MHP Genel Başkanı Bahçeli:'Türkiye-ABD ilişkileri çetin bir yol ayrımındadır.

MHP Lideri Devlet Bahçeli'den ABD'ye sert tepki. Bahçeli yaptığı açıklamada; Türkiye, ABD’nin 51’inci eyaleti değildir, sömürgesi değildir, uydulaşmış ve iradesi çalınmış bir ülke olarak da görülmesi söz konusu bile olamayacaktır." ifadelerini kullandı.

MHP Genel Başkanı Bahçeli:'Türkiye-ABD ilişkileri çetin bir yol ayrımındadır.
MHP Genel Başkanı Bahçeli:'Türkiye-ABD ilişkileri çetin bir yol ayrımındadır.
Milliyetçi Hareket Partisi Lideri Devlet Bahçeli "ABD Temsilciler Meclisi'nin Ülkü Ocakları Aleyhine Kabul Ettiği Rezil Tasarıyla" ilgili yazılı açıklama yaptı.

ABD, MİLLİYETÇİ-ÜLKÜCÜ HAREKET'İ BOYUN EĞDİREMEYECEKTİR
MHP Lideri açıklamasında "Türkiye ABD'ye mahkum olamayacaktır. Uyanan dev ayağa kalkmakla kalmamış ön almaya, öncü olmaya, inisiyatif üstlenmeye, sürekli ilerlemeye, ilerledikçe de onu bunu rahatsız etmeye başlamıştır.

ABD ne yaparsa yapsın, Türk milletinin çelikten yumruğu, teslim olmayacak kalesi Milliyetçi-Ülkücü Hareket'i sindiremeyecek, boyun eğdiremeyecektir." ifadelerini kullandı.

MHP Lideri Devlet Bahçeli'nin açıklaması şu şekilde;

"Türkiye-ABD ilişkilerinin mazisi 75 uzun yıla dayanırken, NATO bünyesindeki müttefiklik hukuku da 69 yıllık bir geçmişe sahiptir.

Ancak iki ülke arasında kurulan köklü münasebetlerin dengeli ve istikrarlı gelişiminden bahsetmek, ilaveten tutarlılık ve samimiyet içeren yapısından söz etmek neredeyse imkânsızdır.

İnişli çıkışlı bir görüntü çizen, engel ve engebelerle çivilenen Türkiye-ABD diyalogları bugüne kadar dostluğun ruhuna muarız, ittifak ahlakına mugayir, karşılıklı hak ve çıkarlarla muhataralı bir sürece hapsolmuştur.

Buradaki ve bundaki başlıca kusur hiç kuşku yok ki ABD'nin sancılı diplomatik adımlarından ve sakat politik uygulamalarından kaynaklanmıştır.

Türkiye müttefiklik ahlakına, stratejik ortaklık aklına titizlikle riayet etmesine rağmen, ABD'nin tavrı ve tutumu her seferinde sorun çıkaran, kriz üreten, baskı ve şantaja bel bağlayan küstah bir anlayış etrafında kümelenmiştir.

Türkiye, ABD'nin 51'inci eyaleti değildir, sömürgesi değildir, uydulaşmış ve iradesi çalınmış bir ülke olarak da görülmesi söz konusu bile olamayacaktır.

Dostluk ve ittifak ilişkisinden söz açılacaksa, iki devletin eşitlik temelinde, egemenlik haklarına, tarihi çıkarlarına karşılıklı ve aynı anda saygı gösterilmesi de kaçınılmaz bir zorunluluktur.

Türkiye dostluğu aranan, müttefikliği güven veren bir ülkedir.

Aynı hususu ABD için söylemek geldiğimiz bu aşamada mümkün görülmemektedir.

ABD'nin politikalarına serpiştirdiği husumet tortularıyla ülkemizi her seferinde köşeye sıkıştırmaya, sabrını zorlamaya, siyasi ve ekonomik ablukalarla bezdirmeye çalıştığı gözlerden uzak tutulamayacak bir vakıadır.

Türkiye tam bağımsızdır.

Aziz Atatürk'ün en büyük eserim dediği Türkiye Cumhuriyeti'nin tarihsel hüviyeti ve kaderinin yol haritası onurlu bağımsızlıkla çerçevelenmiştir.

Dünya üzerinde hiçbir güç merkezi, hiçbir mütehakkim veya muhasım ülke bu gerçeği değiştiremeyecektir.

Türkiye-ABD arasında kurulun diyalogların soğuması, hatta gerilim hattına havale edilmesi ciddi bir mesele olarak karşımızdadır.

Bu açmazın sorumlusu da Biden yönetimidir.

Mevcut ABD yönetimi; terör örgütleriyle içlidışlı, canciğer kuzu sarması, al takke ver külah içindeyken, Türkiye'ye mesafe koyup taciz ve tahrik kampanyasına hız vermesi öncelikle müttefiklik mimarisine en ağır darbedir.

Biden yönetimi terör örgütlerini Türkiye'nin önüne geçirmiş, kanlı ve kahredici bir ittifak çemberi oluşturmuştur.

