Batman Baro Başkanı Yusuf Tanrıseven:

Yeni adli yılın açılışında konuşan Batman Baro Başkanı Avukat Yusuf Tanrıseven, bu yıl da yeni adli yıla kronikleşmiş sorunlarla girdiklerini belirterek, "Geride bıraktığımız her adli yılda, ekonomik, sosyal, siyasal, demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü yönünden de olumsuz olaylarla karşılaşmaktayız.

Yıllardır, her adli yıl açılışında yapılan konuşmalara, eleştirilere, önerilere, yakınmalara karşın, yargı erkini ayakta tutması gereken temel konularda ciddi bir çözümüretilememiştir" dedi.

Yeni Yargı yılının açılışı nedeniyle düzenlenen bu törende konuşan Tanrıseven, son idari yargı yaz kararnamesinde idare mahkemesinin açılmasının ve idare mahkemesine atama yapılmasının kendilerini Diyarbakır`a bağımlı olmaktan kurtardığını söyledi. Avukat Tanrıseven, "İdare mahkemesinin açılması için destek veren herkese buradan bir kez daha teşekkür ediyorum"diye konuştu

Ülkemizde uzun yargılama sürelerinin şikayet konusu olmaya devam ettiğini ve adeta vatandaşı bezdirdiğini ifade eden Tanrıseven, şöyle konuştu: "Gecikmiş adalet adalet değildir ilkesi gereği yargılama sürecinin hızlandırılması için gerekli çalışmaların bir an önce yapılması gerekmektedir. Maalesef ülkemizde mevcut imkanlarla adaletin çok sağlıklı işlemediği bilinen bir gerçektir. Geçen yüzyılın özellikle ikinci yarısından itibaren geçmişteki bütün çağlardan çok farklı bir çağda yaşıyoruz. Bu çağın adı demokrasi çağıdır. Bu çağla birlikte kapalı sistemler açılmaya, otoriter rejimler çökmeye, alışılagelmiş hiyerarşiler yıkılmaya, kimi tabularsorgulanmaya, daha düne kadar doğru bilinenler yanlış, yanlış bilinenler doğru bulunmaya başlamıştır." Önümüzdeki yasama döneminde meclisin önündeki en önemli konunun yeni anayasanın hazırlanması olduğunu kaydeden Tanrıseven, mevcut anayasanın toplumun ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak olduğu ve bugün hiç olmadığı kadar yeni bir anayasaya ihtiyaç bulunduğunun toplumun büyük bir bölümünce kabul gördüğünü aktardı. Yeni anayasanın birey odaklı, toplumun tüm kesimlerini kapsayan ve herkesin `işte benim anayasam` diyebileceği bir anayasa olması ve özgürlükçü bir ruha sahip olması gerektiğini dile getirdi. Baro Başkanı Tanrıseven, Devlet Güvenlik Mahkemeleri`nin 5190 sayılı yasa ile kaldırıldığını ancak kaldırılan DGM`lerin yerine, DGM`leri de aratan biçimde Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri getirildiğini ifade ederek, İhtisas mahkemesi niteliğinde olmayan bu mahkemelerin yeni Ceza Muhakemesi Kanunu ile getirilen insan odaklı yargılama modelinin amacına ve ruhuna aykırı olduğunu söyledi. Tanrıseven, bu mahkemelerin bir an önce kaldırılması gerektiğini