Türkiye’de yaşanan olayların sadece doğuyu değil tüm ülkeyi etkisi altına aldığını gördüklerini belirten İlhan, “Bu olayları böylece bütün açıklığıyla orta yere koyduktan sonra birkaç kelimeyle de asıl neticeye geçmeden önce hepimizin bildiği şu gerçekleri bir kere daha huzurlarınızda kısaca belirtmek istiyorum. Önce bu terörün arkasında dış güçler vardır. Bu terör
Siyonist planın bir parçasıdır. Bu terörün kökünü ararsak kökü bugünkü muharref Tevrat’a gider dayanır. Hepimiz biliyoruz ki,
İsrail bir dini devlettir, Tevrat’a bağlı olarak kurulmuştur, teokratik bir devlettir. Çeşitli ülkelerde yaşayan, çeşitli ırkların içinde bulunan insanlar bir araya gelmiş, bir inanç beraberliğinde bir devlet kurmuşlardır. Bu inançlarının temeli nereye dayanıyor? Muharref
Tevrat Tesniye bölümü 12/23.cümleler ne söylüyor bugünkü muharref
Tevrat? ‘Ayak tabanınızın basacağı yer sizin olacaktır. Sınırınız çölden ve Lübnan’dan ve Irak’tan Fırat Irmağı’ndan
Garp Denizi’ne kadar olacaktır. Önünüzde kimse duramayacaktır.’ Tevrat’ın Tekvin bölümünün 16/12 kısmı ‘Mısır Irmağı’ndan büyük ırmağa (Fırat Irmağı) kadar bu diyarı senin zürriyetine verdim.’ Fırat dedikleri ne? Bizim Güneydoğu Anadolu’muz. İşte İsrail’in gayesi. Muharref Tevrat’taki bu hudutlara sahip bir büyük
İsrail kurmaktır. Nitekim 1897’de
Basel Konferansı’nın açılış konuşmasını yaparken Thedor Hertzl ‘Kuzey sınırlarımız
Kapadokya, Orta Anadolu’daki dağlara güneyde de Süveyş Kanalı’na kadar uzanıyor’ diye Tevrat’taki bu cümleyi daha açık bir şekilde belirtmiştir. Ben Gurion 14 Kasım 1947’de
İsrail devletinin kuruluşu münasebetiyle ilk
başbakan olarak yaptığı konuşmada, sahip oldukları topraklarla yetinmeyeceklerini, ‘Filistin’in bugünkü haritası İngiliz manda yönetimi tarafından çizilmiştir.
Yahudi halkının, gençlerimizin ve yetişkinlerimizin yerine getirmeleri gereken bir başka haritası vardır. Nil’den Fırat’a kadar’ demiştir.
Ariel Şaron ‘
Türkiye ilgi alanımız içindedir’ demiştir, 1947’de
İsrail devleti kurulurken. Izak Şamir, ‘Bizim gücümüz büyük İsrail’e olan inancımızdan geliyor’ demiştir. Bir İsraillinin inancı büyük İsrail’e ne kadar inanıyorsa bununla ölçülür. Bu gerçeği hepimiz biliyoruz. Diğer taraftan bir yanda bütün
Siyonizm bu temel esaslara göre hareket ederken, bu Siyonistler kendi kurdukları
Shell, Mobil gibi bir takım
petrol şirketleriyle de yıllarca bizim Güneydoğu Anadolu’muzda
petrol aramışlardır. Bu
petrol arama işinde önce elli
yıllık izin almışlardır arama izni ki, başkaları o sahalardan arama yapamasın. Kendi kontrolleri altına almışlardır arama işini bir. İkincisi çok büyük
petrol zenginlikleri buldukları halde bunları gizli tutmayı uygun görmüşlerdir. Çünkü bizzat kendilerinin makalelerinde de
itiraf ettikleri gibi ‘burası İsrail’in olacak, şimdiden bu petrolü israf etmeyelim bizim olduktan sonra bizim zenginliğimiz olsun’ demişlerdir. Bundan dolayıdır ki bu
petrol şirketleri bu bölgelerdeki aramaların arkasından kuyuları bırakıp gitmemişlerdir. Burgu işlenmeyen betonlarla doldurmuşlardır. Bizim
Türkiye Petrolleri’nde çalışan idealist mühendislerimiz bütün bunları defaatle dile getirmişlerdir. Ama ne yazık ki, Türkiye’deki bir takım masonik çevreler bu gerçeklerin hep örtbas edilmesine çalışmışlardır,
Siyonist planların yürümesine yardımcı olabilmek için. Bakınız sadece şu son bir iki yılda ufacık bir gayretle Adıyaman bölgesinde elde edilen
petrol yüzde yüz artmıştır ve bugün bizim resmi kaynaklarımıza göre bölgedeki
petrol 4 milyar 270 milyon varildir. Halbuki bizim ürettiğimiz sadece 70 bin varildir. Düşününüz bizim için bilinen rezerv dahi ne kadar büyük bir zenginlik ifade etmektedir. Bakınız
Shell firmasında 20 sene
petrol arama dairesi başkanlığını yapan bir
Siyonist ne diyor, ‘
Türkiye petrol denizinin üzerinde duruyor. Ortadoğu’da uzun süre çalıştım. Bildiğim kadarıyla bütün Amerikan firmaları uzaktan çekilmiş filmlerde gördükleri Türkiye’nin bir
petrol okyanusu üzerinde oturduklarına emindirler.
