Bdp'nin Başbakan Hakkında Verdiği Gensoru Önergesi
Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün, Türk bayrağının kırmızısının, Kürt, Türk, Azeri, Gürcü, Abazha, Arap şehitlerin, hepsinin kanından oluşan bir kırmızı olduğunu belirterek, "Bu kırmızı kimsenin kırmızısı değil, hepimizin kırmızısı
Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün, Türk bayrağının kırmızısının, Kürt, Türk, Azeri, Gürcü, Abazha, Arap şehitlerin, hepsinin kanından oluşan bir kırmızı olduğunu belirterek, "Bu kırmızı kimsenin kırmızısı değil, hepimizin kırmızısı. Ona saygısızlık etmek herkese saygısızlık etmektir. O bayrağın renginin oluşumuna katkıda bulunan herkese saygısızlık etmektir" dedi.
BDP'nin Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hakkında verdiği gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmamasına ilişkin Meclis Genel Kurulu'nda gerçekleştirilen görüşmelerde hükümet adına Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün konuştu. Parlamento'da her konunun tartışılabileceğini belirten Ergün, tartışmanın kavga etmekten daha iyi olduğunu söyledi. Demokrasi bütün problemlerin çözümüyse tartışacaklarını, konuşacaklarını bildiren Ergün şöyle konuştu:
"Elinde silahla hiçbir problem çözülmeyecek. Eğer sorun insan hakları sorunuysa, demokrasi sorunuysa, özgürlükler sorunuysa, hukuk devleti sorunuysa, vatandaşlarımızın yaşadığı etnik veya dini kimlik sorunuysa bu, demokrasiyle, insan haklarıyla, hukuk devletiyle çözülecek bir sorundur. Silahla çözülecek bir sorun değildir. O zaman silaha ne ihtiyaç vardır. Silah hangi amaçla taşınmaktadır. Silahla demokrasi nasıl yan yana gelebilmektedir. İnsanların demokrasi içinde, hukuk içinde çözülebilecek sorunları
için silaha sarılmanın, memleketin şehirlerinde bombalama eylemleri yapmanın, dağında silahla dolaşmanın, jandarma karakollarına saldırı yapmanın izahı nedir. Demokratik zemini güçlendirmek midir, hak ve özgürlükleri silahla elde etmek midir? Böyle bir şey yok. Bütün bunları tartışırken sözün cazibesine ve sözün şehvetine kapılmadan tartışmalıyız. Sözün cazibesine ve şehvetine kapılarak muvazeneyi (dengeyi) kaybetmeye gerek yok. Muvazeneyi kaybettiğimiz zaman işi çözemeyiz çünkü. Bize akıl lazım, bize
muvazene lazım. O muvazene içinde sorunları tartışmalıyız. Yoksa hakaret etmekten kolay ne var? Sövüp saymaktan kolay ne var? En kolayı o. Ama muvazeneyi korumak, dengeyi korumak ve demokrasi zemini içinde sorunları özgürce tartışabilmek hepimizin ihtiyacı olan bir konudur."
"SUZAN İSMİNİN KONULDUĞU YERDE ZOZAN İSMİNİN KONULAMAMASI KADAR YANLIŞ BİRŞEY OLAMAZ"
AK Parti hükümetinin bugüne kadar hiçbir soruna duyarsız kalmadığını vurgulayan Ergün, sorunların tamamen çözülmediğini ama bu sorunların çözümü konusunda samimi adımlar attıklarını ve büyük mesafeler katedildiğini söyledi. Halkın her türlü sorununda samimi bir çaba içinde olduklarını belirten Ergün, Kürt kökenli vatandaşlar 'etnik kimlik sorunum var' dediğinde, "Yok senin böyle bir sorunun, zaten sen de yoksun" demediklerini kaydetti. Türkiye'de milyonlarca Kürt vatandaşın yaşadığına işaret eden Ergün,
yaşadıkları sorunlarla ilgili önemli adımlar attıklarını ifade etti. 'Beni tanımıyorlar' dediği zaman, "Evet sen varsın" dediklerini, 'Ben dilimi konuşamıyorum' dedikleri zaman, "Konuşmalısın" dediklerini, 'Televizyon seyredemiyorum, gazete çıkartamıyorum' dediği zaman, "Evet gazete çıkarabilmelisin, televizyon izleyebilmelisin, kitap okuyabilmelisin, bunları yayınlayabilmelisin" dediklerini anlattı. Ergün şunları kaydetti:
"Çocuğuma isim koyamıyorum dediği zaman bu Parlamento'da isim koyma yasaklarını hep beraber kaldırdık. Her zaman şunu söyledik. 'Perihan isminin konulduğu yerde Berivan isminin konulamaması kadar yanlış bir şey olamaz' dedik. 'Suzan isminin konulduğu yerde Zozan isminin konulamaması kadar yanlış bir şey olamaz, insanımıza bu muamele reva görülemez' dedik ve bu konudaki adımları hep beraber attık. 'Köyümün, şehrimin adı değiştirildi' dediler. İdari bir kararla, kimsenin köyünün adını değiştirmeyi aklından
geçirmediği bir Türkiye'de 12 Eylül yönetiminin bir gecede böyle bir idari karar alması ne kadar yanlıştı. Bin yıldır o köyde oturan adama bunun zor geldiğini görmek lazımdı. Bunun mantığı da yoktu. Mesela Siirt'in Tillo ilçesini Aydınlar ilçesi yaptık. Kimse Aydınlar demiyor. Şoförler bile Siirt'ten Aydınlar'a giderken 'Tillo, Tillo' diye müşterilerini çağırıyor. Tillo'yu Aydınlar'a çevirirken Pervari'ye, Midyat'a dokunmadık. Mantığı var mı? Mantığı yok. Bu mantıksız işlerin hepsine son vermek lazım.
