Gençlerimize mahçup olmak istemiyoruz
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Marmara Üniversitesi 2010-2011 akademik yılı açılış töreninde konuştu.
İşte Başbakan Erdoğan'ın yaptığı konuşma:
Marmara Üniversitesi'nin 2010-2011 Akademik yılı açılışında bulunmanın heyecanını yaşıyorum. Bu vesileyle emeği geçen hocalarıma üniversite çalışanlarına bir kez daha saygılarımı ve şükranlarımı sunuyorum. Türkiye'nin en eski ve en seçkin, köklü üniversitelerinden biri olan Marmara Üniversitesi'nin mezunu olmaktan büyük onur duyduğumu ve bu onuru hayatım boyunca gururla taşıyacağımı ifade etmek istiyorum. Bizim neslin bizden önceki nesillerin eğitimde yaşadığı imkansızlıkları gelecek nesillerinde yaşamamsı için her türlü imkanı seferber eidyoruz ve bunu bir sorumluluk olarak telaki ediyorum.
GENÇLERİMİZ KUTUPLAŞTIRILDI
Gençler görünmez bir takım karanlık ellerin marifetiyle kutuplaştırıldı. Silahlarla, demir çubuklarla neler çektiğimizi o dönemde biliyoruz. Yüzlerce, binlerce gencimiz kampüslerin içinde malesef hayatını kaybetti, yaralandı. Aynı şekilde üniversitelerimizde görev yapan biliadamlarımız da o karanlık günlerin ceremesini yaşadılar. Bir kısmı görev yaptıkları üniversitelerden uzaklaştırıldılar, hatta yurdışına çıkmak zorunda kaldılar.
BİNLERCE ÖĞRETİM ÜYESİ İSTİFA ETMEK ZORUNDA KALDI
1983 yılında 1402 sayılı yasanın 2. maddesi sıkı yönetim komutanlığı tarafından değiştirildi. Bugün inanmakta anlamakta çok çok güçlük çektiğim madedede şu ifadeler yer alıyor; 'Genel güvenilk, asayiş veya kamu düzeni açısından çalışmaları sakıncalı görülen kamu personelinin işine son verilmesi yerel yönetimde çalışanların görevden uzaklaştırılması ilgili kurum ve organlarca derhal yerine getirilir. Yani kimse o gün oradaki idarenin sorumlu olan kişileri ben seni sakıncalı gördüm dediği anda iş bitmiştir. Bu yasanın ardından çoğu profesör olan yaklaşık 100 öğretim üyesinin işine son verildi. Binlerce öğretim üyesi istifa etmek zorunda kalmıştır.
Yeni bir eğitim öğretim yılının heyecanını yaşarken 30 yıl öncesinin o karanlık tablosunu hatırlatmamın bir nedeni var değerli arkadaşlar. Yeni nesil ve özellikle 1970 ve sonrasında doğmuş olanlar 12 Eylül'ün ne anlama geldiğini anlamayabilir. Bugün sahip olduğumuz demokratik standartları ve demokratik ortamı anlayabilmek ve değerini bilmek açısında o günlerin mutlaka hatırda bulunması gerektiğine inanıyorum. Türkiye'de 1960 ve sonrasında hemen her 10 yılda bir demokrasiye müdahale yaşandı. Bu kadar çok müdahalenin yaşanması açık söylüyorum bu müdahalelerin yeterince sorgulanmamasının bir neticesidir. 27 Mayıs unutturulduğu için 12 Mart yaşandı. 12 Mart unutturulduğu için 12 Eylül yaşandı. Aynı şekilde 12 Eylül unutturulduğu için 28 Şubat yaşandı. Artık bir halk oylaması bir kampanya sürecinde değiliz ve ben şunları tüm samimiyetimle söylemek istiyorum. 12 Eylül öncesi ve sonrasında hangi taraftan olursa olsun gençlerin vefaatı bizim yüreğimizi derinden sızlatmıştır.
