İflas kaygıları sonrası aralık bereketi geldi
İrlanda paketinin netleşmesi ve AMB'nin 'rakamsız' da olsa destek vermesi algılamayı daha pozitife çevirdi. Aralıkta yükseliş görmek olası.
Piyasaların üzerine çöken kara bulutların dağılmaya başlaması aralık ayının başlangıcına denk geldi. Bu bir tesadüf mü, yoksa beklenen sene sonu hareketine mi dönüşecek hep beraber göreceğiz. Geçen haftanın ilk yarısında, bir önceki hafta gibi Avrupa ülkeleri ile ilgili endişelerin gölgesinde negatif seyir izledik. Sonrasında kayda değer iki önemli gelişme ile algılama pozitife döndü. Amerika ve Çin’den büyümeyi teyit eden makro veriler geldi. Diğer yandan, Avrupa Merkez Bankası’nın (AMB) merakla beklenen toplantısı sonucunda Amerikan Merkez Bankası’nın (FED) açıkladığı büyüklükte bir ‘tahvil alım programı yoluyla parasal gevşeme’ kararı
çıkmasa da, piyasaların olumlu algıladığı iki karar çıktı. Bir ve üç aylık ihalelerin uzatılması (para vermeye devam) ve tahvil alımları için üst limit rakamı verilmemesi. Rakam verilmemesini “Ne kadar gerekiyorsa
o kadar verilecektir” şeklinde anlamayı tercih etti piyasalar.
1.50’ye yaklaştıkça satmalı
İlk yarısı ile ikinci yarısının zıt yönde hareket ettiği geçen haftanın sonunda borsa, dolar kuru ve paritelerde bir önceki haftaya göre radikal değişiklikler olmadı. Ancak genel anlamda algılamanın biraz daha pozitife döndüğünü söylemek mümkün. İrlanda yardım paketinin detaylarının ortaya çıkması ve diğer Avrupa ülkelerinin tahvillerine gelen alımlar, bu sorunun piyasalar üzerindeki baskısının kısa süreliğine azalacağını gösteriyor. Portekiz veya başka bir Avrupa ülkesi için bu anlamda bir sorunun yeni yıldan önce piyasayı etkilemesini beklemiyorum. Bunu diğer ülkelerdeki olumlu makro verilerle birleştirdiğimizde, aralık ayında yükselen bir piyasa görmemiz daha büyük olasılık diye düşünüyorum.
Borsa endeksi haftayı 66.860 puandan tamamladı. Teknik olarak yükseliş için 67.400 seviyesinin üzerinde kalmamız lazım, ki bu seviyeyi gün içerisinde geçtik ama kalıcı olmadı. Olası bir düşüşte 63.800 seviyesi oldukça kritik, zaten geçen hafta dönüş noktası da tam olarak burası idi.
Benim tahminim endeksin bu hafta 67.400 üzerinde kapanış yaparak yukarıyı denemesi.
Dolar kuru geçen hafta belirttiğim 1.49-1.50 aralığını kısa süreli geçse de paritedeki yükseliş ile birlikte gelen satışlarla 1.4770 seviyesinden kapanış yaptı. Euro dolar paritesi 1.30 seviyesinin altına gelmedikçe, piyasada düzelen algılama ile dolarda satışlar devam edecektir. Bu yükselişte panikle dolar alanlara ise 1.50 seviyesine yaklaştıkça satış öneriyorum.
Bono piyasasına, özellikle haftanın son günü beklentilerden iyi gelen enflasyon rakamlarının da etkisiyle alım geldi. Gösterge bonoda bileşik faiz %7.6 seviyesine geriledi. Daha önce ısrarla alım önerdiğim 2015 ve 2020 vadeli TL bonolara da talep fazlaydı. 2020 vadeli bono hâlâ %8.8 faiz veriyor, sabit getirili yatırım düşünenlere duyurulur.
Altın istikrarlı bir şekilde yükselişini sürdürüyor. 1.400 seviyesinin üzerine tekrar çıkan altın için de yükselişin devam edeceğini öngörüyorum. Hem emtia piyasalarının kuvvetli oluşu, hem dünyada enflasyon beklentilerinin korunması, altının yükselişine yardımcı oluyor. 1.250 seviyesi kırılmadıkça yukarı trend devam edecektir.
Asıl sorun verimlilik ve büyümede...
Avrupa’nın sorunlu ülkeleri son haftalarda global piyasaların gündeminden düşmedi. Piyasalarda bu ülkelerin AB yardım paketine başvuru olasılıkları değerlendirilip fiyatlanırken, analistler de ülkelerin sorunlarını sınıflandırmaya çalışıyorlar.
Analistlere göre İrlanda’da bankacılık sektörü aşırı borçlandı ve sistem çöktü. Yunanistan’da ise bankacılık sektöründe büyük sorun yok ama ülkenin borçları çok fazla ve gelirler bunu karşılamaya yetmiyor. İtalya ve Portekiz’de ise büyüme oranları çok düşük.
Gelin olaya çok daha basit bakalım. Yunanistan ve İrlanda’dan sonra adı çokça geçen üç ülkenin büyüme oranlarına baktığımızda, Portekiz ve İtalya son on yılda ortalama olarak %1’in altında büyümüşler. Bu oran gelişmiş ülkeler için bile oldukça düşük. İspanya biraz daha iyi durumda, ortalama %2,4 büyümüş. Asıl sorun da tam burada; büyümede. Bunun da sebebi bu ülkelerin verimlilik artışında çok geride kalmaları. Büyüyemeyen ve fakat eski alışkanlıklarla harcamaya devam eden ülkeler bütçe açığı vermeye başladılar. Neticede ya gelirinizi arttıracaksınız ya da giderinizi düşüreceksiniz. Giderleri kısmak sosyal devlet uygulamaları nedeniyle kısa vadede daha zor. Gelirleri arttırmanın yollarından biri para politikasını kullanmak ancak AB üyesi ülkeler ortak para birimi kullanıyorlar ve para politikalarında bağımsız değiller. Bütçe açığını kapamak için parasının değerini düşürmek (bu yolla da ihracatını arttırmak) isteseler bunu yapamıyorlar. Ve sonuçta yardım eli uzatmak da yine AB’ye kalıyor.
