Osmanlı Mutfağının Uluslararası Gücü

KASTAMONU - Kastamonu Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Sibel Kavaklı Kundakçı, Osmanlı mutfağının dünyada Çin, Fransız mutfağından sonra 3'üncü sırada yer aldığını söyledi.

Kundakçı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Osmanlı'nın, Anadolu'dan Balkanlara kadar uzanan bir imparatorluk olduğunu belirterek, doğal olarak yeme ve içme kültürünün de büyük bir sentezden meydana geldiğini anlattı.

Osmanlı mutfağının, "halk mutfağı" ve "saray mutfağı" diye ikiye ayrıldığını ifade eden Kundakçı, "En teşkilatlanmış ve kurumsallaşmış mutfak, Topkapı Sarayı'ndaki Matbah-ı Amire denilen mutfaktır. Matbah-ı Amire padişahların, şehzadelerin, valide sultanların yemeklerinin pişirildiği mutfaktır" diye konuştu.

Kundakçı, o zamanın yemek çeşitliliğinin bugün gibi iklime ve bitki örtüsüne dayalı olduğuna dikkati çekerek, şunları kaydetti:

"Daha çok buğday ve et ağırlıklı beslenme vardır. Yapılan araştırmalara göre Osmanlı sarayında 16. ve 17. yüzyıllarda yıllık 20 bin civarında koyunun kesildiğinden bahsediliyor. Günlük 400-450 civarında tavuğun kesildiğini biliyoruz. Böyle olunca da et ağırlıklı bir beslenmeden bahsedebiliriz. Bugünde aynı şeyler geçerli. Özellikle Akdeniz ve Ege'nin ele geçirilmesinden sonra sebze ve meyve çok çeşitlilik kazanıyor. Sebze yemekleri sofraları süslemeye başlıyor. Osmanlı mutfağı dünya genelinde, Çin ve Fransız mutfağından sonra 3. sırada yer alıyor. Osmanlı mutfağını bu kadar zengin yapan en önemli şey ise büyük bir sentezden meydana gelmesidir"

-Şehzadeler Kastamonu mutfağının tadına baktı

Kastamonunun da Osmanlı devletine bağlı sancaklardan biri olduğunu dile getiren Kundakçı, bu sancakta da Cem Sultan ile İkinci Bayezıd'ın oğlu şehzade Mahmut'un kaldığını söyledi.

Kundaçı, Tosya pirincinin de Kastamonu'dan Osmanlı sarayına gittiğini anlatarak, Kastamonu'da kalan şehzadelere de bu pirinçten yapılan pilavların verildiğini kaydetti.

Kaynak: AA