İran, Irak’ta
petrol olur da hiç Türkiye’de olmaz mı? Bir uzman olarak bunun aksini asla düşünemem.’ 20 yıl
Shell petrol firmasının araştırma genel müdürlüğünü yapan Antony Eid bu açıklamaları yapıyor. Bundan başka Güneydoğu Anadolu’muzda, Türkiye’mizin diğer bölgelerinde de sayısız zenginliklerimiz olduğu gibi, ayrıca petrolden başka fosfat, çinko ve su bakımından büyük zenginliklerimiz olduğu malumdur. İşte bunlara
İsrail yarın sahip olacağı düşüncesiyle kendi özel planlarını yürütmektedir. Birinci gerçek budur. Bütün bu olayların arkasında
Siyonizm vardır” dedi.
Suudi Arabistan’la İran’ın karşı karşıya geldiğini ifade eden İlhan, “Arzu edilen, uzun yıllar sürecek bir savaşın fitilini tutuşturmak. Gene
İslam coğrafyası. Gene
Müslüman kıyımı. Bu defa mezhepler arası tasarlanmış; yani bir
iç savaş. Mübarek beldeleri merkez alan kanlı hesaplaşma. Arabistan demek
Mekke ve
Medine demektir. Anlaşılan, küresel haydutlar kara hançeri Müslümanların kalbine saplamayı kafalarına koymuşlar. Bu çapta bir savaş herkesi etkiler; çok büyük sayıda insan kaybı olur ve uzun yıllar sürebilir. Eğer bu savaş önlenemezse
Irak ve Suriye’de olduğu gibi
Suudi Arabistan ve
İran da bölünür ve paramparça olur. Şimdi kendi kendimize düşünelim;
Allah korusun, savaş çıkması durumunda nasıl bir tablo oluşacak? Ölenler
Müslüman. Burası kesin. Ya öldürenler? Hiç şüphesiz onlar da
Müslüman. Ama perde gerisinde işlerin farklı seyrettiğini iyi bilmek lazım. İşte, asıl problem işin bu yönünü tefrik etmede. Şunu net olarak söyleyebiliriz, aslında öldürenler, Arabistan-
İran zıtlıklarını ve tahrip gücünü keşfetmiş olan küresel emperyalistlerdir.
Müslümanlar arasında oluşan ihtilaflar üzerine tezgâhlanmış büyük bir tuzak söz konusu. Tam da bu noktada, asıl irdelenmesi gereken, bu işin kime yarayacağıdır. Bu işten en çok İsrail’in kazançlı çıkacağı açıktır. İyi bilinmelidir ki; bu çaptaki bir savaş sadece Ortadoğu’yla sınırlı kalmaz. Bu bir
kıyamet senaryosudur. Yaklaşmakta olan tehlike insanlığın sonunu getirebilecek çaptadır. Mesul makamda bulunan etkili ve yetkili durumdaki vicdan sahipleri devreye girmelidir. İnsanlığın yeni savaşlara değil, dünya barışına ihtiyacı var” ifadelerini kullandı.