Bakın saygı değer hocalarım biliyorsunuz 2 hafta kadar önce 12 Eylül üzerinde bir halk oylaması yapıldı. 12 Eylül 1982 Anayasa'sı bugüne kadar defalarca değişikliğe uğradı ama 12 Eylül 2010'da yapılan değişiklik bu anayasanın özüne en çok dokunan oldu.
YÖK'Ü KALDIRALIM DİYORLAR
Şimdi tabi muhalefet çıkıyor. Hadi o zaman 12 Eylül'de YÖk'ü kaldırın diyorlar. Bunu söyleyenler bu ülkede zaman, zaman iktidar ortağı oldular. Onların iktidar olduğu dönemler bu ülkede YÖK'ün bilimadamları üzerinde en etkili olduğu dönemler. O gün sorunların çözümü için uğraşmayanlar bugün bunu çözün diyorlar. Biz onların sözlerinde samimi olmalarını temenni ediyoruz.
BAYKAL-KILIÇDAROĞLU KIYASLAMASI
CHP eski genel başkanı bana YÖK'ü kaldırmak bir rejim meselesi demiştir. Şimdi ise yeni genel başkan YÖK'ü kaldıralım diyor. Biz diyoruz ki; bizim derdimiz üzüm yemek bağcıyı dövmek değil. Oturun başörtüsü konusunuda konuşalım.
MAHALLE BASKISINI ORTADAN KALDIRALIM
Bu ülkede hangi inançtan olursa olsun hangi görüşten olursa olsun şu mahalle baskısı denilen şeyleri ortadan kaldıralım. Ama bunu yaparken gençlerimize örnek olarak yapalım. Samimi olarak yapalım. Siyasetçinin samimiyet testini siyasetçiler yapmaz. Seçmenler yapar.
Şu son 8 yılda biz 2 genel, 2 yerel seçimden ve 2 tane de referandumu atlatmak suretiyle temiz çıktık. Mutluluğumuzun altında yatan gerçek şudur. Şu ana kadar partime müracat eden uluslararası 70 siyasi parti var bu başarıları nasıl elde ettiniz bize de eğitim verirmisiniz diyen 70 parti var. Biz en az güvenilen kurum olan siyaset kurumunun başarısını yukarı çekmenin gayreti içerisindeyiz.
GENÇLERE MAHÇUP OLMAK İSTEMİYORUZ
Biz gençlere mahçup olmak istemiyoruz. Yapamayacaklarımızı vaad etmiyor. Her türlü gelişmeyi şeffaf bir şekilde vatandaşlarımızla paylaşıyoruz.
Bizi beğenmeyenler olabilir, politikamızı, yaşamımızı onaylamayanlar olabilir. Ama biz onların da hükümetiyiz. Bunu akıllarımızdan çıkarmamamız gerekir. Bugüne kadar siyasiler kendilerine oy çıkmayan illeri adeta yok saymıştır. Ama bizim hizmetlerimizden en çok faydalanan illerden birisi de Tunceli'dir bakın bizim Tunceli'de milletvekilimiz yok. Belediyelerin yapması gereken hizmetleri biz yapıyoruz. Neden çünkü oralar da vatan toprağıdır. Bize o çıkmıyor diye oraları ihmal edemeyiz. Batı neyse doğu da o olacak. Kuzey neyse güney de o olacak. Buralara bugünlere kadar hizmetler esirgenmişti. Belli iller ve bölgeler ihmal edilmişti. Biz bu anlayışa asla pirim vermedik. İşte ben halk oylaması sonucunda defalarca ifade ettik. Bize düşe yüzde 42 evet demediği için onları yok saymak değildir. Bize düşen neden evet demediklerini bilmektir. Ben şimdi neden yüzde 42'nin evet demediğini araştırıyorum. Bunu daha aşşağı nasıl çekebiliriz. Standartları yüksek bir dmeokrasi de yaşamanın gereği budur. AB'de katılımı politikları yürüten bir ülkenin hükümetine düşen işte budur. Siyaset ve siyasetçi kendisini değiştirmiyorsa ülkede değişemez.
