Depremin Ardindan Psikolojimizi Anlamak

DÜZCE – Düzce Üniversitesi tarafindan çevrim içi düzenlenen Depremin Ardindan Psikolojimizi Anlamak adli söyleside konusan Prof. Dr. Mustafa Koç, “Öfke yerinde yasanmazsa kizginliga dönüsür, üzüntü yerinde yasanmazsa depresyona dönüsür” dedi. Ars. Gör. Muhammed Bahtiyar, deprem sonrasi yapilmasi gerekenleri anlatti.

Depremin Ardindan Psikolojimizi Anlamak
Düzce Üniversitesi tarafindan düzenlenen “Depremin Ardindan Psikolojimizi Anlamak” baslikli söylesi çevrim içi olarak gerçeklestirildi.

Düzce Üniversitesi Egitim Fakültesi Dekani Prof. Dr. Mustafa Koç, psikolojinin özellikle insan yapimi olan travmatik durumlarin daha büyük etkiye sahip oldugu için kisinin bu konuda basa çikma becerisini artirmaya yönelik çalismalar yürüttügünü ifade etti.

Hangi duyguyu önümüze alirsak o duygunun esiri oldugumuzu, ancak o duyguyu yanimiza alir onunla yasamayi basarabilirsek o zaman daha etkili bir sekilde duygularimizla basa çikabildigimizi dile getiren Koç, “Deprem ani ve sonrasinda olusan duygular anlaminda neler varsa kabullenmemiz gerekiyor. Bir süre neden bu kadar korkup, endiselendim gibi sorular sorabiliriz ancak bu konularda duygularimizi bastirmadan dogru bir sekilde yasamayi basarabilirsek, süreci olumsuz bir etki yasamadan geride birakabiliriz. Ancak öfke yerinde yasanmazsa kizginliga dönüsür, üzüntü yerinde yasanmazsa depresyona dönüsür. Yerinde ve zamaninda duygulari yasamamiz bu nedenle oldukça önemlidir. Aslinda her duygunun belli düzeyde yasanmis olmasi gerekmektedir. Nesnel bir olay, öznel bir yorum, duygusal bir tepki de travmanin olusmasina neden olabiliyor. Bu da bilissel, duygusal ve davranissal degisiklikler yasamamiza neden oluyor. Ani yasamak bu baglamda çok önemlidir” dedi.



“Normallestirmeye çalismak problem olusturabilir”

Özellikle küçük çocuklarin travma ile bas etmesini saglamak için duygularinin taninmasi ve kabul edilmesi gerektigine dikkat çeken Prof. Dr. Koç, “Çocugun korkularini sirf iyilessin diye asiri normallestirmeye çalismak da problem olusturabilir. Aslinda korku, saglikli bir duygudur ve korkulmasi gereken unsurlardan korkmalidir. Farkindalik önemli bir düzeydir ancak tek basina yeterli degildir. Kabullenmemiz gerekeni kabullenir, degistirmemiz gerekeni degistirirsek o zaman uyumumuz saglaniyor. Bu süreçte baglantida kalmak, anda kalmak, islevsel eylemlerimizi yeniden gerçeklestirmek, süreçle basa çikabilmemiz için etkilidir” ifadelerinde bulundu.

“Akut strese ihtiyacimiz var”

Akut ve kronik stres olmak üzere iki tür stres bulundugunu belirten Prof. Dr. Mustafa Koç, “Akut stres ihtiyaç duydugumuz bir strestir ve hayatta görevlerimizi yerine getirmemize neden olur. Aslinda stressiz olmak, büyük bir baski olusturur bu nedenle akut strese ihtiyacimiz vardir. Kronik stresse fiziksel, duygusal ve bedensel anlamda tepkiler vermemize neden olan bir stres durumudur. Ancak bu belirtilerin yavas yavas riskin ortadan kalkmasiyla azalmasi beklenir. Kaçma ve kaçinma ile bas ettigimiz sey güçlenir ve kisi zayiflar. Iyilesmeyi saglayan en temel sey korkulan seyle yüzlesilmesidir. Yüzlesme zor olan ancak iyilesmeyi basarmak için yapilmasi gereken seydir” dedi.



