"Hiçbir Kurum Kendini Devletin Sahibi Görmesin"

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, ‘‘Devlet güvenliğini esas almakla birlikte milletin egemenliğini tahkim edecek, insan hak ve özgürlüklerini en çağdaş düzeyde kendi halkına layık gören bir anayasa istiyorum‘‘ dedi.

Davutoğlu, Eskişehir Demokrasi ve Özgürlük Platformunun (ESDEM) Dedepark Otel‘de düzenlendiği ‘‘Dış Politikada Sivil Toplumdan Beklentiler‘‘ konulu toplantıda, uluslararası sistemin insanlık tarihinde görülen en hızlı değişim sürecini yaşadığını belirtti.

Son yıllarda teknolojide yaşanan hızın uluslararası ilişkileri de dönüştürdüğünü ifade eden Davutoğlu, şöyle konuştu:

‘‘Her şey yeniden yapılanıyor. Uluslararası siyasi sistem çift kutuplu olmaktan çıktı, ama yeni bir düzen oluşmadı. Büyük bir kriz yaşadık, ama yeni bir uluslararası ekonomik düzen oluşmadı. Uluslararası kültürel düzende büyük çatlamalar var. Büyük yüzleşmeler yaşıyoruz. Böyle bir dönemde Türkiye için iki yol var. Ya tekrar kendini toparlayacak, bütün o tarihi arka planını, sahip olduğu o insan kaynağını, doğal kaynaklarını harekete geçirecek şekilde tanımlama yapacak; ya da bütün bu gerilimlerin arasında kalan tam bir sıkışma haliyle gerilimlerin kurbanı olacak. Bugün karşı karşıya kaldığımız tercih böylesine hayati bir tercihtir. Bu 3-5 yılın kaderini değil, yüzyılın kaderini belirleyecek tercihtir. 20. yüzyılın üç neslini doğru okumazsak 21. yüzyılın ilk neslini doğru tercihlere yönlendiremeyiz. Yurt dışı seyahatlerimde şehitlikleri mutlaka ziyaret ederim. O şehitlikler bize birçok şeyi hatırlatır. Şehitlik ziyaretinde enerji dolarsınız ve omuzlarında büyük bir yük hissedersiniz. Geçmiş yüzyılın muhasebesini yapıyoruz, gelecek yüzyıla hazırlanıyoruz. Türkiye‘nin küresel güç olabilmesi için zihniyette, iç ve dış politikada ve ekonomik alanda restorasyon yapması gerekiyor.‘‘

-‘‘TÜRKİYE ÖZGÜVENİ YAKALADI‘‘-

Davutoğlu, Türk milletinin zihniyetini yeniden inşa etmesi gerektiğini belirterek, belli bir dönem bazı seçkinlerin zihnine yerleşen aşağılık kompleksinin aşılması gerektiğini bildirdi.

Türk milletinin neleri yapabileceğine dair son derece karamsar bir zümre olduğunu savunan Davutoğlu, şunları kaydetti:

‘‘Milletin hak ettiği güçlü bir özgüvenin, bu milletin atar damarlarına tekrar pampalanması lazım. Kendisine, tarihine güvenmeyen herhangi tarihi bir rol üstlenmesi mümkün değildir. Bir tarafla dış politika müzakeresine başladığınızda eğer o tarafı belirleyen, kendinizi de o talepleri karşılayan taraf kabul ederek masaya oturuyorsanız ne karar alınırsa alınsan ya kaybetmiş olarak ya da onursuz olarak o masadan kalkarsınız. Eşitler arası müzakere olmalı. Türkiye bu özgüveni yakaladı. Konya‘da gördüğüm ve yurt dışında yaşayan bir vatandaş bana teşekkür etti. O vatandaş ‘eskiden Türk olduğumuz belli olmasın isterdik, şimdi ise gerekli gereksiz her yerde ben Türk‘ün demek istiyorum. Bir toplantıda eğer Avrupalılar sormazlarsa gözlerinin içine bakıyorum ve sormalarını istiyorum‘ dedi. Bu bir Dışişleri Bakanına verilecek en güzel armağanıdır. 8 yıl önce bazı dış politika hamlelerimizi yaptığımızda ‘bunu yapabilir misiniz?‘ dediler. ‘Bu olur mu? Yeterli büyükelçi var mı‘ dediler? Hayalci olmakla, üçüncü dünyacı olmakla, eksen kayması yapmakla suçlandık. Bu suçlamaların arkasındaki temel sebep; bunların yapanların bu topraklara sinmiş ruhtan uzak olmalarıdır. Bu topraklarda yaşayanlar acaba adamımız yeter mi diye düşünselerdi beylikten bir devletten doğmazdı. Çanakkale‘de, Kurtuluş Savaşı‘nda tereddüt etselerdi savaşları kazanamazdık.‘‘

-‘‘TÜRKİYE‘DE DEMOKRASİ OLGUNLAŞTI‘‘-

Davutoğlu, Cumhuriyetin 100. yılında Türkiye‘nin küresel bir aktör olmasını istediklerini, söz konusu isteğin hayal olmadığını söyledi.

İç politikada yapılması gereken restorasyona da değinen Davutoğlu, şunları kaydetti:

‘‘Türkiye‘de çok partili hayata kast edenler oldu, başbakanlar asıldı, çok çile çekildi, ama artık Türkiye‘de demokrasi olgunlaştı. Daha ileri düzeyde olgunlaşacak. Kendi milletiyle bütünleşmeyen bir devletin geliştirdiği makro stratejinin millet tarafından benimsenmesi mümkün değildir. Bugün Ortadoğu‘da çalkantılar yaşanıyor. Neden yaşanıyor? Demokrasinin olmaması bu ülkelerde halk ile yönetimler arasındaki uçurumun giderek açılmasına sebebiyet verdi. Demokrasiyi daha da güçlendirmeliyiz. Sivil toplum millet egemenliğine sahip çıkmalıdır. Devlet güvenliğini esas almakla birlikte milletin egemenliğini tahkim edecek insan hak ve özgürlüklerini en çağdaş düzeyde kendi halkına layık gören bir anayasa istiyorum. Her zaman bunu talep edeceğiz. Her kurumun doğru yerde bu devlet mekanizması içinde doğru görevleri ifa ediyor halde olması gerekir. Hiçbir kurumun kendini devletin yegane sahibi gibi görmemesini temin etmek lazım. Çağdaş demokrasi bu. Herkesin konumunun gereğini yapması ve bunun anayasada doğru şekilde tanımlanmış olması gerekir. İnşallah bu siyasi restorasyonu hep birlikte yaşayacağız. Bunun mücadelesini veriyoruz, vermeye de devam edeceğiz.‘‘

-‘‘ONURLU İNSAN GÜCÜMÜZ VAR‘‘-

Kaynak: AA