Bizde malesef protestoların demopkratik olgunluğun dışına çıktığını zaman, zaman görüyoruz. Biz kendimizi sorguluyoruyz değerli arkadaşlarım. Kendi öz eleştirilerimizi yapıyoruz. Aynı eleştiriyi muhalefetin de yapmasını bekliyoruz. 12 Eylül halk oylaması sonucu Türkiye yeni bir sayfa açtı. Bu noktada hiç bir çekincemiz yok. Demokrasi içinde her sorunu çözebilir, aşabilir ve Türkiye'yi bu gün olduğundan çok daha ileri bir seviyeye taşıyabiliriz.
Türkiye'nin küresel anlamda her alanda önemi artıyor. Küresel ekonomi içerisnde yıldızı parlayan Türkiye küresel politikalrda da adından daha çok söz ettiriyor. Türkiye 8 yıl gibi kısa bir sürede inanın bu seviyeye ulaştı. 8 yıl önce dünya ekonomileri arasında 26. sıradaydı. Şu anda 17. sırada. Hedefimiz cumhuriyetin 100. yılında Türkiye'yi dünyanın ilk 10 ekonomisi arasına sokmak. Bakınız ben bir çılgın proje diyorum herkes acaba nedir diyorlar. Niye? alışık değiller. Şu anda İstanbul, İzmir arası otoyol başlıyor inşallah 2 ay içerisinde temelini atıyoruz. 7 yıl diye anlaştık ama biz 5 yıl içerisinde bu yolu bitireceğiz diyorlar. Gebze-Hersek burayı köprüyle geçeceğiz. Dünyanın en uzun köprüsünü oraya inşa edeceğiz. Şimdi bütün bunlar değerli arkadaşlar bir güvenin işaretidir. Bazı engeller önümüze çıkarılmamış olsaydı biz şu anda Marmaray'ı bitirmiş olacaktık.
Şimdi yeni bir tüpgeçit yapıyoruz ve önümüzdeki günlerde otomoniller o tüpgeçitten geçebilecek. Olmayacak şeyler önümüze çıkarıldı. İşte Taksim AKM ile söyledikleri gibi. Eline diline dursun ya oraya iş merkezi yapacaklar böyle bir şey yok. Geçmişte de aynı şeyi yaptılar yine aynı şeyi yapıyorlar.
Dünyaya ülkenizi böyle tanıtacaksınız. Eğer bu tür etkinlikler ülkenize çekilirse bu artarak devam edecek. Şimdi ben buradan sevgili öğrencilerimize de bir çağrıda bulunmak istiyorum. Lütfen Türkiye'nin değişmesine de duyarsız kalmayın. Türkiye 50 yıl, 30 yıl hatta 8 yıl öncesine bile çok farklı bir yerde. Türkiye küçük olsun ama benim olsun anlayışıyla yola devam eden bir ülke değil. Türkiye bugün dünyanın en istikrarlı ülkelerinden biri. İnşallah gençlerimizin de katılımıyla ülkemizi el birliği ile dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri yapacağız.
Ülkemizi ileri demokrasiler konumuna getireceğiz, Standartlara uyan değil standart belirleyen ülkelerden biri haline geleceğiz. Tarih boyunca farklı medeniyetlerin, farklı inanç gruplarının gerekirkse kendi yargılamalarını yapmalarına saygı duyan bir ülkenin varisleriyiz. İnşallah gelecekte dünyada yine öncü bir rol üstleneceğiz. Gençlerimizin buna inanmasını istiyoruz. Türkiye'nin her bir vatandaşı özellikle gençleri tam bir özgüven içerisnde olmalı. Ben bir kez daha 2010-2011 eğitim ve öğretim yılının Marmar Üniversitesi'ne hayırlı olmasını temenni ediyorum. Hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum.
