ANALIZ - Avrupa Birligi'nin Rusya Ile Imtihani

AB üyeleri açisindan iki farkli Rusya var. Bu farklilik kendisini 2425 Haziran’da Paris’te yapilan AB Liderler Zirvesi’nde de gösterdi. Almanya ile Fransa, ABRusya görüsmesini gerçeklestirme teklifinde bulunurken, basta Dogu Avrupa ülkeleri olmak üzere on ülke Rusya ile görüsmeye karsi çikti Ingiltere'nin AB’den ayrilmasinin ardindan AB yükünün Almanya ve Fransa’nin omuzlarina binmesi Berlin ile Paris’i yeni çikis yollari aramaya itiyor. Bu ülkeler, yeni üyelerin sert muhalefeti nedeniyle Birlik çerçevesinde olmasa da ikili düzeyde Moskova ile isbirliklerini gelistirmeyi planliyor Önümüzdeki dönemde ABRusya iliskileri birçok faktöre bagli olacak. Birligin içerisindeki uyum, Ukrayna’nin dogusundaki sorunun çözümünde kat edilecek mesafe ve Rusya’nin bu konudaki çabasi, ABDRusya iliskileri, Bati’da Çin’e karsi Rusya’ya duyulacak ihtiyaç, bu faktörlerin baslicalari Mevcut durumun Rusya açisindan bir artisi ise Almanya ve Fransa gibi ülkelerin Rusya ile ikili diyalog çerçevesinde iletisime agirlik vermeyi planlamalari. Bu ise AB’yi daha da zayiflatacaktir. NATO’daki çatlaklar nasil Rusya’nin isine yariyorsa, AB içerisindeki fikir ayriliklari da Moskova’nin çikarina

ISTANBUL -ILYAS KEMALOGLU- Rusya ve Ruslar, Avrupa ülkeleri tarafindan hep “öteki” olarak görülmüstür. Knez I. Vladimir’in 988’de Hristiyanligi kabul etmesi ve Bizans’in siyasi ve kültürel etki alanina girmesiyle Ruslar, Avrupa’nin geri kalan kismindan ayrilmis oldular. Türk-Islam Devleti Altin Orda’nin hâkimiyeti altinda kalmasiyla (1242-1480) Rusya, Avrupa’dan daha da uzaklasti. Batili kaynaklarda, Moskova Rusyasi “Dogulu” bir devlet olarak tasvir edildi. 18. yüzyilin hemen basinda I. Petro’nun baslattigi reformlarla Rusya, Batililasmaya baslasa da Rusya’ya karsi “öteki” yakistirmasindan vazgeçilmedi. Bununla birlikte Rusya, Petro sonrasinda Avrupa’nin tarihinde önemli rol oynamaya basladi. I. Aleksandr döneminde Rus birlikleri Paris’e, II. Dünya Savasi sonunda Berlin’e girdiler. Rusya, birkaç kez Avrupa’nin paylasilmasinda aktif rol oynadigi gibi Soguk Savas döneminde de Avrupa’nin bir kanadini kendi tarafina çekmeyi basardi. Dogu Bloku’nun parçalanmasi ve 2000’li yillarda Avrupa Birligi’nin (AB) hizli bir sekilde genisleme siyaseti izlemesiyle Avrupa, tarihinde nadir rastlanacak sekilde bir bütün olarak ortaya çikarken, Moskova’nin Avrupa’daki etkisi de sona erdi.

