Adli Yıl Açılış Töreni (2)

Türkiye Barolar Birliği Başkanı Vedat Ahsen Coşar, referandumun, yararı olduğu kadar sakıncaları da olan bir yöntem olduğunu belirterek, "Referandumun en başta gelen sakıncası, toplumu birleştiren değil, ayrıştıran, kutuplaştıran bir süreç olmasıdır, ki bu süreci yaşıyoruz" dedi

Türkiye Barolar Birliği Başkanı Vedat Ahsen Coşar, referandumun, yararı olduğu kadar sakıncaları da olan bir yöntem olduğunu belirterek, "Referandumun en başta gelen sakıncası, toplumu birleştiren değil, ayrıştıran, kutuplaştıran bir süreç olmasıdır, ki bu süreci yaşıyoruz" dedi. Coşar, anayasa değişikliği gibi çok teknik, çok hukuki, çok siyasi bir konuda verilecek kararın, bu konuda çok az bilgili, çok az deneyimli olması nedeniyle medyanın etkisine ve manipülasyonlarına açık durumdaki
halka sorulmasının da yanlış bir tercih olduğunu söyledi.
Coşar, Yargıtay'da düzenlenen 2010-2011 Adli Yargı Yılı açılış töreninde bir konuşma yaptı. Coşar, Anayasa Mahkemesi'ne üye seçme konusunda Cumhurbaşkanı'na tanınan doğrudan ve dolaylı yetkinin geniş tutulmuş olmasının isabetli olmadığını belirterek, "Zira Cumhurbaşkanı'nın bu konudaki seçme yetkisi herhangi bir denetime tabi olmamakla birlikte, oluşturulan bu yapı demokratik değil, vesayetçi bir yapıdır ve bu yönüyle 1982 Anayasası'nın vesayetçi anlayışından çok da farklı değildir" dedi.
Coşar, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun yeniden yapılanmasıyla ilgili düzenlemelerin de yargı bağımsızlığını ciddi şekilde zedeleyecek ve hatta tehdit edecek boyutta olduğunu söyledi.

"REFERANDUMUN SAKINCALARI DA VAR"
Osmanlı İmparatorluğu'ndan bu yana yaklaşık 150 yıldır anayasa tartışması ve hatta kavgası yapıldığını belirten Coşar, "Gelişmeler onu gösteriyor ki, referandum sonucu ister evet, ister hayır çıksın, 13 Eylül 2010 tarihinden itibaren Anayasa üzerindeki tartışmalar devam edecek. Edecek, zira bu hususta iktidarıyla muhalefetiyle yanlış yaptık. Anayasa gibi bir üst ve temel norm konusunda Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde bir uzlaşma sağlayacak kadar siyasal deneyimimiz ve olgunluğumuz olmasına rağmen bunu
yapmadık, yapamadık. Yapamadığımız için de işi referanduma götürmek zorunda kaldık" diye konuştu.
Referandumun, yararı olduğu kadar sakıncaları da olan bir yöntem olduğuna işaret eden Coşar, "Referandumun en başta gelen sakıncası, toplumu birleştiren değil, ayrıştıran, kutuplaştıran bir süreç olmasıdır, ki bu süreci yaşıyoruz" dedi.
Temel hak ve özgürlükleri kapsayan hususların referanduma konu yapılmayacağını, yapılmaması gerektiğini belirten Coşar, "Referanduma konu yapılan bir kısım anayasa değişiklikleri doğrudan temel hak ve özgürlüklerle ilgili ve de isabetli olmakla birlikte, bunların referanduma sunulmuş olması doğru değildir. Anayasa değişikliği gibi çok teknik, çok hukuki, çok siyasi bir konuda verilecek kararın, bu konuda çok az
bilgili, çok az deneyimli olması nedeniyle medyanın etkisine ve manipülasyonlarına açık durumdaki halka sorulması yanlış bir tercihtir" diye konuştu.
Referandumdan çıkacak sonucun, belli bir zaman dilimindeki veya konjonktürdeki kamuoyunun tercihini yansıtacağını kaydeden Coşar, şunları kaydetti:
"Oysa anayasalar sadece belli bir zamanı, diğer bir deyişle bugünü değil, yarını da kucaklayan ve bağlayan üst normlardır. O nedenle bu konuda referandum yapılması doğru değildir. Yine anayasalar nitelikleri itibari ile hukuki olmaktan daha çok, siyasi metinlerdir. Siyasi nitelikteki bu metinlerin ve dolayısıyla siyasi meselelerin referandum yoluyla evet/hayırdan ibaret iki seçeneği olan sorulara indirgenmiş olması, anayasa değişikliği gibi ciddi ve yaşamsal bir konunun basitleştirilmesi ve tahrif
edilmesi sonucunu doğurur. O nedenle anayasa değişiklikleri konusunda referandum yapılması bizce hatalı olmuştur. Nitekim anayasa değişiklikleriyle ilgili olarak Batı ülkelerinde referandum yoluna başvurulmamış, parlamentoda ve mutabakatla çözüme varılmıştır. Ülkemizdeki geçmiş uygulamalarda böyle olmuştur."