Marmara Üniversitesi'nin 2010-2011 Akademik yılı açılışında bulunmanın heyecanını yaşıyorum. Bu vesileyle emeği geçen hocalarıma üniversite çalışanlarına bir kez daha saygılarımı ve şükranlarımı sunuyorum. Türkiye'nin en eski ve en seçkin, köklü üniversitelerinden biri olan Marmara Üniversitesi'nin mezunu olmaktan büyük onur duyduğumu ve bu onuru hayatım boyunca gururla taşıyacağımı ifade etmek istiyorum. Bizim neslin bizden önceki nesillerin eğitimde yaşadığı imkansızlıkları gelecek nesillerinde yaşamamsı için her türlü imkanı seferber eidyoruz ve bunu bir sorumluluk olarak telaki ediyorum.
GENÇLERİMİZ KUTUPLAŞTIRILDI
Gençler görünmez bir takım karanlık ellerin marifetiyle kutuplaştırıldı. Silahlarla, demir çubuklarla neler çektiğimizi o dönemde biliyoruz. Yüzlerce, binlerce gencimiz kampüslerin içinde malesef hayatını kaybetti, yaralandı. Aynı şekilde üniversitelerimizde görev yapan biliadamlarımız da o karanlık günlerin ceremesini yaşadılar. Bir kısmı görev yaptıkları üniversitelerden uzaklaştırıldılar, hatta yurdışına çıkmak zorunda kaldılar.
BİNLERCE ÖĞRETİM ÜYESİ İSTİFA ETMEK ZORUNDA KALDI
1983 yılında 1402 sayılı yasanın 2. maddesi sıkı yönetim komutanlığı tarafından değiştirildi. Bugün inanmakta anlamakta çok çok güçlük çektiğim madedede şu ifadeler yer alıyor; 'Genel güvenilk, asayiş veya kamu düzeni açısından çalışmaları sakıncalı görülen kamu personelinin işine son verilmesi yerel yönetimde çalışanların görevden uzaklaştırılması ilgili kurum ve organlarca derhal yerine getirilir. Yani kimse o gün oradaki idarenin sorumlu olan kişileri ben seni sakıncalı gördüm dediği anda iş bitmiştir. Bu yasanın ardından çoğu profesör olan yaklaşık 100 öğretim üyesinin işine son verildi. Binlerce öğretim üyesi istifa etmek zorunda kalmıştır.
Yeni bir eğitim öğretim yılının heyecanını yaşarken 30 yıl öncesinin o karanlık tablosunu hatırlatmamın bir nedeni var değerli arkadaşlar. Yeni nesil ve özellikle 1970 ve sonrasında doğmuş olanlar 12 Eylül'ün ne anlama geldiğini anlamayabilir. Bugün sahip olduğumuz demokratik standartları ve demokratik ortamı anlayabilmek ve değerini bilmek açısında o günlerin mutlaka hatırda bulunması gerektiğine inanıyorum. Türkiye'de 1960 ve sonrasında hemen her 10 yılda bir demokrasiye müdahale yaşandı. Bu kadar çok müdahalenin yaşanması açık söylüyorum bu müdahalelerin yeterince sorgulanmamasının bir neticesidir. 27 Mayıs unutturulduğu için 12 Mart yaşandı. 12 Mart unutturulduğu için 12 Eylül yaşandı. Aynı şekilde 12 Eylül unutturulduğu için 28 Şubat yaşandı. Artık bir halk oylaması bir kampanya sürecinde değiliz ve ben şunları tüm samimiyetimle söylemek istiyorum. 12 Eylül öncesi ve sonrasında hangi taraftan olursa olsun gençlerin vefaatı bizim yüreğimizi derinden sızlatmıştır.
