Başbakan Davutoğlu: İrem'i, Efe'yi, Ecrin'i devlet mi öldürdü?
Başbakan Ahmet Davutoğlu YÖK üyelerini kabulünde konuştu. Davutoğlu ihanet bildirgesine imza atan akademisyenlere seslenerek "Ne Ecrin var, Ne Efe var, ne İrem var. Bunları devlet mi öldürdü?" dedi.

Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun açıklamasından satır başları şöyle:
Bizde maalesef şimdiye kadar reform iddiasıyla ama özünde olmayan çabalar sözkonusu olmuştur. 12 Eylül şartlarıyla reform mantığından çok empoze edici bir statüko oluşturmuştur. Gerçek reformlar statükolara meydan okur. Bu açıdan üniversitelerimiz zihniyet reformumuzun en önemli ayağı, odağıdır. Üniversitelerde zihniyet reformu gerçekleştirmeden toplumsal hayatımızda zihniyet reformunu iddia edilemez. Maalesef bizde üniversite yapılanmaları bu şekilde cereyan etmedi.
Bizde maalesef şimdiye kadar reform iddiasıyla ama özünde olmayan çabalar sözkonusu olmuştur. 12 Eylül şartlarıyla reform mantığından çok empoze edici bir statüko oluşturmuştur. Gerçek reformlar statükolara meydan okur. Bu açıdan üniversitelerimiz zihniyet reformumuzun en önemli ayağı, odağıdır. Üniversitelerde zihniyet reformu gerçekleştirmeden toplumsal hayatımızda zihniyet reformunu iddia edilemez. Maalesef bizde üniversite yapılanmaları bu şekilde cereyan etmedi.
27 Mayıs günü birileri için bayram iken bizim evimizde hüzün yaşanırdı. Darbenin nasıl bir travma oluşturduğunu çocuk yaşlarında gördük biz. Eğitim hayatımızda 12 Eylül'ü yaşadık. O dönem üniversite öğrencisiydik. 12 Eylül'e en fazla biz sesimizi yükselttik. Üniversitenin mantığına, felsefesine meydan okuyan bilim adamları vardı. 12 Eylül içinden fikren çarpışarak akademik hayata atıldığınızda, zihniyet reformuna derinden inanmış birisiyim. 28 Şubat şartlarında, başörtülü olduğu için işten çıkarılmak istenenleri öğrencilerimizi korumak için nasıl çaba sarfettiğimizi hepimiz hatırlarız.

YÖK REFORMUNU MUTLAKA GERÇEKLEŞTİRMELİYİZ
YÖK sistemini kendi ekseninde reformcu bir anlayışla, bilim adamına güven esasıyla yeniden inşa ettik. Daha önce de YÖK sistemiyle ilgili çok adımlar atıldı. Bu süreçte birçok şeyi yaşadık. Onun için bütün müktesabatımızı zihnimizde kurgulayarak bu dönemde çok güçlü bir temsil kabiliyetine sahip ortaya çıkan parlamento tablosu içinde artık YÖK reformunu mutlaka gerçekleştirme sorumluluğu ve çabası içinde olmamız lazım.
Tarihle barışık ama gerektiğinde tarihi sorgulayabilecek, mekanla barışık ama gerektiğinde mekanı sorgulayabilecek bir nesil hedefliyoruz. Spekülasyonlar, ideolojik yaklaşımlarla gerçekliğe bakılmaz. Ne olduğunu anlamaya çalışanın bir duruşun, duruşun anlamaya çalışanın mutlaka bir perspektifi olmalıdır. Düşünmek için bir duruş sahibi olmak, bir yerde durmak bir tarihe ait olmak iktiza eder. Eğer bilim adamı gerçeği saptırırsa, gerçeğin dışında spekülasyonlar yaparsa bilime en büyük ihaneti yaparlar.
İlkesel duruşun esassı, fikir özgürlüğü akademik çalışma yaparken kişinin sürü, toplum psikolojisi ile değil tek başına gerçeği ifade edebilme kabiliyetidir. Bilim insanının farkı tek başına da kalsa gerçeklik duruşunu olgunluğuna, özgürlüğüne sahip olmasıdır. Özgün bir teziniz yoksa doktora çalışması yapamazsınız. Fikir özgürlüğünün tamamlayıcı unsuru ise ahlaki sorumluluktur. Her türlü fikiri savunabilirsiniz, şiddeti, nefreti, terörü, insanların onurunu zedeleyecek düşünceyi fikir özgürlüğü içerisinde değerlendiremezsiniz.