“Travmatik bir durum karsisinda insan savas, kaç ve don kal tepkileri verir”

Düzce Üniversitesi Rehberlik ve Psikolojik Danismanlik Anabilim Dali’ndan Ars. Gör. Muhammed Bahtiyar, “Burada olanlarin ortak bir duygusu var ve bu da kaygi. Depremin siddeti ve depremin çiktilari kadar depremin seyri çok önemlidir. Vücudunuzda gerilmeler, kasilmalar gibi tepkiler varsa, bir ay süre içinde bu tepkilerin görülmesi normal kabul edilmektedir. Özellikle bir ay içerisinde bu belirtiler azalarak yok olma egilimine geçer. Aslinda travmatik bir durum karsisinda insan savas, kaç ve don kal tepkileri verir. Savas ve kaç tepkisi veren bireyler travmanin etkisini daha kolay atlatirken, don kal tepkisi verenler bu süreçte daha fazla zorlanabilir. Deprem üzerinden geçen bir aydan fazla bir süredir duyarliliginiz hala devam ediyor ancak azaliyorsa bu akut bir süreçte görülen normal tepkilerdir. Ancak bu tepkiler azalmayip aksine artarak devam ediyorsa, bu bir travma göstergesi olabilir. Travma bir hastalik degildir bir bas edememe halidir” dedi.



“Adim adim yavas yavas”

Bahtiyar konusmasina söyle devam etti; “Kültürümüzde fiziksel güvenligi insa etmek için iliskisel güvenlige siginilir, bu da koruyucu ve önleyici bir seydir. Ancak depremin üzerinden geçen süre düsünüldügünde hala bireyler bir araya geldiginde deprem konusmakta ve bu da travmayi tetiklemektedir. Normallesmeyi saglayacak olan konudan uzaklasma görülmemektedir. Toplumsal travmalarda suçluluk daha çok olusur ve bu duyguyla birlikte kisiler yasadiklarini paylasmak istemeyebilir. Keskeleri çok olabilir. Bu suçluluk duygusuyla da anlatmadan bas etmek istiyorlar, ancak bu duygular anlatilmadan islemlenemiyor. Böyle duygulari olan bireyler bir uzmandan destek alabilir ve bu konuyu islemleyebilir. Bu tarz duygular travmanin eslikçisi olur ve herkes bu duygulari farkli düzey ve yogunlukta yasar. Özellikle travma yasantisinda kisi için besleyici olan kaynaklar anlamini yitiriyor ve bir bag kopuklugu yasaniyor. Bu bagi yavas yavas yeniden insa etmek gerekiyor. Birden oldugunda yeniden kaçma kaçinmaya dönebiliyor, haliyle bas etme adim adim yavas yavas olmasi gerekiyor.”

“Kisiyi yatistirmayi saglayan en önemli nokta dogru nefes alma yöntemleridir”

Deprem sonrasi yapilmasi gerekenlerle ilgili tavsiyelerde de bulunan Bahtiyar, “Eve giremeyen kisiler, yavas yavas örnegin 5’er dakika evinizde zaman geçirmeye çalisin, evinize güvenmiyorsaniz evinizde kendinizi güvende hissedebileceginiz bir alan insa edin. Fiziksel güvenlikten sonra iliskisel güvenlik gelir. Bana yardim edecek kisiler var inancini destekleyen kaynaklariniza basvurun. Beden travmatik etkileri kayit altina aliyor. Bu nedenle bedeni takip etmek ve ihtiyaçlarini karsilamak gerekiyor. Zihninizde bir travma varsa bedenle baglantiyi keser ve bedeninizin ihtiyaçlarini arka plana atar bu da travmatik etkiyi artirir. Nefes beden ile çalisirken en önemli araçtir. Kisiyi yatistirmayi saglayan en önemli nokta dogru nefes alma yöntemleridir. Diyafram nefesi, gevseme egzersizleri, güvenli yer egersizleri kisinin kendini yatistirma sistemini harekete geçirir ve travmayi zayiflatarak korkutuculuk etkisini azaltir” seklinde konustu.

Kaynak: İHA