Bakın saygı değer hocalarım biliyorsunuz 2 hafta kadar önce 12 Eylül üzerinde bir halk oylaması yapıldı. 12 Eylül 1982 Anayasa'sı bugüne kadar defalarca değişikliğe uğradı ama 12 Eylül 2010'da yapılan değişiklik bu anayasanın özüne en çok dokunan oldu.
YÖK'Ü KALDIRALIM DİYORLAR
Şimdi tabi muhalefet çıkıyor. Hadi o zaman 12 Eylül'de YÖk'ü kaldırın diyorlar. Bunu söyleyenler bu ülkede zaman, zaman iktidar ortağı oldular. Onların iktidar olduğu dönemler bu ülkede YÖK'ün bilimadamları üzerinde en etkili olduğu dönemler. O gün sorunların çözümü için uğraşmayanlar bugün bunu çözün diyorlar. Biz onların sözlerinde samimi olmalarını temenni ediyoruz.
BAYKAL-KILIÇDAROĞLU KIYASLAMASI
CHP eski genel başkanı bana YÖK'ü kaldırmak bir rejim meselesi demiştir. Şimdi ise yeni genel başkan YÖK'ü kaldıralım diyor. Biz diyoruz ki; bizim derdimiz üzüm yemek bağcıyı dövmek değil. Oturun başörtüsü konusunuda konuşalım.
MAHALLE BASKISINI ORTADAN KALDIRALIM
Bu ülkede hangi inançtan olursa olsun hangi görüşten olursa olsun şu mahalle baskısı denilen şeyleri ortadan kaldıralım. Ama bunu yaparken gençlerimize örnek olarak yapalım. Samimi olarak yapalım. Siyasetçinin samimiyet testini siyasetçiler yapmaz. Seçmenler yapar.
Şu son 8 yılda biz 2 genel, 2 yerel seçimden ve 2 tane de referandumu atlatmak suretiyle temiz çıktık. Mutluluğumuzun altında yatan gerçek şudur. Şu ana kadar partime müracat eden uluslararası 70 siyasi parti var bu başarıları nasıl elde ettiniz bize de eğitim verirmisiniz diyen 70 parti var. Biz en az güvenilen kurum olan siyaset kurumunun başarısını yukarı çekmenin gayreti içerisindeyiz.
GENÇLERE MAHÇUP OLMAK İSTEMİYORUZ
Biz gençlere mahçup olmak istemiyoruz. Yapamayacaklarımızı vaad etmiyor. Her türlü gelişmeyi şeffaf bir şekilde vatandaşlarımızla paylaşıyoruz.
Bizi beğenmeyenler olabilir, politikamızı, yaşamımızı onaylamayanlar olabilir. Ama biz onların da hükümetiyiz. Bunu akıllarımızdan çıkarmamamız gerekir. Bugüne kadar siyasiler kendilerine oy çıkmayan illeri adeta yok saymıştır. Ama bizim hizmetlerimizden en çok faydalanan illerden birisi de Tunceli'dir bakın bizim Tunceli'de milletvekilimiz yok. Belediyelerin yapması gereken hizmetleri biz yapıyoruz. Neden çünkü oralar da vatan toprağıdır. Bize o çıkmıyor diye oraları ihmal edemeyiz. Batı neyse doğu da o olacak. Kuzey neyse güney de o olacak. Buralara bugünlere kadar hizmetler esirgenmişti. Belli iller ve bölgeler ihmal edilmişti. Biz bu anlayışa asla pirim vermedik. İşte ben halk oylaması sonucunda defalarca ifade ettik. Bize düşe yüzde 42 evet demediği için onları yok saymak değildir. Bize düşen neden evet demediklerini bilmektir. Ben şimdi neden yüzde 42'nin evet demediğini araştırıyorum. Bunu daha aşşağı nasıl çekebiliriz. Standartları yüksek bir dmeokrasi de yaşamanın gereği budur. AB'de katılımı politikları yürüten bir ülkenin hükümetine düşen işte budur. Siyaset ve siyasetçi kendisini değiştirmiyorsa ülkede değişemez.