dile getirdi. "KANUNLAR DA EŞYALAR GİBİ ESKİR" Kanunların da eşyalar gibi zamanla eskir ve kullanılamaz hale geldiğine vurgu yapan Baro Başkanı Tanrıseven, şunları kaydetti: "Böyle durumlarda yasama organı harekete geçer, eskiyen ve işe yaramaz hale gelen, toplumun gereksinimlerini karşılamayan kanunları değiştirir. Bugün bölgemizde hiçbir şiddet eylemine katılmadığı halde sadece bir yürüyüşe katıldıkları için sekiz buçuk yıl ceza alan ve yine aynı cezanın verilmesi için davaları devam eden binlerce insan var. Dün televizyonlarda bir haber yer alıyordu. Amerikan haber ajansı AP`nin, devletlerin sağladığı bilgi edinme hakkını kullanarak dünya nüfusunun yüzde 70`ine denk gelen66 ülkede yaptığı araştırmaya göre, 11 Eylül 2001`den bu yana tüm ülkelerde 119 bin 44 kişi tutuklanmış, 35 bin 117 kişi de terörist olarak hüküm giymiş. Türkiye, 12 bin 897 hükümlü sayısı ile ilk sırada. İkinci sırada ise 7 bin kişi ile Çin yer alıyor. Bunun anlamı Türkiye, tüm dünyadaki tutuklamaların üçte birini gerçekleştirmiş ve en yakın rakibi birbuçuk milyar nüfuslu Çin`e neredeyse iki kat fark yapmış. Türkiye`de 2006 yılında terörle mücadele yasasında yapılan değişikliklerin ardından, 2005`te 273olan mahkumiyet sayısı 2009`da 6 bin 345`e çıktı ve bu sayı artmaya devam ediyor. Yasa değiştikten sonra ülkemizde terör ve şiddet olaylarının azalmadığı tam tersine kat be kat arttığını gözlemlemekteyiz. Demek ki cezaların arttırılması çözüm olmamakta, çözümün çağdaş demokrasi anlayışı içerisinde aranması ve yasalardaki antidemokratik hükümlerin ayıklanması gerekmektedir" "TUTUKLAMA İSTİSNA VE ÖNLEM OLMAKTAN ÇIKTI" Baro Başkanı Tanrıseven, tutuklama kararının özgürlük hakkına hukuk yoluyla da olsa tecavüz niteliği taşıdığı, adil yargılanma hakkı ile doğrudan ilişkili ve yine ceza değil bir önlem, kural değil bir istisna olduğu için son derece dikkatli biçimde verilmesi gereken kararlardan olduğunu ifade etti. Ülkemizdeki uygulama biçimi itibariyle tutuklamanın istisna ve önlem olmaktan çıktığını, kurala, cezanın infaz şekline ve hatta zaman zaman insanlara gözdağı verme ve insanları terbiye etme aracına dönüştüğünüdile getiren Tanrıseven, sözlerini şöyle sürdürdü: "İnfaz rejiminin değişmesi, son yıllarda mala karşı suçlardaki artış ve demin belirttiğim nedenlerden dolayı ülkemizdeki cezaevleri, kapasitelerinin iki, üç katını barındırmakta tutuklu ve hükümlüler insan onuruna yakışmayan koşullarda cezaevlerinde kalmaktadır. Türkiye Barolar Birliği tarafından yapılan bir araştırmaya göre ülkemizde tutuklu sayısının hükümlü sayısından fazla olduğu tespit edilmiştir. Bu durum, bir önlem ve istisna olan tutuklamanın, kurala ve hatta cezaya dönüştüğünün göstergesidir