Rusya, AB’nin genislemesinden tipki NATO’nun genislemesinden oldugu gibi rahatsiz oldu. Zira Soguk Savas sonrasinda da Moskova, AB’ye “yeni katilan cumhuriyetlerin” kendi etki alaninda kalmasini, buralarin Rusya ile Avrupa arasinda bir tampon bölgesi islevi görmesini istedi. Slav kardeslerin AB üyesi olmasiyla da Moskova, eskiden güçlü oldugu Dogu Avrupa’da tüm etkisini kaybetti. Kaldi ki bu kaybin yalnizca siyasi ve güvenlik boyutlari degil, ekonomik boyutu da vardi. AB’nin genislemesinin Rusya’nin dahi basta tahmin edemedigi bir baska olumsuz tarafi daha bulunuyordu: Bundan daha birkaç yil önce 1 Mayis’i “Isçi Bayrami”, simdi ise “Üyelik Günü” olarak kutlayan AB’nin yeni üyeleri -ayni zamanda NATO üyesi ve ABD’nin bölgedeki yakin müttefikleri olarak- AB içerisinde Rusya’ya karsi daha sert bir siyaset izlenmesinin savunucusu oldular.

Dogu Avrupa ülkelerinin Birlige üyeliklerinin ilk yillari, uluslararasi terörizmle mücadele dolayisiyla Rusya ve Bati’nin “romantik” iliskiler yasadigi bir döneme denk geldi. Ancak özellikle Ukrayna’daki renkli devrim girisimlerinden sonra Rusya-AB iliskileri tekrar bozulmaya basladi. Moskova’nin eski müttefikleri de Bati’nin eski Sovyet cografyasini demokratiklestirme siyasetinde ön safta yer aldilar. Polonya eskiden topraklarinin bir kismina sahip oldugu Ukrayna ile Belarus’ta, Romanya ise yine tarihî baglara sahip oldugu Moldova’da Bati yanlisi aktörlerin iktidara gelmelerinde önemli roller üstlendiler.

Gerek önemli Rus nüfusuna sahip Baltik cumhuriyetleri (Örnegin, Estonya ve Letonya nüfusunun yaklasik yüzde 20’sini Ruslar olusturuyor) gerekse de Rusya’nin tarihi düsmanlarindan Polonya ve diger ülkeler, Rusya’yi hala tehdit olarak görüyorlar. Bu nedenle bu cumhuriyetler, Rusya ile kendi aralarinda yer alan Ukrayna, Belarus ve Moldova gibi eski Sovyet cumhuriyetlerinde Rus etkisinin azalmasini, bu ülkelerin basta AB olmak üzere Bati ile entegrasyonlarinin hizlandirilmasini ve Rusya ile münasebetlerin sinirli seviyede tutulmasini istiyorlar. Yine ayni kaygidan ötürü bu ülkeler, ABD ve NATO’nun askeri üslerine ev sahipligi yapma konusunda adeta yaris halindeler. Bunda Rusya’nin, Baltik cumhuriyetlerinin ortasinda kalan ve Rusya ile kara siniri olmayan Kaliningrad’i önemli askeri teknolojilerle donatmis olmasinin etkisi büyük. Yine basta II. Dünya Savasi olmak üzere tarihi olaylarin yorumlanmasi konusunda da taraflar arasinda büyük farkliliklar mevcut.

- Yaptirimlardan Rusya kadar AB ülkeleri de zarar görüyor

Rusya’nin “eski” Avrupa ülkeleri ile iliskileri ise daha farkli düzeyde. 2000’li yillarin basinda Moskova’nin AB’nin genislemesinden duydugu rahatsizliga ragmen Rusya-Almanya-Fransa arasinda yakin isbirligi gelistirilmis, taraflar birlikte ABD’nin hegemonyasina karsi koymaya çalismisti. Fakat Almanya’da Angela Merkel’in, Fransa’da ise Nicolas Sarkozy’nin iktidara gelmesi, bu üçlü ittifaka son verdi. Moskova’nin basta Gürcistan’a, ardindan Ukrayna’ya müdahalesiyle Rusya’nin AB’nin önde gelen ülkeleriyle iliskileri de çikmaza girdi. AB gerek Gürcistan’a gerekse de Ukrayna’ya somut bir destek veremese de Rusya’ya karsi ABD ile birlikte çok yönlü yaptirim uygulamaya karar verdi.

