiriyle ilk travmasını yaşar. Bunun adı ‘doğum travmasıdır’. Bebeğin ihtiyacı hiçbir zaman anne karnındaki gibi mükemmel olarak karşılanmayacak ancak ihtiyaçları yerinde ve yeterince karşılandığı zaman ilerde sağlıklı bir çocuk ve yetişkin olabilecektir” diye konuştu.

Bebeğin annenin bakımına bağımlı olması annede kaygı oluşturabileceğine dikkat çeken Psikolog Gülcem Yıldırım, Anne kendisine her bakımdan muhtaç ve bağımlı olan bebeğin ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanabilir. Özellikle çoğul gebeliklerde ve ilk gebeliği olan annelerde bu durum annenin kaygısını daha da yükseltir. Anne bebeğin sürekli ve bitmeyen ihtiyaçlarına karşı boğulma hisseder.

Geçmişte bebeği olan annelerin daima etraflarında onlara yardımcı olabilecek bir annesi, teyzesi, akrabası ya da komşusu vardı. Bu komşular bebeğin bakımına yardımcı olurken anne kendisine bireysel olarak zaman ayırabilmekteydi. Gittikçe yalnızlaşan ve bireyselleşen toplumla beraber anne bebeğinin bakımında yalnız kaldı” diye konuştu.

Psikolog Gülcem Yıldırım, postpartum depresyonun oluşmasında ki dış etkenler konusunda ise şunları söyledi; “İstenmeyen gebeliklerde, sosyo-ekonomik zorluk yaşayan ailelerde, eşin duygusal olarak yeterince destekçi olmadığı durumlarda, ölüm ayrılık gibi beklenmedik hayati olaylarda, evlilik dışı gebeliklerde postpartum depresyon olma olasılığı daha yüksektir.

Doğum sonrasında yaşanan depresyon aslında bildiğimiz depresyona çok benzerdir. Belirtileri şöyledir; daha önce keyif alınan etkinliklerden artık keyif alınmaması, boşluk, anlamsızlık ve hiçlik duyguları, enerji azlığı, çok fazla uyuma ya da sürekli uykusuzluk sorunları, halsizlik, rutin yeme alışkanlığının dışında çok az yeme ya da aşırı yemek yeme davranışı, cinsel isteksizlik, sürekli huzursuzluk hissi, konsantrasyon sorunları, yalnızlık, çaresizlik ve intihar düşünceleri. Bu belirtilerden biri ya da bir kaçı annede görülebilir. Ayrıca anne bebeğine zarar vereceği korkularını taşıyabilir.

Deprese olan annelerin bebekleriyle ilişkilerinde uzun süre bebekle göz teması kuramadığı, diğer annelere göre fazla öfkeli olduğu, çocuklarıyla duygusal bağ kurmakta zorlandıkları, çocuğun çıkardığı seslere karşı kayıtsız kaldığı ve ve çocuklarına geri bildirimde bulunmakta zorlandıkları görülmüştür.

Depresyonun ilerlemesiyle birlikte annenin ruhsal durumu daha da gerileyerek psikotik bir atak geçirme ihtimali vardır. Psikotik atak geçiren annelerde bebeğini ve kendisini öldürme düşünceleri, bebeğin bakımını yapamama, kirlilik duyguları, bebeğin kendisine ait olmadığı düşünceleri, etraftan kendisine ve bebeğe zarar geleceğine dair paranoid korkular olabilmektedir.”

Yapılan araştırmaların annenin ailesinde postpartum depresyon geçmişinin olmasının duygusal bir geçişi olabileceğini gösterdiğini ifade eden Psikolog Gülcem Yıldırım, “Özellikle annenin kendi annesi böyle bir durum yaşadıysa annede de görülme olasılığı oldukça yüksek. Sistem aile dizimi terapilerinde mutsuz, duygusuz ve uzak olan annelerin büyüttüğü çocukların kendileri anne olduklarında da annelerinin duygularına benzer duygular yaşadıkları görülüyor. Depresyon sorunu yaşayan annelerin kendi anneleri, çocuklarıyla ilişkilerinde düzensiz, dengesiz ve soğuktur. Çocuklarını kendi iç çatışmaları yüzünden anlayamazlar ve çocuklarının duygusal ihtiyaçlarını karşılayamazlar. Dolayısıyla kendi iç dünyasını düzenleyemeyen anne ilerde kendi çocuğunun iç dünyasını düzenleyebilme becerisini kazanamaz.

Anne bebeğine kendi ebeveynlerinden ya da kardeşlerinden birinin tasarımını yansıtabilmektedir. Böyle bir durumda anne duygusal bir kaos yaşar, bebeğiyle ilgili gerçekçi tasarımları olmadığı için yaşadığı bu kaotik durumun sonucu olarak postpartum depresyon yaşayabilmektedir.

Bazı anneler depresyonun ortalama bir yıl içinde azaldığını belirtseler de çoğu annede bu durum çok uzun süre devam etmekte ve herhangi bir psikolojik destek alınmadığı taktirde diğer gebeliklerde tekrar etmektedir. Özellikle bebek açısından beyin gelişiminin en hızlı olduğu ve nöronal ağların hızla geliştiği bu dönemde annenin postpartum depresyon yaşaması bebeğin beyin gelişiminde kalıcı hasarlara sebep olabilmektedir. Annesi depresyonda olan bebeklerde de depresyon ve geri çekilme belirtileri görülmektedir. Ayrıca bu bebeklerde bağlanma sorunları olduğu görülmüştür.

Annesi depresyonda olan bebeklerin dış dünyaya karşı keşif duyguları azdır, diğerlerine bakmaktan kaçınır, öğrenme kapasiteleri daha düşüktür, diğerleriyle ilişkileri daha kısa süreli ve zayıftır, duygusal gelişimleri yaşıtlarına göre daha geridedir, yeni bir duruma alışma süreleri daha uzundur.” dedi.

Psikolog Gülcem Yıldırım, hastalığın tedavisi ve başa çıkma yolları konusunda ise; “Aşırı ihmal edilmiş ya da duygusal ve fiziksel ihtiyaçları yerinde ve yeterince karşılanmamış kadınlarda görülme olasılığı daha yüksektir. Tedavide kişinin depresyonda olduğunun farkında olması bunun psikoterapi uygulaması ile geçebileceğini bilmesi önemlidir.

Psikoterapide terapist danışan arasında kurulan iletişim sonucunda aktarım ilişkisi başlar. Terapistin aktarımı yorumlaması, danışanın terapide ilerlemesini sağlar. Çocukluk çağında yaşanılan olayların bugünkü hayatıyla bağlantısı konuşulur. Zamanla depresyonun azaldığı ve geçtiği gözlenir.” şeklinde konuştu.

Kaynak: İHA