Tutuklamaya ilişkin yargı kararlarındaki keyfilik ve çifte standartlık, mağdur olan sade yurttaşlar tarafından yıllardır şikayet, avukatlar ve barolar tarafından da eleştiri konusu yapılmasına rağmen, maalesef terör örgütü üyesi olduğu iddiasıyla tutuklananların dışındakiler için kamuoyundan yeteri kadar ilgi, tepki ve destek görmemiştir. Demokrasiye musallat olan darbeciler, yasa dışı örgüt üyeleri, başkaca suçların failleri elbette yargılansınlar ve hak ettikleri cezaları alsınlar. Bu, yurttaş olarak,hukukçu olarak, demokrasiye bağlı insanlar olarak bizim de istedifi zamanla eskir ve kullanılamaz hale geldiğine vurgu yapan Baro Bağimiz bir şeydir. Ama her şey hukuka uygun olmalıdır, suç işleyen, suç işlediği hususunda ciddi kanıtlar bulunan, adına sanık ve şüpheli dediğimiz kişilerin de hakları olduğu hususu dikkate alınmalıdır. Bugün bizim eleştiri konusu yaptığımız, yakındığımız tutuklama olgusunun, Anglo-Saksonlar tarafından neredeyse 300 yıl önce tanınan `Habeas Corpus Hakkı` ile sorun olmaktançıkarılarak asıl olanın tutuksuz yargılama olduğu, tutuklamanın son çare olduğu ve tutuklama yerine yasa ile getirilen alternatif tedbirlerin daha sık uygulanması gerektiği hususu, artık bizim yargıç ve savcılarımız tarafından da bilinmeli ve uygulanmalıdır." "HER TOPLUMDA MELEKLER KADAR ŞEYTANLAR DA OLABİLİR" Her toplumda melekler olduğu kadar, şeytanlar da olduğunu belirten Tanrıseven, "Birey olarak hepimizin sağlıklı, olumlu yanlarımız olduğu gibi, yanlışlarımız, eksiklerimiz de var. Onun için Fransızlar `Herkesin dolabında bir ceset vardır` diyor. Esasen, herkes melek olsa idi, hukuka, yasalara, avukat, yargıç ve savcılara gereksinme olmazdı. Melek ya da şeytan olalım, suç denilen şey hiçbirimizin uzağında değil. Hiç suç işlememiş olmamız, ileride de suç işlemeyeceğimiz anlamına gelmez. Hepimiz her an birsuç isnadına, iftiraya maruz kalabilir, ya da hukuki bir çekişmenin tarafı olabiliriz. Hukukun bir gün herkese lazım olacağı asla unutulmamalıdır. Bu gibi durumlarda, profesyonel bir desteğe, yani avukata gereksinmemiz olacağı açıktır. Esasen Charles Dickens`in özlü deyişi ile `kötü insanlar olmasaydı, iyi avukatlar olmazdı.` Bütün bunları dikkate aldığımızda, savunma hakkının ve avukatın önemi ve değeri ortaya çıkar" diye konuştu. "KÜRT SORUNUN GELECEK NESİLLERE BIRAKMA LÜKSÜMÜZ YOKTUR" 21. Asrın, bilgi çağı olduğu kadar, insan haklarının da çağı olduğuna vurgu yapan Tanrıseven, son yıllarda Kürt sorununun demokrasi temelinde çözümü yönünde çok ciddi tartışmalar yaşandığını belirtti. Türkiye`nin önceki nesillerden devraldığı bu sorunu, sonraki nesillere bırakma lüksü bulunmadığını aktaran Tanrıseven, "Gelinen noktada sorunun çözümü konusunda toplumun büyük bir bölümünde konsensüs oluşmuşken yeniden şiddet olaylarının tırmanması bizleri endişeye sevk etmiştir. Kan ve barut kokusununegemen olduğu bir iklimde barış seslerinin duyulması mümkün değildir. Bu nedenle şiddetin bir an önce sonlandırılması ve çatışmaların süresiz olarak durdurulması gerekmektedir. Ülkemizde herkes için demokrasinin standartları yükseltilmeli, tutuklu bulunan belediye başkanları ve milletvekilleri serbest bırakılarak düz ovada siyaset imkanı sağlanmalı, Meclisi boykot etmek yerine çözüm Mecliste aranmalı ve silahlı mücadelenin terk edilerek şiddetin bir hak arama aracı olarak görülmemesi gerekmektedir. Bizlerartık kan ve gözyaşı görmek istemiyoruz. Batman Barosu her zaman, demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları ve hukuk devleti ilkesini benimsemiş ve sorunların diyalog ile barışçıl çerçevede çözümünden yana olmuştur. Sorunun çözümü için herkesin cesur davranması ve üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmesi gerekmektedir"şeklinde konuştu.
Kaynak: İHA