Besin Alerjileri Son 20 Yılda 3 Kat Arttı
Son 20 yılda besin alerjisi ile hekimlere yapılan başvuruların 3 kat arttığını söyleyen Acıbadem Eskişehir Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları, Çocuk İmmünolojisi ve Alerji Hastalıkları Uzmanı Dr. Serdar Nepesov, daha anne karnından itibaren insanın hayatını etkilediğini ifade ederek dengesiz beslenmeye yol açmaması için çok dikkatli olunması uyarısında bulundu.

“Alerjenik özellikte 170 besin var”
A ortaya çıkmasında birçok faktörün etkili olduğunu belirten Dr. Serdar Nepesov, bunlardan bazılarının, genetik yatkınlık, hijyen hipotezi, doğum şekli, beslenme alışkanlıkları, mevsim, düşük D vitamini düzeyi ve omega 3 alımının az olması olarak sıralıyor. Dr. Nepesov, “Besin alerjisinden en sık sorumlu tutulan gıdalar arasında ise inek sütü, yumurta, fıstık, kuruyemişler, soya, buğday, balık ve kabuklu deniz hayvanları geliyor. Ancak doğada yaklaşık 170 tane alerjenik besin bulunuyor. Alerjen besinleri tüketenlerde etkiler, hafiften hayatı tehdit eden ağır bulgulara kadar değişebiliyor ve vücudun tüm sisteminde de değişiklik görülebiliyor. En sık da ciltteki değişiklerden fark ediliyor. Dr. Serdar Nepesov, besin alerjisi olan çocukların yüzde 70-75‘inde erken dönemde (dakikalar içinde) kızarıklık, kaşıntı, ürtiker, döküntü, anjiödem, geç dönem ise egzama görülebildiğini anlatıyor. Bunun yanında çocukların yüzde 13-34’ünde erken dönemde bulantı, kusma, kolik tarzı ağrı, ishal, geç dönemde yani 72 saatten sonra ise reflü, mukuslu kanlı dışkılama, kilo alamama ve besini reddi gibi şikâyetler ortaya çıkıyor. Besin alerjilerinde nadir de olsa burunda kaşıntı ve akıntı, hapşırma, ses kısıklığı, öksürük, hırıltı/hışıltı, nefes darlığı görülebiliyor. Dr. Serdar Nepesov, “Anafilaksi, duyarlı kişilerde etken maruziyeti sonrası gelişen ani, hayati tehdit eden sistemik reaksiyondur ve çocukların yüzde 1-4’ünde görülüyor. Anafilaksi geliştiği anda dakikalar içerisinde fark edilip müdahale edilmesi hayat kurtarıcıdır” diye konuştu.
"Tedavinin temelini alerjen besinden uzak durma oluşturuyor"
Sorunun varlığını tespit etmede ayrıntılı öykü çok büyük önem taşıdığını söyleyen Dr. Serdar Nepesov, “Bununla birlikte serumda spesifik antikor ölçümü, deri testi, tanısal eliminasyon ve besin provokasyon testleri gibi tanı yöntemlerinden faydalanılıyor. Bu sayede çocuğun hangi besinlere alerjisi olduğu ortaya çıkarılıyor. Anne sütü ile beslenen bebeklerde anne sütüne altı aya kadar devam edilmeli. Ancak bu durumda alerji yapan besinin annenin diyetinden çıkarılması önem taşıyor. Eğer rejim gereği anne, süt ürünlerini tüketmiyorsa kalsiyum ve D vitamini desteğine ihtiyaç duyuyor. Anne sütüne ek olarak mama alan bebeklerin hipoallerjen mama almaları gerekiyor. Birçok ailenin bu durumda çözüm olarak tercih ettiği keçi-koyun sütünün protein içeriği inek sütü ile benzer olduğu için alerjik reaksiyonlar görülebiliyor. Tedavinin temelini alerjen besinden uzak durma oluşturuyor. Hafif cilt döküntüleri için oral antihistaminik önerilebiliyor. Anafilaksi geçirme öyküsü olan hastalara ise adrenalin otoenjektör reçete edilir. Uygun görülen hastalara takipleri sırasında aşı tedavisi önerilebiliyor. Aşı tedavisi ile alerjen madde uygun dozlarda kademeli olarak artırılarak doktor gözleminde uygulanıyor. Bununla birlikte besin alerjisi olan çocuklarda atopik egzema, allerjik rinit ve astım daha sık görülmektedir. Bu yüzden çocuklar bu açıdan da takip edilmesi önem taşıyor” şeklinde konuştu.
“Birçoğu 2 yaşına kadar düzeliyor”
Yaşla birlikte bazı besin alerjileri ortadan kaybolabildiğini, yumurta ve inek sütü alerjilerinin bir çoğunun iki yaşında düzeldiğinin gözlemlendiğini söyleyen Dr. Nepesov, “Düzelmeyen hastalar için aşı tedavisi uygulanabiliyor. Bununla birlikte kabuklu deniz ürünleri ve kuruyemiş alerjileri ömür boyu sürebildiğinden bu gıda alımı sonrası alerjik reaksiyon gelişen kişiler hayatının her döneminde bu besinlerden uzak durmalı, yanında ani reaksiyon gelişmesi durumunda uygulanması gereken ilaçlar taşımalı” açıklamalarında bulundu.