AB’nin Rusya’ya uyguladigi yaptirimlar günümüzde devam etse de Rusya-AB iliskileri, Rusya-ABD iliskilerinden daha iyi durumda. Bunun da kendince hakli sebepleri var. En basta AB ülkeleri -hem eski hem de yeni üyeleri-, Rus dogalgazinin önemli müsterileri durumunda. Rusya, Türkiye dâhil Avrupa’ya yilda yaklasik 200 milyar metreküp dogalgaz satiyor. Rusya’nin Avrupa’daki en önemli müsterileri ise Ingiltere, Almanya, Italya, Hollanda, Fransa ve Avusturya. Dogalgaz ihracatinda eskiden beri kullanilan Ukrayna ve Belarus güzergahlarinin yani sira Rusya, son yillarda Kuzey Akim ve Türk Akimi gibi projeleri de hayata geçirdi. Rusya’ya uygulanan yaptirimlara, ABD’nin, Rusya’ya enerji alanindaki bagliligini azaltma konusunda AB’ye yaptigi baskiya ve AB ülkelerinin bir kisminin bu enerji projelerine karsi çikmasina ragmen Kremlin, Kuzey Akim-2 dahil istedigi projeleri tamamladi.

Rusya ile Avrupa’nin önde gelen ülkeleri arasindaki ticari münasebetler de taraflar açisindan önem arz ediyor. Rusya, bu ülkeler için önemli pazar konumunda ve AB de Rusya’nin en önemli ticari ortagi. Iliskiler bozulmadan önce 2013’te Rusya-AB arasindaki ticaret hacmi 417 milyar dolarken, 2020’de 219 milyar dolar seviyesindeydi. Yani aslinda AB’nin Rusya’ya uyguladigi yaptirimlardan Rusya kadar AB ülkeleri de zarar görüyor. AB içerisinde Rusya’nin en önemli üç ticari ortagi ise Almanya (41,9 milyar dolar), Hollanda (28,6 milyar dolar) ve Italya (20,2 milyar dolar). Dahasi Rusya, AB’nin eski üyeleri tarafindan -yeni üyelerden farkli olarak- güvenlik alaninda da önemli bir tampon bölge ve basta Orta Dogu olmak üzere uluslararasi arenada etkin rol oynayan bir güç olarak algilaniyor. Kaldi ki, gittikçe güçlenen Çin karsisinda da Rusya’nin önemi artiyor.

- AB zirvesinde Rusya çatlagi

Görüldügü gibi AB üyeleri açisindan iki farkli Rusya var. Bu farklilik kendisini, 24-25 Haziran’da yapilan AB Liderler Zirvesi’nde de gösterdi. Zirvede Almanya Basbakani Angela Merkel ile Fransa Cumhurbaskani Emmanuel Macron, liderler düzeyinde AB-Rusya görüsmesini gerçeklestirme teklifinde bulundular. Italya ve Avusturya bu inisiyatifi desteklerken, basta Dogu Avrupa ülkeleri olmak üzere on ülke, Rusya ile görüsmeye karsi çikti. Merkel’in Rusya ile zirve gerçeklestirme teklifi, Bati Avrupa ülkelerinin bu teklifi desteklemelerini ve Dogu Avrupa ülkelerinin ise buna karsi çikmasini yukarida özetledigimiz dinamiklerle açiklamak mümkün.

Eski üyeler, 2014 yilindan itibaren uygulanan yaptirimlarin istedikleri sonucu vermedigi, Moskova’nin geri adim atma niyetinde olmadigi, uygulanan yaptirimlarin Rusya kadar kendi ekonomilerini de olumsuz etkiledigi düsüncesindeler. Öte yandan, Ingiltere’nin AB’den ayrilmasinin ardindan AB yükünün Almanya ve Fransa’nin omuzlarina binmesi de Berlin ile Paris’i yeni çikis yollari aramaya itiyor. Fakat Merkel’in bu inisiyatifi, Dogu Avrupa ülkelerinin sert muhalefeti ile karsilasti. Nitekim zirvede AB-Rusya görüsmesine iliskin bir karar alinamazken, eski yaptirimlardan vazgeçilmemesi hatta yeni yaptirim seçeneklerinin degerlendirilmesi yönünde kararlar çikti.