Bunlar demokrasiyle, insan haklarıyla, hukuk devletiyle çözülecek iştir. Eşkıyalıkla çözülmez bunlar. Silahlar bırakıldığı zaman bakalım Türkiye bu sorunları nasıl özgür ve demokratik platforma tartışabiliyor ve çözüyor. Silahın konuştuğu yerde, her Allah'ın günü şehitlerin geldiği yerde hangi demokrasiden söz edeceğiz."
"MESELELERİ ORTAK NOKTALARI TAHRİP ETMEDEN ÇÖZMELİYİZ"
Ortak bir vatana ve ortak bir bayrağa sahip olduklarını, ortak bir millet ve vatandaşlık anlayışı içinde olduklarını dile getiren Ergün, bölünme gibi, federasyon gibi, özerk bölge gibi bir takım taleplere bu toplumun kapalı olduğunu vurguladı. Bunların anlamlı ve gerçekçi da olmadığını ifade eden Ergün, toplumun, etnik siyasi temsil gibi taleplere de kapalı olduğunu dile getirdi. Ergün şunları söyledi:
"Ben Türküm. Sünni bir Müslüman'ım. Ama Parlamento'da etnik olarak, münhasıran Türk ırkını veya Sünni Müslümanları temsilen bulunmuyorum. Bütün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını temsilen bulunuyorum. Ama bir başkası da 'ben münhasıran Alevileri, ben münhasıran Kürtleri temsilen bulunuyorum' demek mecburiyetinde değil. Bunun milli birliğimize, vatandaşlık anlayışımıza, üniter devlet yapımıza, toplumsal barışımıza bir katkı sağlayacağını da düşünmüyoruz. Öbür taraftan iki resmi dil, iki bayrak gibi
talepler olabilir mi? Şu ay yıldızlı bayrak 1800'lü yıllardan beri kullanılan bir bayrak. Eni boyu, ayın ve yıldızın ölçüleri belirlendi. Bu bayrağın kırmızısı kimin kanının kırmrer türlü sorununda samimi bir ızısı. Sadece Kürt şehitlerin, sadece Türk şehitlerin, Azeri şehitlerin, Gürcü şehitlerin, Abazha şehitlerin, Arap şehitlerin, hepsinin kanından oluşan bir kırmızı değil mi bu? Bu kırmızı kimsenin kırmızısı değil, hepimizin kırmızısı. Ona saygısızlık etmek herkese saygısızlık etmektir. O bayrağın
renginin oluşumuna katkıda bulunan herkese saygısızlık etmektir. Bu ortak noktaları tahrip etmeden bu meseleleri çözüme kavuşturmanın yolunu bulmamız lazım."
"ALEVİLERİ, KÜRTLERİ OLMAYAN TÜRKİYE EKSİK BİR TÜRKİYE OLUR"
Alevileri olmayan, Kürtleri olmayan bir Türkiye'nin eksik bir Türkiye olacağını ifade eden Ergün, onların sorunlarının da çözülmesi gerektiğini bildirdi. Ergün, bu çözümleri hep beraber gerçekleştirmeleri gerektiğini, bunun zeminini demokrasi, insan hakları ve özgürlükler olduğunu belirtti. Bin yıllık sorunları bir tartışmada çözmeyi beklemenin doğru olmadığını kaydeden Ergün, "Demokrasi sabır ister" dedi. Başörtüsü sorununu çözmek için adım atmaya çalıştıklarında, muhalefetin, 'gerginlik olur, laiklik
tartışması çıkar' dediğini anlatan Ergün, gerginlik olmasın, tartışma çıkmasın diye doğal akışına bıraktıklarında ise, 'Eee, hani bunlar sizin sorununuzu çözecekti' şeklinde şikayet edildiğini belirtti. Ergün, "Başı açık olanlara gidip de, 'Bunlar sizin başınızı zorla kapatırlar', başı kapalı olanlara gidip de, 'Hani bunlar sizin sorununuzu çözecekti' demek siyaset değildir. Böyle siyaset olmaz. Böyle bir anlayışla ülkenin sorunlarını çözemeyiz" şeklinde konuştu.
