CHP'nin çarşafına Mine G.Kırıkkanat'ın yorumu
Vatan gazetesi yazarı, Mine G.Kırıkkanat bugünkü köşe yazısında 'Çarşaf,CHP ve Demokrosi' yazısında CHP Başkanı Deniz Baykal'ı eleştirdi.Kırıkkanat yazısında şunlara yer verdi ;
CHP lideri Deniz Baykal’ın, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü bu yıl nasıl andığını, duyamadım. Kuşkusuz atlamışımdır, her zamanki boş laflarla kutlamıştır. Boş laf diyorum, çünkü ne Deniz Baykal, ne de başkanın “marş marş” tekmiline uygun yürüyen, zaten yaşları da başkanın yaşına ayarlı erkek CHP’lilerin, kadınları da, haklarını da umursadığı var.
Tam tersine, CHP’nin kadın haklarını hiç önemsemediğini kanıtlayan pek çok gösterge var:
Eğer Deniz Baykal’ın sultasındaki CHP’de, kadınların umursanan bir yeri olsaydı, kadın milletvekili sayısı herhalde 9 olmazdı!
Ana muhalefet partisinin kadın erkek eşitliğine verdiği önem, meclisteki temsiliyet oranından belli: Onda bir...
Evlilikte dört kadını bir erkeğe eşleyen, mahkemede üç kadının tanıklığını bir erkeğinkine denk tutan şeriata karşı, sözüm ona laik cumhuriyeti savunan parti için hazin bir tablo değil midir, onda birlik kadın milletvekili oranı?
Eğer Deniz Baykal gerçek bir sosyal demokrat ve sultasındaki CHP sosyal demokrasinin ilericiliğini benimsemiş bir parti olsaydı, kadın milletvekili sayısında dini muhafazakâr AKP’den geride mi kalırdı?
CHP lideri Baykal, 8 Mart’ı tam kendisine yakışır biçimde, yani sol gösterip sağ vurduğu, ilerici görünüp gerici olduğu, eylemsiz söylem ürettiği ve partisini muhalefete mahkûm ettiği “başarı” yla, dört gün erken kutladı, aslında:
3 Martta Halifeliğin kaldırılmasının 86. yılını, kadını saklanması gereken bir suç, şeytani bir günah, simsiyah bir lekeye özdeşleştiren kara çarşafı, elbette özgürleşmeyi temsilen yırtan CHP’li kadınlar, 4 Mart’ta Mersin’de parti disiplin kuruluna sevk edildi.
Baykal, eylemcilere “Biz kimsenin kılığı kıyafetiyle uğraşmıyoruz. Kıyafet üzerinden siyaset yapmıyoruz. Nedir bu yapılan?” diye kızıp köpürmüş.
Esefle izledim ki, Baykal’dan farklı sandığım, çok sevip saydığım Kemal Kılıçdaroğlu da aynı yönde, ama daha garip, çünkü içinde çelişki taşıyan “Kadın kıyafetinin siyasetin içine çekilmesi kabul edilemez. Kadın hakları ve sorunların çözülmesi gündemde tutulması gerekirken, bu tür yapay eylemler insan hakları ile bağdaşmaz,” diye fikir belirtmiş.
Baylar!
CHP’nin tek, bir ve ebedi başkanı Deniz Baykal, sahte evrak düzenlemek suçundan 2,5 yıl hapse mahkûm olmasına rağmen pek bir tutup koltukladığı İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin’le kameraların karşısına geçip kara çarşaflı kadınlara CHP rozeti takarken, n’aaaapıyorlardı?
Kara çarşaf yırtılınca siyasetin içine çekiliyor da, üstüne CHP rozeti takılınca siyasetin dışına mı düşüyor?
Oportünizmin bile bir mantığı vardır, ağzınızdan çıkanı kulağınız duyuyor mu?
Üstelik, ne demek oluyor, “Kadın hakları ve sorunların çözülmesi gündemdeyken” kara çarşafa yönelik bu yalaka dokunulmazlık?
Kara çarşaf, zaten mecliste onda dokuzu erkekler tarafından temsil edilen CHP için kadın hakkı mıdır, yoksa kadın sorunu mu? Rozet takıldığında hak, yırtıldığında mı sorun oluyor yoksa?
Duruma açıklık getirmek gerek. Yoksa insanların kafası karışır, mecliste ve üniversitede türbana geçit vermeyen CHP’yi, türbanı az buluyor, kara çarşafı savunuyor sanırlar!
Muhafazakârlık arttıkça cinsel açlığın arttığı, dolayısıyla cinsel içerikli suçların tavan yaptığı, günde dört kadının öldürüldüğü Türkiye’de, hele muhafazakâr mahalle baskısının kendisini bunca hissettirdiği bir zamanda, kara çarşaf yırtmak iyi bir fikir olmayabilir. Hatta kötü ve yersiz olabilir.
Ama CHP üyesi kadınlar, Mersin’de kimseye saldırmadılar, kimsenin üstündeki çarşafı paralamadılar. Kendi özgürleşmelerini temsil eden bir kara çarşafı yırttılar. Kara çarşafı giyen giysin, tamam. Ama içinde kimse olmayan, boş bir kara çarşaf da mı tabu artık bu ülkede? Türbandan sonra kara çarşaf da mı bayrak?
