Haftaya bekleriz

Anayasa değişikliği için asıl mücadele haftaya başlıyor. İlk turu kazasız belasız atlatan Erdoğan, ikinci tura hazırlanıyor


Bütün tartışmalara, nafile uzlaşma manevralarına, ödünç oy alındığı iddialarına, direkten dönmelere karşın, Başbakan Tayyip Erdoğan Anayasa değişikliği paketini Meclis’teki ilk turdan kazasız belasız geçirmeyi başardı.
Milletvekilleri, özellikle de sürekli grup başkanvekillerinin yönlendirmesi altında yoklamaya hazır bekleyen, oylamalarda zarf pusulalarını aralarından belirlenmiş oylama çavuşlarına göstermek zorunda kalan
AK Parti milletvekilleri yorgun.
Gerçi arada Başbakan Erdoğan hakkında CHP’nin verdiği bir gensoru önergesi var, bugün görüşülmesi bekleniyor, ama hafta sonuna dek vekiller iki gün nefes alma imkânı bulacaklar.
Ancak herkes biliyor ki, Anayasa değişikliği için asıl mücadele haftaya yaşanacak. Değişiklikler için ikinci turda alınacak oy belirleyici olacak.
Buna göre örneğin herhangi bir madde referandum için asgari koşul olan 330’dan az oy alırsa, o madde kendiliğinden paketten düşmüş sayılacak. Bu anlamda, AK Parti yönetimi özellikle parti kapatmanın zorlaştırılması, Anayasa Mahkemesi ve Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulu üyeliklerinin belirlenmesi gibi maddelerin oylama sonucunu yürek ağzda bekleyecek.
Tersi de doğru. CHP’nin (ve BDP’nin de) ikinci turda ne yapacağı henüz kesinleşmiş değil. Ancak örneğin CHP, diyelim 12 Eylülcülerin yargılanması, ya da sendikal ve sosyal hakları artırıcı maddelere 367 sınırını aşacak şekilde destek verebilir. Bu durumda CHP lideri Deniz Baykal’ın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e,
bu maddeleri Anayasa’nın 175’inci maddesinin verdiği yetkiyle referanduma sunmadan
onaylaması çağrısını tekrarlayabilir.
Alın size yeni bir tartışma. Üstelik tamamıyla Cumhurbaşkanı’nın takdirinde bulunan böyle bir tercih, Gül’ü uzak durmaya çalıştığı günlük siyasetin tam ortasına çekebilir.
Bir başka tartışma, AK Parti Meclis’ten geçen maddeleri referanduma sunmak istediğinde yaşanacak. AK Parti, daha önce Meclis’in kabul ettiği üzere, referandumu 60 günde yapmak isteyecek. Oysa muhalefet, 60 günlük referandum sürecinin -tıpkı seçim kanunundaki gibi- aradan bir yıl geçmeden uygulanamayacağını, 120 gün olarak uygulanması gerektiğini öne sürecek.
AK Parti’nin, Yüksek Seçim Kurulu’nun yetkili olduğu itirazına aldırmadan, yürütmeyi durdurma talebiyle muhalefetin Anayasa Mahkemesi’ne başvurması kimseyi şaşırtmamalı.
Kuliste, bu durumda Başbakan Erdoğan’ın 2007’de cumhurbaşkanlığı seçiminde engelleri aşmak için seçime gitmesi gibi -ki demokrasilerde tıkanma olduğunda en doğrusu bu olur- erken seçim ilan ederek sonbaharda ‘iki sandık bir arada’ formülüne başvurabileceği tahminleri yapılıyor. Diğer ihtimal ise erken seçim olmadan referandum; ama hükümetin tercih edeceği gibi temmuzda değil, sonbaharda, muhtemelen (Ramazan sonrası) ekim-kasım aylarında...
Bu karmaşık tablodan çıkmanın yolu olarak Baykal, ‘üç konuyu ayır’ diyordu Erdoğan’a. Erdoğan içinse Anayasa değişikliği için bu kadar eziyete girmesinin anlamı o üç konu.
AK Parti’nin ‘Anayasa Mahkemesi’ne gitmeyeceğine söz ver’ demesi de Baykal için  elindeki yegâne güçlü silahı denize atıp rakibin karşısına öyle çıkmak anlamını taşıyor.
Bu açmazda, eski Yargıtay Başkanı Sami Selçuk’un hükümete yakın Star gazetesindeki köşesinde Baykal’ın önerdiği şekliyle o üç maddeyi sonra üzerinde etraflıca durmak üzere paketten ayırmayı teklif etmesi ilginçti.
Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın ardından Sami Selçuk’tan duyulan bu ses, Erdoğan’ın arzu ettiği yargı düzenlemelerinin, yalnızca kendisine karşı duran yargı safları tarafından değil, belki kendisini
her koşulda destekleyecek bir azınlık dışında yargı tarafından kabul edilemediğini, içe sindirilemediğini gösteriyor.
Bu çıkışlar Erdoğan’ı ne kadar etkileyecek? Erdoğan’ın siyasetteki psikolojisini yakından inceleyenler, risk almaktan çekinmeyen kararlılığı yanı sıra, koşulların uygun olmadığını görünce konum değiştirmekten çekinmeme özelliğini de saptıyor.
Daha önce tanık olduğumuz ‘yanlıştan dönme’ örneklerine bu kez bir yenisi eklenebilir mi? İki günlük teneffüs, bütün süreci salim kafayla yeniden düşünme ve manevra imkânı verir mi? Bunu şimdiden göremiyoruz. Ama haftaya bekleriz.

Radikal