JMO Adana Şube Başkanı Tatar: Sanki hiç deprem olmayacakmış gibi aynı uygulamalar devam ediyor

Jeoloji Mühendisleri Odası (JMO) Adana Şube Başkanı Dr. Mehmet Tatar, 27 Haziran 1998 Ceyhan depremi üzerinden 12 yıl geçmesine rağmen uygulamalarda h

Jeoloji Mühendisleri Odası (JMO) Adana Şube Başkanı Dr. Mehmet Tatar, 27 Haziran 1998 Ceyhan depremi üzerinden 12 yıl geçmesine rağmen uygulamalarda herhangi bir değişiklik olmadığını söyledi.

Adana depreminin 12. yıl dönümü münasebetiyle JMO Adana Şubesi'nde 'Depremden Neden Korkarız, Arsa Rantı, İmar Planları ve Zemin Etütleri' konulu toplantı düzenlendi.

Programın açılış konuşmasını yapan Tatar, "Sanki hiç deprem yaşanmamış gibi ve bir daha yaşanmayacak gibi uygulamalar devam etmektedir. Rant, bilimin önüne geçtiği sürece bu yanlış devam edecektir." dedi.

Dünyanın bir çok yerinde Türkiye'dekinden çok daha şiddetli depremler meydana gelmesine rağmen can kayıpları ve maddi hasarların minimize edildiğini vurgulayan Dr. Mehmet Tatar, "Bizler jeoloji mühendisleri olarak, yetkilileri bir kez daha bilimin aklen gereklerini yerine getirmeleri için uyarıyoruz. Unutmayalım ki afet unutulduğu zaman gelir." diye konuştu.

Tüm felaketler ve acılarda olduğu gibi depremin de acılarının zaman içinde unutulduğunu belirten JMO Adana Şube Yazmanı Jeoloji Yüksek Mühendisi Mehmet Yıldırım ise deprem gerçeğinin unutulmaması gerektiğinin altını çizdi. Türkiye'nin bir deprem ülkesi olduğunu hatırlatan Yıldırım, şöyle devam etti:

"Bu gerçeğin bilinci içinde yaşamak zorundayız. Depremden neden korkarız ? Korkarız, çünkü deprem, içinde barındığımız binaları tahrip edebilir, bizlere zarar verebilir, hatta öldürebilir. Bunun örneğini biz Adanalılar olarak birebir yaşadık. 1998 Ceyhan-Abdioğlu merkezli 6.3 şiddetindeki bir depremde ciddi şekilde etkilendik. Depremin bilançosu 145 ölü, bin 41 yaralı yaklaşık 10 bin konut ve Sabancı Organize Sanayi Bölgesi'nde onlarca sanayi tesisi ağır hasar gördü. Aslında 6.3 şiddetindeki deprem, ağır hasar verecek deprem sınıfında değildir ama maalesef biz bu şiddetteki bir depremde bile böylesine büyük acılar yaşadık."

Mal ve can kaybının yanlış yer seçimi ve yapılaşma; çağdışı şehircilik anlayışından kaynaklandığını dile getiren Yıldırım, "Depremi önlemek, karşı koymak mümkün değil. Bunu biliyoruz ama acaba depremden dolayı meydana gelen can ve mal kayıplarının önüne geçilebilir mi? Evet geçilebilir. Eğer içinde yaşayacağımız binalarımızı bilimsel olarak tespit edilmiş kurallarına uygun şekilde yaparsak depremden korkmamıza hiçbir neden kalmaz." şeklinde konuştu.

CAN VE MAL KAYBI YÜZDE 98 ÖNLENEBİLİR

Alüvyon gibi kalın, ayrık taneli zeminler üzerine çok katlı binaların inşa edilmesiyle depremlerin ölümcül felaketlere dönüştüğünü ifade eden Yıldırım, şunları söyledi:

"Doğal afetlerde meydana gelebilecek can ve mal kayıpları, yerleşim alanları belirlenirken, yapılacak jeolojik etütlerle yüzde 98 oranında önlenebilir. Arsa rantı önlenebilir mi ? Kesinlikle önlenir. Eğer yerleşime açılacak alanlar için kamu yatırımları sonucu oluşan değer artışı mülk sahiplerine bırakma yerine kamuya dönüşü sağlanırsa arsa rantı çok büyük ölçüde önlenmiş olur. Şehircilikte birçok aşama vardır ve her aşamada ayrı ayrı jeolojik etütlere ihtiyaç vardır. Örneğin; Çevre Düzeni Planları ya da Nazım İmar Planları yapılırken 'Arazi Kullanım Potansiyel Haritaları'na ihtiyaç vardır. Bu haritalarda yerleşim için uygun olan ve olmayan alanlar belirlenir. Şehrin hangi yönde ve nasıl gelişeceği bu haritalara göre düzenlenmesi gerekir."

İmar uygulaması, yani yapılaşma aşamasında 'Zemin Etütlerine' gereksinim duyulduğunu bildiren Yıldırım, şu bilgileri verdi: "Zemin etüdünde, düşünülen bina yükünün zeminde oluşturacağı gerilimler ve yine deprem gibi dinamik yüklere karşı koyacak esneklikte tasarım yapılmasını sağlayacak parametreler tespit edilir. Bu parametrelerin doğru olarak tespit edilmesi hem bina güvenliği, hem de ekonomisi açısından çok önemlidir. Yanlış tespit edilecek parametreler ya gereğinden fazla yük yükleyerek zeminin taşıma kapasitesini zayıflatarak bina güvenliğini riske sokarken gereksiz maliyet artışına neden olur. Ya da gereğinden az donanım kullanılmasına yol açarak yine bina güvenliğini tehlikeye sokar. Unutmayalım ki, deprem öldürmez, bina öldürür."