CHP yönetimi, Mersin’de olanları onaylamadığını açıklar, kınamakla yetinebilirdi. Fakat kadın üyelerin disiplin kuruluna sevk edilmesi, bu partinin kadın ve insan hakları başta, ifade özgürlüğü ve bireysel demokratik girişimlere saygısızlığını da gösteriyor.
Bu mu sosyal demokratlık, bu mu laik cumhuriyetçilik?
Tam tersine, CHP’nin kadın haklarını hiç önemsemediğini kanıtlayan pek çok gösterge var:
Eğer Deniz Baykal’ın sultasındaki CHP’de, kadınların umursanan bir yeri olsaydı, kadın milletvekili sayısı herhalde 9 olmazdı!
Ana muhalefet partisinin kadın erkek eşitliğine verdiği önem, meclisteki temsiliyet oranından belli: Onda bir...
Evlilikte dört kadını bir erkeğe eşleyen, mahkemede üç kadının tanıklığını bir erkeğinkine denk tutan şeriata karşı, sözüm ona laik cumhuriyeti savunan parti için hazin bir tablo değil midir, onda birlik kadın milletvekili oranı?
Eğer Deniz Baykal gerçek bir sosyal demokrat ve sultasındaki CHP sosyal demokrasinin ilericiliğini benimsemiş bir parti olsaydı, kadın milletvekili sayısında dini muhafazakâr AKP’den geride mi kalırdı?
CHP lideri Baykal, 8 Mart’ı tam kendisine yakışır biçimde, yani sol gösterip sağ vurduğu, ilerici görünüp gerici olduğu, eylemsiz söylem ürettiği ve partisini muhalefete mahkûm ettiği “başarı” yla, dört gün erken kutladı, aslında:
3 Martta Halifeliğin kaldırılmasının 86. yılını, kadını saklanması gereken bir suç, şeytani bir günah, simsiyah bir lekeye özdeşleştiren kara çarşafı, elbette özgürleşmeyi temsilen yırtan CHP’li kadınlar, 4 Mart’ta Mersin’de parti disiplin kuruluna sevk edildi.
Baykal, eylemcilere “Biz kimsenin kılığı kıyafetiyle uğraşmıyoruz. Kıyafet üzerinden siyaset yapmıyoruz. Nedir bu yapılan?” diye kızıp köpürmüş.
Esefle izledim ki, Baykal’dan farklı sandığım, çok sevip saydığım Kemal Kılıçdaroğlu da aynı yönde, ama daha garip, çünkü içinde çelişki taşıyan “Kadın kıyafetinin siyasetin içine çekilmesi kabul edilemez. Kadın hakları ve sorunların çözülmesi gündemde tutulması gerekirken, bu tür yapay eylemler insan hakları ile bağdaşmaz,” diye fikir belirtmiş.
Baylar!
CHP’nin tek, bir ve ebedi başkanı Deniz Baykal, sahte evrak düzenlemek suçundan 2,5 yıl hapse mahkûm olmasına rağmen pek bir tutup koltukladığı İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin’le kameraların karşısına geçip kara çarşaflı kadınlara CHP rozeti takarken, n’aaaapıyorlardı?
Kara çarşaf yırtılınca siyasetin içine çekiliyor da, üstüne CHP rozeti takılınca siyasetin dışına mı düşüyor?
Oportünizmin bile bir mantığı vardır, ağzınızdan çıkanı kulağınız duyuyor mu?
Üstelik, ne demek oluyor, “Kadın hakları ve sorunların çözülmesi gündemdeyken” kara çarşafa yönelik bu yalaka dokunulmazlık?
Kara çarşaf, zaten mecliste onda dokuzu erkekler tarafından temsil edilen CHP için kadın hakkı mıdır, yoksa kadın sorunu mu? Rozet takıldığında hak, yırtıldığında mı sorun oluyor yoksa?
Duruma açıklık getirmek gerek. Yoksa insanların kafası karışır, mecliste ve üniversitede türbana geçit vermeyen CHP’yi, türbanı az buluyor, kara çarşafı savunuyor sanırlar!
Muhafazakârlık arttıkça cinsel açlığın arttığı, dolayısıyla cinsel içerikli suçların tavan yaptığı, günde dört kadının öldürüldüğü Türkiye’de, hele muhafazakâr mahalle baskısının kendisini bunca hissettirdiği bir zamanda, kara çarşaf yırtmak iyi bir fikir olmayabilir. Hatta kötü ve yersiz olabilir.
Ama CHP üyesi kadınlar, Mersin’de kimseye saldırmadılar, kimsenin üstündeki çarşafı paralamadılar. Kendi özgürleşmelerini temsil eden bir kara çarşafı yırttılar. Kara çarşafı giyen giysin, tamam. Ama içinde kimse olmayan, boş bir kara çarşaf da mı tabu artık bu ülkede? Türbandan sonra kara çarşaf da mı bayrak?
CHP yönetimi, Mersin’de olanları onaylamadığını açıklar, kınamakla yetinebilirdi. Fakat kadın üyelerin disiplin kuruluna sevk edilmesi, bu partinin kadın ve insan hakları başta, ifade özgürlüğü ve bireysel demokratik girişimlere saygısızlığını da gösteriyor.
Bu mu sosyal demokratlık, bu mu laik cumhuriyetçilik?