GELİN BU BİLDİRİYİ YENİDEN GÖZDEN GEÇİRELİM
Bilim insanı ol kişidir kavramsal düşüncesi saftır. Dün Çınar'da yapılan saldırıyla terör bütün iğrenç yüzünü, perspektifini ortaya koydu. Akademisyenlere buradan seslenmek istiyorum. Bu bildiriyi hep birlikte gözden geçirelim. Sonra da hep beraber başımızı iki elimizin arasına alıp nasıl bir bilim ortamda yaşıyoruz düşünelim. Bildiriye göre Türkiye'de halkları katleden bir devlet var. Halkları yerinden sürmek iradesiyle harekete geçmiş bir devlet mekanizması var. Karşısında mağdur edilmiş bir kesim var.
ECRİN'İ, EFE'Yİ, İREM'İ DEVLET Mİ ÖLDÜRDÜ?
O devlet bu sene iki seçim yaşadı. Gururla ifade ediyorum, dünyanın temsil gücü en yüksek, en katılımcı bir seçimdir. Bu bildiride hiçbir terör örgütü yok. Ülke güllük gülistanlıkla ceberrütle devletin gelip baskı yaptığı bir resim çiziliyor. Şimdi vicdanlara soruyorum, akıllara soruyorum. Acaba Sur'da, Silopi'de, Cizre'de tablo bu mu? Daha dün Çınar'da iki çocuk katledildi. Şimdi o bildiride olgusal gerçeklik olarak ne Ecrin var, Ne Efe var, ne İrem var. Eğer bu bildiriye bakarsak bunları da devlet öldürdü. Olgusal gerçek bu mu?
Şehit polis memuru ve kızı için tören
NEDEN KANDİL İDEOLOJİSİNİ MEŞRULAŞTIRIYORSUNUZ
Neden Kandil'in ideolojisinin altına imza atarak toplumsallaştırmaya çalışıyorsunuz. Hangi ilkesel çerçevede bakıyorsunuz ki, olgusal gerçekliğe tekabül etmeyen bir resme imza atıyorsunuz. Fikir özgürlüğü adına terörü meşrulaştırarak bu ifadeyi ortaya koyuluyorsa burada hepimizin oturup fikir özgürlüğünü ciddi bir şekilde düşünmemiz lazımdır. Bilim adamın vicdanı şiddet ve teröre karşı açık bir tavır almalıdır. Ahlaki sorumluluk fikir özgürlüğünün kardeşidir.

BİLDİRİDE GÜVENLİK GÜÇLERİMİZ ŞEYTANLAŞTIRILIYOR
Bu metne baktığımızda terörle mücadele eden güvenlik güçlerinin şeytanlaştırdığı bir tablo ortaya çıkıyor. Bu bildiriye imza atanlar acaba okula giderken hendeklerden, çukurlardan geçseydi ne düşünürlerdi? Evden çıktığında hangi barikatlarda hangi mayının patlayacağını düşünerek derse öğrencileriyle birlikte korkarak geldiklerini düşünsünler. Bu bildiriye imza atanlar o barikatlara meşru muamelesi yapıyorlar.
TABULARA DAYANAN DEĞİL TABULARI YIKAN BİR NESİL
Öyle bir üniversite eğitimi vermeliyiz ki, insanlığın en derin birikimini öğrencilerimize aktarabilelim. Bugünkü nesil bir düğmeyle Latin Amerika'daki arkadaşıyla konuşuyor, diğeri Çin'de arkadaşıyla konuşuyor. Tek yönlü bir anlayışla öğrencilerimizi yetiştiremeyiz. Evrensel anlamda aydın olma niteliğini haiz insanlar yetiştirmeliyiz. Tabulara dayanan değil, tabuları yıkan bir nesil yetiştirmeliyiz.
BİZ KÜLTÜREL HARMANIN ÇOCUKLARIYIZ
Dünyanın her üniversitesi evrensel birikimi öğrencilere aktarmakla birlikte kendi aydınını yetiştirir. Bizim önem vermemiz gereken bütün bu birikimi kucaklarken ayağıyla bastığı toprağın, yerli, milli ürünü olmak. Biz asırlarca bütün unsurlarıyla birlikte büyük bir medeniyete eşlik etmiş bir toprağın kültürel harmanın çocuklarıyız. Yetiştireceğimiz nesiller mutlaka bu boyutta olmalıdır.
