İMF'ye 2010'da ihtiyacımız yok

Zaman gazetesi yazarlarından İbrahim Öztürk İMF'yi köşesine taşıdı ve “2010'da IMF'ye neden ihtiyacımız yok?” başlıklı yazısını yazdı.

İMF'ye 2010'da ihtiyacımız yok
İşte İbrahim Öztürk’ün köşe yazısı
Türkiye IMF olmadan 2010 yılında zorlanır mı? Piyasalar birkaç konuda endişesini paylaşıyor. Birincisi IMF olsa idi Türkiye mevcut büyüme beklentisini (% 4-5) aşarak % 6'yı yakalayabilirdi.
Şimdi hem büyüme düşük kalacak hem de büyüme nasıl finanse edilecek? Bununla bağlantılı olarak ödemeler dengesi krizinin çıkmasından korkuluyor. Üçüncü olarak 50 milyar dolarlık bütçe açığı hedefi var. Bu da neredeyse yeniden borçlanılarak kapatılacak. Yani ödünç alınabilir fonlar üzerinde baskı olacak. Özel sektör kaynak bulmakta zorlanacak. Dört, enflasyonda yukarı yönlü hareket eğer kalıcı olur da beklentiler bozulursa hem Merkez'in hem de Hazine'nin faizleri artacak, ki elinde yüklü miktarda tahvil bulunduranlar bu durumda zarar yazacak. Beş, bir de dışarıda işler bozulur da ikinci dalga gelirse (AB ve Japonya sıkıntılı) Türkiye çıpasız yakalanacak.
Bunlara sırasına göre cevap arayalım. Türkiye'nin emanet para pompalanarak suni büyümesi yapılması gerekenleri gölgeler. Bilhassa "emanet ve kolay para" içerideki tasarruf saiklerini öldürmekte ve ikame etmektedir. Bağımlılık sendromu oluşmakta ve sürekli koltuk değneği istenmektedir. Keza IMF mimarisine dayalı büyümenin istihdam sorununu çözmediği de görüldü.
Öte yandan 2010'da cari açık ve içeriye girecek kaynak miktarı konusunda da 'yanlış hesap' var. 2009 için de bu konuda çok başarısız tahminler yapıldı. Örneğin 2009'un sonunu göremeden Türkiye iflasını ister dendi. Koca koca 'prof-yazarlar' ile bankaların 'okumuş çocukları' 50 milyar dolar cari açık verileceğinden dem vururken biz 'hatırınız için 20 milyar dolar diyelim ancak 10 milyar civarında olur' dedik. Nitekim 13,8 milyar dolar oldu. Şirketler ve bankalar tarihi trendlerine yakın bir düzeyde borçlarını başarıyla döndürdü. Dahası tarihte ilk defa büyük bir kriz ortamında reel faizler % 8'den 2-3'lere düştü. MB de en çok faiz indiren banka oldu.
Bir kere enerji-emtia fiyatları mevcut kurguda enflasyonu ve cari açığı tetikleyici değil. Ayrıca üretim açığı olduğundan talep cephesinden de bir enflasyon baskısı yok.
Kurdaki düzey nispeten ihracatın lehine olduğundan, ayrıca ihracatın dönüşümü bağlamındaki nefes kesen hamleleri nedeniyle ihracat toparlanması da hızlı olacak. Keza turizm gelirleri de daha iyi olacak. Cari açığa neden olan yaklaşık on sektörde içeride üretimi teşvik edecek 'büyük projeler' bazlı teşvik paketi artık rağbet görüyor. Buradan da sermaye girişleri hızlanacak. Yani 2010'da 20-25 milyar dolarlık bir cari açık olacak. Türkiye bunu rahatlıkla kapatacak.
Kriz ortamında ülkeleri birbirinden ayrıştıran en önemli parametre olan finansal istikrar kamuda, bankalarda ve reel sektörde göreceli olarak iyi. Kamuda bütçe açığı hedefi büyük ihtimalle hedefin altında 40 milyar TL civarında gelir. Zira 2010, enerji, limanlar ve şeker fabrikaları bağlamında özelleştirme yılı olacak. Kamunun borç döndürme oranı % 90'lara gerileyebilir, piyasada zannedilenden daha çok kaynak kalabilir. Kriz sonrası için Orta Vadeli Program ve yol haritası açıklanmış ve 'öngörülebilirliği' artırmış. Derken bütün bunların bileşkesi olarak dünyadaki başlıca dört derecelendirme kurumu istemese de gasp ettikleri hakkımızı teslim etmek zorunda kalmışlar.
Bu şartlarda IMF anlaşması yaparak içeriye büyük bir miktar kaynak sokmak, sıcak parayı tetiklemek aslında 'piyasa bozucu etkide' bulunmaktan başka işe yaramayacak. Madem hükümet kimseye 'kur garantisi' veremiyor, o halde anlaşma yaparak 'piyasa bozucu' davranışlarda da bulunmasın.