Suriye ve Irak'ın kuzeyinde yaşanan zincirleme rezaletler, PKK/YPG/PYD'ye göz göre göre verilen mali, mühimmat, silah ve askeri destekler bunun en açık ispatı niteliğindedir.

ABD yönetimi bir yanda suç işlerken, diğer yanda insanlık vicdanına ve uluslararası hukuka tamamıyla kast eden bir ilkelliğin ve iradesizliğin pençesindedir.

Türk milletinin ve Türk devletinin böylesi bir vandallığı kabulü eşyanın tabiatına, insanlığın ortak mirasına aykırıdır.

Terör örgütleriyle düşüp kalkan bu ülkenin Ülkü Ocakları bağlamında köksüz ve mesnetsiz iftira yığınağına tevessül etmesi korkunç bir yanlış, korkak bir saptırmadır.

Yunan kökenli bir Demokrat Parti milletvekili tarafından 24 Eylül 2021 tarihinde ABD Temsilciler Meclisi'ne verilen "Ülkü Ocaklarının terörist bir organizasyon olup olmadığının" araştırılmasıyla ilişkili tasarının kabulü yalnızca skandal, yalnızca skolastik bir karar değil, aynı şekilde Türkiye'ye karşı takip edilen düşmanca politikaların da bir parçasıdır.

Temsilciler Meclisi'ne söz konusu tasarıyı hazırlayıp vermek, ardından utanç verici şekilde kabul etmek insan haklarına; fikir, düşünce, ifade ve siyasi hürriyetlere dehşet verici bir suikasttır.

Milliyetçi-Ülkücü Hareket önerge sahibiyle birlikte kararı ve oy verenleri lanetlemektedir.

PKK/YPG/PYD'nin görüş ve kavrayış açısıyla Ülkü Ocaklarına yaklaşanlar, terörist organizasyonun bizatihi failleri, fanatik mensuplarıdır.

Çünkü terörizme destek verenler, en az teröristler kadar mesul, melun ve mendeburdur.

Ülkü Ocaklarını insanlık alemi huzurunda karalama teşebbüsü terörizmin işbirlikçileri eliyle peydahladığı bir komplo, Türk-İslam medeniyetine doğrultulmuş silahtır.

Bu çarpıklığın bir başka örneğinin Almanya'da Sol Parti kanalıyla körüklenmek istenmesi Milliyetçi-Ülkücü Hareket'i asla yıldıramayacak, asla diz çöktüremeyecektir.

Türkiye ABD'ye mahkum olamayacaktır.

Uyanan dev ayağa kalkmakla kalmamış ön almaya, öncü olmaya, inisiyatif üstlenmeye, sürekli ilerlemeye, ilerledikçe de onu bunu rahatsız etmeye başlamıştır.

ABD ne yaparsa yapsın, Türk milletinin çelikten yumruğu, teslim olmayacak kalesi Milliyetçi-Ülkücü Hareket'i sindiremeyecek, boyun eğdiremeyecektir.

Asıl terörist organizasyonun terör örgütlerine destek verenler olduğunu artık görmeyen, duymayan, bilmeyen de kalmamıştır.

Türkiye-ABD ilişkileri çetin bir yol ayrımındadır.

Aynı şeyi NATO ittifakı için de ileri sürmek doğru bir tespittir.

Biden yönetiminin Türkiye ve Cumhur İttifakı alerjisi tedavi edilemez boyutlardadır.

ABD'nin politikaları yapıcı, iyi niyetli, dostane olmadığı gibi, müttefiklik ilkelerine de terstir.

Birleşmiş Milletler binasına çok yakın bir yerde, Newyork'un en işlek caddesinin kavşak noktasında 36 katıyla yükselen ve muazzam bir başyapıt olan Türkevi'nin açılışına Biden'ın katılmayışı hem bir nezaketsizlik hem de gerilen ilişkilerin hazin bir sonucudur.

Türkiye seçeneksiz değildir. Çaresiz hiç değildir.

Türkevi vasıtasıyla, 193 üyeli Birleşmiş Milletler'e ve ABD'ye aynı anda komşu olduğumuz ortadadır.

Biden yönetiminin şaşı bakışı, bölgesel ve küresel planda ülkemiz üzerinde oyun kurma telaşı elbette beyhude bir çabadır.

Türkiye'nin gerçek komşuları vardır, dünya ABD'den ibaret, ABD'yle ihata edilmiş de sayılamayacaktır.

ABD Başkanı Biden, Türkiye'yi hafife almasının, hakir görmesinin ciddi sonuçlarına günü saati geldiğinde mutlaka katlanmak durumunda kalacaktır.

Milliyetçi-Ülkücü Hareket beklenen günün özlemini duyarak, sertleşen kuşatmayı insanüstü bir mücadele ve imanlı duruşuyla yarmak için devletiyle, milletiyle, mukaddesatıyla kenetlenerek varlığını devam ettirecektir."