"ADLİ TATİL SÜRESİ ESKİ HALİNE GETİRİLSİN"
Coşar, bazı düşünce ve değerlendirmelerin doğru olup olmadığının zaman içerisinde ve biraz da yaşadıktan sonra ortaya çıktığını belirterek, "Bir zamanlar 20 Temmuz-05 Eylül tarihleri arasında yapılan adli tatil uygulamasının yanlış olduğunu, adli tatilin hem kısaltılması ve hem de kaldırılması gerektiğini düşünen ve savunanlardan birisi de bendim. Yeni uygulamayı yaşadıktan sonra, önceki uygulamanın doğru olduğunu, benim ve benim gibi düşünenlerin yanıldığını itiraf etmek durumundayım. Zira şimdiki yasal
düzenlemeye ve uygulamaya göre her yargıç ve savcı değişik tarihlerde izin kullandığı için ortada tam bir kargaşa vardır. O nedenle bu yanlışın düzeltilmesinin, 01 Ağustos-05 Eylül arası ile sınırlı olmak üzere eski uygulamaya geri dönülmesinin uygun olacağı kanısındayız ve bu önerimizi Sayın Adalet Bakanı'mızın takdirlerine sunuyoruz" şeklinde konuştu.

"YARGI KARARLARI ÜZERİNE KONUŞMAK İFADE ÖZGÜRLÜĞÜDÜR"
Yargı kararlarının eleştirilmesinin yargıya saygısızlık olmadığı gibi, görülmekte olan bir davaya müdahale niteliğinde de olmadığını belirten Coşar, yine bir konunun tartışılmasının sürmekte olan bir davayı etkileyeceği gerekçesiyle engellenmesinin, toplumdaki kimi rahatsızlıkların hiçbir zaman konuşulmaması, tartışılmaması ya da en
azından o konunun kamuoyunda tartışılmasına en fazla gereksinim duyulduğu zamanda tartışılmaması anlamına geldiğini söyledi. Coşar, bunu da hukukçu olarak, vicdan sahibi insanlar olarak kabul etmelerinin olanaksız olduğunu söyledi. Coşar, "Kaldı ki, yargı kararları üzerine konuşmak, tartışmak veya kamusal tartışma açmak, ifade özgürlüğünün gereğidir. Yine yargıya karşı saygının, yargı kararlarının eleştirilmemesiyle sağlanacağını düşünmek de ciddi bir yanılgıdır. Zira yargının saygınlığını korumak adına
zorla dayatılan suskunluk, yargıya saygıyı artırmaktan daha çok, yargıya yönelik kuşkuyu ve itaatsizliği besler" açıklamasını yaptı.

ERGENEKON TEPKİSİ
Konuşmasında Ergenekon davasına da değinen Türkiye Barolar Birliği Başkanı Coşar, ceza kovuşturmasının dayanağı ve savcılık makamının suç isnadının temelini oluşturan 'iddianame'nin mümkün olduğunca kısa, sanığın/şüphelinin neyle ve hangi kanıtlarla suçlandığını kolayca anlayabilmesi ve buna göre savunmasını yapabilmesi için açık, anlaşılır ve somut olması, sadece iddiaya konu olay ve olgular ile kanıtları içermesi gerektiğini vurguladı. Coşar, şunları kaydetti:
"Başta kamuoyunda 'Ergenekon' olarak bilinen davalara esas olan iddianameler olmak üzere, örgütlü olarak işlendiği ileri sürülen suçlara konu diğer pek çok davanın dayanağı olan iddianameler, yukarıda çerçevesi çizilen iddianame tekniğine uygun olarak hazırlanmadığı gibi, bu iddianameler öncesinde yürütülen soruşturmalarda da ceza hukukunun temel ve evrensel ilkeleri olduğuna vurgu yaptığımız 'hukukilik, oranlılık ilkesi, insan onurunun dokunulmazlığı ve dürüst işlem' ilkelerine uyulduğunu söylemek pek
mümkün değildir."
Kamuoyunda 'Ergenekon' olarak bilinen ve ne zaman sona ereceği belli olmayan ceza davalarında, makul sürenin daha şimdiden aşıldığını belirten Coşar, "Bu çok açık biçimde adil yargılanma hakkına aykırıdır, hak ihlalidir, insan hakları ihlalidir" ifadelerini kullandı.