Diger taraftan zirvede saglik, iklim, ekoloji ve dis politika (Iran’in nükleer programi, Suriye, Libya gibi) konularinda Rusya ile isbirliginin gelistirilmesi kararlastirildi. Zirvede AB-Rusya görüsmesine yesil isik yakilmasa da AB’nin lokomotifi olan ülkeler bundan sonra bir taraftan Rusya konusunu örgütün gündemine getirmeye, diger taraftan ise Rusya ile isbirligi potansiyeline agirlik vermeye devam edecege benziyor. Yani Almanya, Fransa, Italya gibi ülkeler Rusya ile ikili iliskilerini artirmaya çalisacaklar.

Zirvenin sonucunun Moskova açisindan ise bir sürpriz olmadigini söylemeliyiz. Gerçeklestirilebilecek AB-Rusya zirvesi süphesiz Rusya’nin izolasyondan kurtulmasinin baslangicini teskil edebilir, Rusya ekonomisine önemli bir katki saglayabilirdi. Fakat su anki vaziyetin dahi Kremlin açisindan olumlu bazi taraflari var. Öncelikle AB içerisinde Rusya ile diyalog ihtiyacindan giderek daha sik bahsedilmeye baslandi. Ikinci olarak, AB tarafindan Rusya ile isbirliginin gelistirilmesi vurgusunu Moskova, son yillarda Orta Dogu ve Kafkasya’daki basarisinin AB tarafindan dahi kabul edildigi seklinde yorumluyor. Bu açidan bakildiginda, gerçekten AB’nin Rusya’ya ihtiyaci, Rusya’nin AB’ye ihtiyacindan daha fazla. Zira AB, uluslararasi arenada siyasi etkisini kaybederken, Moskova tarafindan da ABD’nin uydusu olarak görülmeye baslandi. Mevcut durumun Rusya açisindan bir baska artisi ise Almanya ve Fransa gibi ülkelerin Rusya ile ikili diyalog çerçevesinde iletisime agirlik verme planlari. Nitekim bu durum AB’yi daha da zayiflatacaktir. NATO’daki çatlaklar nasil Rusya’nin isine yariyorsa, AB içerisindeki fikir ayriliklari da Moskova’nin çikarinadir.

Öyle görülüyor ki önümüzdeki dönemde AB-Rusya iliskileri birçok faktöre bagli olacak. Birligin içerisindeki uyum, Ukrayna’nin dogusundaki sorunun çözümünde kat edilecek mesafe ve Rusya’nin bu konudaki çabasi, ABD-Rusya iliskileri, Bati’da Çin’e karsi Rusya’ya duyulacak ihtiyaç bu faktörlerin basinda geliyor. 1990’li yillarda Avrupa’nin bir parçasi olmaya çalisan Rusya’nin gündeminde çoktandir böyle bir amaç olmadigi gibi Moskova artik kendini ayri ve bagimsiz bir güç olarak görüyor. Ayrica Rusya, AB ile iliskilerde AB’nin kendisine daha fazla ihtiyaci oldugu düsüncesinde. Dolayisiyla da Moskova, AB ile diyalogdan yana olsa da AB ile iliskilerde sorun teskil eden konularda geri adim atacak gibi görünmüyor; AB ile iliskilerin normallesmesinin de AB’nin elinde oldugunu ileri sürüyor.

[Prof. Dr. Ilyas Kemaloglu Marmara Üniversitesi Tarih Bölümü ögretim üyesidir]???????

Kaynak: AA

Bu haber AA API servisleriyle otomatik olarak yayınlanmıştır. Bu habere herhangi bir editöryal müdahale yapılmamıştır.