BDP'nin Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hakkında verdiği gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmamasına ilişkin Meclis Genel Kurulu'nda gerçekleştirilen görüşmelerde hükümet adına Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün konuştu. Parlamento'da her konunun tartışılabileceğini belirten Ergün, tartışmanın kavga etmekten daha iyi olduğunu söyledi. Demokrasi bütün problemlerin çözümüyse tartışacaklarını, konuşacaklarını bildiren Ergün şöyle konuştu:
"Elinde silahla hiçbir problem çözülmeyecek. Eğer sorun insan hakları sorunuysa, demokrasi sorunuysa, özgürlükler sorunuysa, hukuk devleti sorunuysa, vatandaşlarımızın yaşadığı etnik veya dini kimlik sorunuysa bu, demokrasiyle, insan haklarıyla, hukuk devletiyle çözülecek bir sorundur. Silahla çözülecek bir sorun değildir. O zaman silaha ne ihtiyaç vardır. Silah hangi amaçla taşınmaktadır. Silahla demokrasi nasıl yan yana gelebilmektedir. İnsanların demokrasi içinde, hukuk içinde çözülebilecek sorunları
için silaha sarılmanın, memleketin şehirlerinde bombalama eylemleri yapmanın, dağında silahla dolaşmanın, jandarma karakollarına saldırı yapmanın izahı nedir. Demokratik zemini güçlendirmek midir, hak ve özgürlükleri silahla elde etmek midir? Böyle bir şey yok. Bütün bunları tartışırken sözün cazibesine ve sözün şehvetine kapılmadan tartışmalıyız. Sözün cazibesine ve şehvetine kapılarak muvazeneyi (dengeyi) kaybetmeye gerek yok. Muvazeneyi kaybettiğimiz zaman işi çözemeyiz çünkü. Bize akıl lazım, bize
muvazene lazım. O muvazene içinde sorunları tartışmalıyız. Yoksa hakaret etmekten kolay ne var? Sövüp saymaktan kolay ne var? En kolayı o. Ama muvazeneyi korumak, dengeyi korumak ve demokrasi zemini içinde sorunları özgürce tartışabilmek hepimizin ihtiyacı olan bir konudur."
"SUZAN İSMİNİN KONULDUĞU YERDE ZOZAN İSMİNİN KONULAMAMASI KADAR YANLIŞ BİRŞEY OLAMAZ"
AK Parti hükümetinin bugüne kadar hiçbir soruna duyarsız kalmadığını vurgulayan Ergün, sorunların tamamen çözülmediğini ama bu sorunların çözümü konusunda samimi adımlar attıklarını ve büyük mesafeler katedildiğini söyledi. Halkın her türlü sorununda samimi bir çaba içinde olduklarını belirten Ergün, Kürt kökenli vatandaşlar 'etnik kimlik sorunum var' dediğinde, "Yok senin böyle bir sorunun, zaten sen de yoksun" demediklerini kaydetti. Türkiye'de milyonlarca Kürt vatandaşın yaşadığına işaret eden Ergün,
yaşadıkları sorunlarla ilgili önemli adımlar attıklarını ifade etti. 'Beni tanımıyorlar' dediği zaman, "Evet sen varsın" dediklerini, 'Ben dilimi konuşamıyorum' dedikleri zaman, "Konuşmalısın" dediklerini, 'Televizyon seyredemiyorum, gazete çıkartamıyorum' dediği zaman, "Evet gazete çıkarabilmelisin, televizyon izleyebilmelisin, kitap okuyabilmelisin, bunları yayınlayabilmelisin" dediklerini anlattı. Ergün şunları kaydetti:
"Çocuğuma isim koyamıyorum dediği zaman bu Parlamento'da isim koyma yasaklarını hep beraber kaldırdık. Her zaman şunu söyledik. 'Perihan isminin konulduğu yerde Berivan isminin konulamaması kadar yanlış bir şey olamaz' dedik. 'Suzan isminin konulduğu yerde Zozan isminin konulamaması kadar yanlış bir şey olamaz, insanımıza bu muamele reva görülemez' dedik ve bu konudaki adımları hep beraber attık. 'Köyümün, şehrimin adı değiştirildi' dediler. İdari bir kararla, kimsenin köyünün adını değiştirmeyi aklından
geçirmediği bir Türkiye'de 12 Eylül yönetiminin bir gecede böyle bir idari karar alması ne kadar yanlıştı. Bin yıldır o köyde oturan adama bunun zor geldiğini görmek lazımdı. Bunun mantığı da yoktu. Mesela Siirt'in Tillo ilçesini Aydınlar ilçesi yaptık. Kimse Aydınlar demiyor. Şoförler bile Siirt'ten Aydınlar'a giderken 'Tillo, Tillo' diye müşterilerini çağırıyor. Tillo'yu Aydınlar'a çevirirken Pervari'ye, Midyat'a dokunmadık. Mantığı var mı? Mantığı yok. Bu mantıksız işlerin hepsine son vermek lazım.