Bizde malesef protestoların demopkratik olgunluğun dışına çıktığını zaman, zaman görüyoruz. Biz kendimizi sorguluyoruyz değerli arkadaşlarım. Kendi öz eleştirilerimizi yapıyoruz. Aynı eleştiriyi muhalefetin de yapmasını bekliyoruz. 12 Eylül halk oylaması sonucu Türkiye yeni bir sayfa açtı. Bu noktada hiç bir çekincemiz yok. Demokrasi içinde her sorunu çözebilir, aşabilir ve Türkiye'yi bu gün olduğundan çok daha ileri bir seviyeye taşıyabiliriz.
Türkiye'nin küresel anlamda her alanda önemi artıyor. Küresel ekonomi içerisnde yıldızı parlayan Türkiye küresel politikalrda da adından daha çok söz ettiriyor. Türkiye 8 yıl gibi kısa bir sürede inanın bu seviyeye ulaştı. 8 yıl önce dünya ekonomileri arasında 26. sıradaydı. Şu anda 17. sırada. Hedefimiz cumhuriyetin 100. yılında Türkiye'yi dünyanın ilk 10 ekonomisi arasına sokmak. Bakınız ben bir çılgın proje diyorum herkes acaba nedir diyorlar. Niye? alışık değiller. Şu anda İstanbul, İzmir arası otoyol başlıyor inşallah 2 ay içerisinde temelini atıyoruz. 7 yıl diye anlaştık ama biz 5 yıl içerisinde bu yolu bitireceğiz diyorlar. Gebze-Hersek burayı köprüyle geçeceğiz. Dünyanın en uzun köprüsünü oraya inşa edeceğiz. Şimdi bütün bunlar değerli arkadaşlar bir güvenin işaretidir. Bazı engeller önümüze çıkarılmamış olsaydı biz şu anda Marmaray'ı bitirmiş olacaktık.
Şimdi yeni bir tüpgeçit yapıyoruz ve önümüzdeki günlerde otomoniller o tüpgeçitten geçebilecek. Olmayacak şeyler önümüze çıkarıldı. İşte Taksim AKM ile söyledikleri gibi. Eline diline dursun ya oraya iş merkezi yapacaklar böyle bir şey yok. Geçmişte de aynı şeyi yaptılar yine aynı şeyi yapıyorlar.
Dünyaya ülkenizi böyle tanıtacaksınız. Eğer bu tür etkinlikler ülkenize çekilirse bu artarak devam edecek. Şimdi ben buradan sevgili öğrencilerimize de bir çağrıda bulunmak istiyorum. Lütfen Türkiye'nin değişmesine de duyarsız kalmayın. Türkiye 50 yıl, 30 yıl hatta 8 yıl öncesine bile çok farklı bir yerde. Türkiye küçük olsun ama benim olsun anlayışıyla yola devam eden bir ülke değil. Türkiye bugün dünyanın en istikrarlı ülkelerinden biri. İnşallah gençlerimizin de katılımıyla ülkemizi el birliği ile dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri yapacağız.
Ülkemizi ileri demokrasiler konumuna getireceğiz, Standartlara uyan değil standart belirleyen ülkelerden biri haline geleceğiz. Tarih boyunca farklı medeniyetlerin, farklı inanç gruplarının gerekirkse kendi yargılamalarını yapmalarına saygı duyan bir ülkenin varisleriyiz. İnşallah gelecekte dünyada yine öncü bir rol üstleneceğiz. Gençlerimizin buna inanmasını istiyoruz. Türkiye'nin her bir vatandaşı özellikle gençleri tam bir özgüven içerisnde olmalı. Ben bir kez daha 2010-2011 eğitim ve öğretim yılının Marmar Üniversitesi'ne hayırlı olmasını temenni ediyorum. Hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum.
