Mersin 'Toplumsal Ayrışma' Noktasında İlerliyor

Muğla Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi (İİBF) Kamu Yönetimi Bölümü Öğretim Üyesi Prof

Muğla Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi (İİBF) Kamu Yönetimi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Atilla Göktürk, Türkiye'de 'barış ve hoşgörü kenti' olarak öne çıkan Mersin'in, özellikle son dönemlerde mekansal ve toplumsal ayrışmalara doğru giden riskli bir süreç yaşadığını iddia etti.
Akdeniz Belediyesi tarafından düzenlenen 'Hizmetiçi Eğitim Seminerleri' kapsamında farklı üniversitelerden akademisyenler bir araya gelerek, Anayasa, hukuk, siyaset, ekonomi, yerel yönetimlerde sosyal politikalar, kentleşme ve göç gibi konuları ele aldı. Belediye başkan yardımcıları ve meclis üyelerine yönelik olarak gerçekleştirilen interaktif seminerlerin ise 2 gün sürdüğü bildirildi. Akdeniz Belediyesi Konferans Salonu'nda düzenlenen eğitim çalışmalarının ilk gününde Mersin Üniversitesi İİBF Kamu
Yönetimi Bölümü Öğretim Görevlisi Nihat Kayar, 'Anayasalarla Bağlantılı Olarak Yerel Yönetimler' başlıklı bir sunum yaptı.
Cumhuriyet tarihi boyunca Türkiye'deki hiçbir iktidarın toplumdaki ekonomik yapılanmayı değiştirme yönünde bir kaygı taşımadığını iddia eden Nihat Kayar, milli gelirin adil dağıtımı, dar ve orta gelirli gruplara iyileştirici düzenlemelerin yapılması gibi konularınsa hiçbir zaman gündeme getirilmediğini anlattı. Kayar, Türkiye'de belli dönemlerde ortaya çıkan koşullarda, örneğin çatışmaların yoğunlaşıp ölümlerin artması gibi olaylarda hukukla bağdaşmayan, siyasi kararların çıkarılabildiğini öne sürdü.
'Kentleşme ve Göç' konusunu ele alan Muğla Üniversitesi İİBF Kamu Yönetimi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Atilla Göktürk ise, Mersin'de belli dönemlerde yaptıkları saha araştırmalarının yanı sıra anket çalışmalarının sonuçlarını değerlendirdi. Göktürk, Türkiye'de yıllardır 'barış ve hoşgörü kenti' olarak nitelenen Mersin'de, son dönemlerde mekansal ve toplumsal ayrışmalara doğru giden riskli bir süreç yaşandığını iddia etti.

"MERSİN'DE MEKANA VE KİMLİĞE GÖRE AYRIŞMALAR VAR"
Bu ayrışmanın da toplumda çelişki ve korkulara neden olduğunu ifade eden Prof. Dr. Göktürk, "Mersin kozmopolit ve mekansal yapısıyla Türkiye açısından önemli ipuçları veriyor. Hem toplumsal hareketlilik açısından ilk görüntüler burada oluşuyor hem de siyaset arenası açısından da önemli bulgular elde ediyoruz. Bu nedenle kenti izlemeye devam ediyoruz. Umarım tahmin ettiğimiz, korktuğumuz bir takım gelişmeler, önümüzdeki süreçte yaşanmaz. Çünkü kendi açımızdan baktığımızda böyle kaygılarımız var" dedi.
Mersin'de 2009 yılı Mart yerel seçimleri öncesinde kentin tamamını kapsayan 2 saha araştırması yaptıklarını hatırlatan Göktürk, söz konusu araştırmalara göre kentte mekana ve kimliğe göre ayrışmalar olduğunu, bu durumun da kentle ilgili kaygıları derinleştirdiğini vurguladı.

"TÜRKİYE'DE DEMOKRASİ VAR AMA BU ÖZGÜR YURTTAŞLAR İÇİN GEÇERLİ"
Seminerin ikinci gününde 'Kent, Siyaset ve Rant' başlıklı bir sunum yapan Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi İİBF Kamu Yönetimi Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Menaf Turan da kent, demokrasi, özgürlük ve halk kavramları arasındaki ilişkiyi ele aldı. Özgür ve köle olmak üzere iki farklı toplumdan oluşan 'Atina Demokrasisi'nden örnekler veren Turan, "Günümüzde de kentlerde yaşayanlar, kent yönetimine ekonomik güçleri oranında katılırlar. Bugün zengin sivil toplum örgütleri kentlerin aktörleri haline
gelebiliyor. Yoksul olanlarsa aktör olamıyor. Ülkemizde, insanlarımızın yüzde 80'inden fazlası yoksul. Demek ki toplumun nimetlerinden faydalanan üst ve orta gelir grubunu oluşturan kesim yüzde 20 civarında. Tıpkı Atina kentlerinin demokrasisi gibi demokrasi var ama özgür yurttaşlar için var. Tabii Atina kentlerinde özgür yurttaşlar çoktu bizdeyse az" diye konuştu.
Günümüzde belediyelerin kendini en çok sermaye birikimine katkıda bulunmakla görevli addettiğini dile getiren Turan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Bu tespiti Türkiye'deki tüm belediyeler için söylüyoruz. Yani belediyeler, 'Nasıl daha çok sermaye biriktirebilirim, rant sağlayabilirim?' mücadelesi veriyor. Çünkü merkezi yönetim de artık ona kaynak vermiyor, 'kendi kaynağını kendin bul' diyor. Sonuçta belediyeler, banka kredileri alıp borçlanıyor. Borçlanırken de neyi pazarlayacak? Kendi elinde varlığı varsa onu. En önemli varlık da topraktır."

"TÜRKİYE'DE SON 10 YILDIR 'SOSYAL BELEDİYECİLİK' TARTIŞILIYOR"
'Yerel Yönetimlerde Sosyal Politikalar' konusunu masaya yatıran Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi İİBF Dekanı Prof. Dr. Yüksel Akkaya ise, Türkiye'de özellikle son 10 yıldır görülen uygulamaların sosyal belediyecilik tartışmalarını ortaya çıkardığını söyledi. Akkaya, İngiltere örneğini vererek, bu ülkede toplanan vergilerden elde edilen gelirlerin vatandaşlık hakkı olarak halka dağıtıldığını ancak Türkiye'de ise sosyal belediyecilik adına zenginlerden para toplanıp, bu paraların da bazı vakıflar aracılığıyla
insanlara bir 'ihsan' olarak sunulduğunu, bunun karşılığında onlardan kendilerine biat etmeleri istendiğini iddia etti. Sosyal politikacının temel amacının onurlu, geleceğinden kuşku duymayan, kendisinden emin, kimliği, kişiliği, karakteri oturmuş insanlar yetiştirilmesi olduğunun altını çizen Akkaya, "Bizdeyse sosyal belediyecilik anlayışıyla yapılan onursuz, biat eden, başkasına avuç açan, kimliksiz, kişiliksiz, karaktersiz insanlar yetiştirmektedir. Siz bu tip insanlar yetiştirdiğinizde bunlardan oluşan
toplumu yönetmek kolaydır. Ama bunlardan oluşan toplumla bir yere varmak mümkün değil" dedi.
(SNK-AB-CC-Y)