Bunlar demokrasiyle, insan haklarıyla, hukuk devletiyle çözülecek iştir. Eşkıyalıkla çözülmez bunlar. Silahlar bırakıldığı zaman bakalım Türkiye bu sorunları nasıl özgür ve demokratik platforma tartışabiliyor ve çözüyor. Silahın konuştuğu yerde, her Allah'ın günü şehitlerin geldiği yerde hangi demokrasiden söz edeceğiz."
"MESELELERİ ORTAK NOKTALARI TAHRİP ETMEDEN ÇÖZMELİYİZ"
Ortak bir vatana ve ortak bir bayrağa sahip olduklarını, ortak bir millet ve vatandaşlık anlayışı içinde olduklarını dile getiren Ergün, bölünme gibi, federasyon gibi, özerk bölge gibi bir takım taleplere bu toplumun kapalı olduğunu vurguladı. Bunların anlamlı ve gerçekçi da olmadığını ifade eden Ergün, toplumun, etnik siyasi temsil gibi taleplere de kapalı olduğunu dile getirdi. Ergün şunları söyledi:
"Ben Türküm. Sünni bir Müslüman'ım. Ama Parlamento'da etnik olarak, münhasıran Türk ırkını veya Sünni Müslümanları temsilen bulunmuyorum. Bütün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını temsilen bulunuyorum. Ama bir başkası da 'ben münhasıran Alevileri, ben münhasıran Kürtleri temsilen bulunuyorum' demek mecburiyetinde değil. Bunun milli birliğimize, vatandaşlık anlayışımıza, üniter devlet yapımıza, toplumsal barışımıza bir katkı sağlayacağını da düşünmüyoruz. Öbür taraftan iki resmi dil, iki bayrak gibi
talepler olabilir mi? Şu ay yıldızlı bayrak 1800'lü yıllardan beri kullanılan bir bayrak. Eni boyu, ayın ve yıldızın ölçüleri belirlendi. Bu bayrağın kırmızısı kimin kanının kırmrer türlü sorununda samimi bir ızısı. Sadece Kürt şehitlerin, sadece Türk şehitlerin, Azeri şehitlerin, Gürcü şehitlerin, Abazha şehitlerin, Arap şehitlerin, hepsinin kanından oluşan bir kırmızı değil mi bu? Bu kırmızı kimsenin kırmızısı değil, hepimizin kırmızısı. Ona saygısızlık etmek herkese saygısızlık etmektir. O bayrağın
renginin oluşumuna katkıda bulunan herkese saygısızlık etmektir. Bu ortak noktaları tahrip etmeden bu meseleleri çözüme kavuşturmanın yolunu bulmamız lazım."
"ALEVİLERİ, KÜRTLERİ OLMAYAN TÜRKİYE EKSİK BİR TÜRKİYE OLUR"
Alevileri olmayan, Kürtleri olmayan bir Türkiye'nin eksik bir Türkiye olacağını ifade eden Ergün, onların sorunlarının da çözülmesi gerektiğini bildirdi. Ergün, bu çözümleri hep beraber gerçekleştirmeleri gerektiğini, bunun zeminini demokrasi, insan hakları ve özgürlükler olduğunu belirtti. Bin yıllık sorunları bir tartışmada çözmeyi beklemenin doğru olmadığını kaydeden Ergün, "Demokrasi sabır ister" dedi. Başörtüsü sorununu çözmek için adım atmaya çalıştıklarında, muhalefetin, 'gerginlik olur, laiklik
tartışması çıkar' dediğini anlatan Ergün, gerginlik olmasın, tartışma çıkmasın diye doğal akışına bıraktıklarında ise, 'Eee, hani bunlar sizin sorununuzu çözecekti' şeklinde şikayet edildiğini belirtti. Ergün, "Başı açık olanlara gidip de, 'Bunlar sizin başınızı zorla kapatırlar', başı kapalı olanlara gidip de, 'Hani bunlar sizin sorununuzu çözecekti' demek siyaset değildir. Böyle siyaset olmaz. Böyle bir anlayışla ülkenin sorunlarını çözemeyiz" şeklinde konuştu.
