İlerleme Raporu
Süleyman Demirel Üniversitesi (SDÜ) Avrupa Birliği Dokümantasyon Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Doç

Türkiye'nin 2010 Yılı İlerleme Raporu açıklanırken, SDÜ Avrupa Birliği Dokümantasyon Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Doç. Dr. Murat Okçu da kararı değerlendirdi. Murat Okçu, müzakere sürecine ivme kazandırmak için reformlar konusunda cesaret vermeye çalışan eski ilerleme raporlarından farklı olarak bu kez, son bir yılda gerçekleştirilen değişikliklerin Komisyon tarafından üyelik sürecinde kat edilen mesafenin ortaya konulması adına daha ayrıntılı bir şekilde gündeme getirildiğini söyledi. Bunda
özellikle Anayasa değişiklikleri çerçevesinde atılan adımların etkisinin oldukça büyük olduğuna dikkat çeken Okçu, şöyle konuştu: "AB ile Türkiye arasındaki ilişkilerin genel çerçevesini ortaya koyan metinler olduğu dikkate alınırsa, AB'nin bu raporla özellikle 2008 küresel krizinin ardından yeniden şekillenen dünya dengeleri açısından Türkiye'nin önemini yeni kavramaya başladığı ifade edilebilir."
Okçu, ayrıca, rapora ilişkin değerlendirmesinde şu görüşlere yer verdi: "Türkiye ile AB arasındaki ikili ticaretin hacmi 2009 yılında 80 milyar Euro (eski birimle yaklaşık 160 katrilyon lira) olmuştur. Türkiye'nin ticaretinin yaklaşık yüzde ellisi AB ile gerçekleşmektedir. Türkiye AB'nin yedinci en büyük ticari ortağı, Avrupa ise Türkiye'nin en büyük ticari ortağıdır. Türkiye'ye yapılan doğrudan yabancı yatırımların üçte ikisi de AB'den gelmektedir. AB ile bu kadar yakın ekonomik ilişkiye rağmen
Türkiye, AB ile geliştirdiği ekonomik entegrasyonun getirebileceği olumsuzlukların esiri olmamış, 2008 krizinden çıkışta ve yüksek büyüme rakamlarına ulaşmada dünyanın en başarılı ülkelerden biri olmayı başarmıştır."
Yeni dönemde kısaca BRIC ülkeleri olarak adlandırılan Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin'in hızla dünyanın ekonomik ve tabii ki siyasi gidişini etkileyecek bir güç elde etmekte olduğunu anlatan Okçu, şöyle konuştu: "2050 yılında dünyanın ilk beş ekonomisinden dördü olacağı öngörülen bu ülkeler şu an Batı ile aralarındaki üretim ve teknoloji farkını giderek azaltmakta, küresel ekonomik büyümenin yüzde 70'e yakınını gerçekleştirmekte ve küresel milli gelirin yüzde 15'ini kullanmaktadırlar. Açıkçası küresel
ölçekte yepyeni bir "güç ve var olma mücadelesi" şekillenmektedir. Türkiye devam ettirdiği siyasi istikrarı ve özellikle ekonomik gelişmesiyle BRIC ülkeleri arasına katılmaya namzet ülkelerin en önünde yer almaktadır. Örneğin, Rusya ile Türkiye arasındaki ticaret hacminin beş yıl içerisinde 100 milyar dolara çıkarılması ve iki ülke arasında ticaretin TL ve Ruble ile yapılması gündemdedir."
Avrupa'ya enerji temini konusunda Türkiye ve Rusya'nın ortak projeler vasıtasıyla bir stratejik işbirliği geliştirdiğini anlatan Okçu, sözlerine şöyle devam etti: "Ayrıca, Rusya ile Türkiye arasında nükleer santral kurma anlaşması imzalanmıştır. Diğer taraftan Türkiye ile Çin arasında ortak hava tatbikatının ardından ortak kara tatbikatı başlatılmıştır. Yeni ekonomik aktörlerle ortaklık geliştirme kapsamında Brezilya'ya üst düzey ziyaretler gerçekleştirilmektedir. Bu örnekler Türkiye'nin anılan ülkelerle
ilişkilerini gittikçe geliştirmekte olduğunu göstermektedir."
Yaşanan ekonomik krizin ardından Türkiye'nin ortaya koyduğu performans ve ortaya çıkması muhtemel küresel alternatiflerin Türkiye'ye sunacağı fırsatların AB tarafından ancak fark edilmiş gibi gözüktüğünü bildiren Okçu, sözlerini şöyle tamamladı: "2010 İlerleme Raporu bu anlayışın bir ilk işareti olarak da görülebilir. Türkiye'nin AB'ye olan ihtiyacından çok, esasında AB'nin Türkiye'ye ihtiyacı olduğu yönündeki söylem yaşanan gelişmelerle somut karşılıklar bulmaktadır. AB'nin, eğer 21. yüzyılın etkin
küresel güçlerinden biri olmayı gerçekten istiyorsa, Türkiye'ye kapıları sonuna kadar kapalı tutamayacağı açıktır. Esas mesele ise, Türkiye'nin sahip olduğu siyasi istikrar ve ekonomik gelişmeyi her ne pahasına olursa olsun sürdürmesinde yatmaktadır."
