Kardeşinin Cansız Bedenini 'Ölüm Yolu'nda Bırakmadı

Bosna Hersek'in doğusundaki Srebrenitsa'nın 11 Temmuz 1995'te Sırplar tarafından işgal edilmesinin ardından soykırımdan kaçıp halk arasında "Ölüm Yolu" olarak da bilinen orman yolundan Tuzla'ya hareket eden Boşnaklardan biri olan Hasan Hasanoviç, bu zorlu yolda kaybettiği kardeşinin cansız bedenini 20 kilometre boyunca sırtında taşıdı.

Kardeşinin Cansız Bedenini 'Ölüm Yolu'nda Bırakmadı
Ölüm yolunda iki kardeşini kaybeden Hasanoviç, Boşnakların o günlerde yaşadığı acıları, karşılaştıkları zorlukları AA'ya anlattı.

Babası Sefyo'nun 1993 yılında açlıktan öldüğünü söyleyen Hasanoviç, iki yıl sonra Srebrenitsa işgal edildiğinde eşi Hayreta ve 14 aylık oğlu Haris'i geride bırakarak orman yolundan Tuzla'ya doğru hareket ettiğini ifade etti.

Hasanoviç, orman yolunda kardeşleri Hasib ve Hayro ile karşılaştığını ancak Sırpların kurduğu pusular nedeniyle onları yeniden kaybettiğini belirterek, 12 Temmuz günü, mola verdikleri sırada komşuları Osmo Osmanoviç'in yanına gelerek kardeşi Hayro'nun öldürüldüğünü söylediğini ve kendisini öldürüldüğünde 18 yaşında olan Hayro'nun cansız bedeninin yanına götürdüğünü vurguladı.

Kardeşinin, yanındaki altı kişiyle birlikte uçaksavar silahıyla öldürüldüğünü anlatan Hasanoviç, "Hayro'yu sırt üstü yatırıp üzerini dallarla örttüm. Onun ölümünü nasıl bu kadar soğukkanlı karşılayabildim, hala bilmiyorum" dedi.

Hasanoviç, yola devam etmek zorunda olduğundan oradan ayrıldığını belirterek, ilerleyen günlerde ormanda nereye gittiğini bilmeden öylece yürüdüğünü, öncelikli amacının Udrç Dağı'na ulaşmak olduğunu söyledi.

"Her şey korku filmlerini andırıyordu" diyen Hasanoviç, şunları kaydetti:

"Kamenitsa'dan geçerken binlerce insanın cansız bedenini gördüm. Bazıları hala hayattaydı ama onlara yardım edemiyordum. İlerlemek zorundaydım. Yol üzerinde kurşuna dizilmiş 20 kişi gördüm. Mini etek giydirilmiş bir erkeğin yüzü yarılarak kulaklarına dikildiğini ve cinsel organının kesildiğini gördüm. Yardım istiyordu. Bugün hala hayatta olan en az 100 tanık da onu görmüştü. Saatlerce yürüdükten sonra Udrç'a geldim. Buradaki grupların birinde diğer kardeşim Hasib'e rastladım ama daha sonra yine kaybettim onu. Su içtiğimiz nehre attıkları zehirli maddelerden dolayı kendimden geçmişim. İki-üç saat sonra beni uyandırdıklarında diğer grup gitmişti. Kardeşimi 14 Temmuz gecesi Zvornik yakınındaki Liplya'da yeniden buldum."

- "Eğer sonunda öleceksem neden hala yürüyorum"

Orman yolunda sık sık Sırp askerlerinin kurduğu pusularla karşılaştıklarını aktaran Hasanoviç, Snagovo mevkisindeki bir meyve bahçesinde başları kesilmiş altı kişi gördüğünü söyledi.

Hasanoviç, kendine sık sık "Eğer sonunda öleceksem neden hala yürüyorum" diye sorduğunu belirterek, ölümle barışık yaşadığını ancak 19 yaşındaki kardeşi Hasib'in de yaşamasını istediğini kaydetti.

Kardeşinin elini tuttuğunu ve hiçbir zaman bırakmayacağına dair kendisine söz verdiğini anlatan Hasanoviç, ikinci kardeşini de kaybettiği o güne dair şunları söyledi:

"16 Temmuz sabahında, Krijevaçki mevkisindeki tarlalarda mayınlı araziye girmiştik. Çok sayıda insan burada hayatını kaybetmiş, birçoğu da yaralanmıştı. Admir isimli komşumuz da yaralanmıştı. Sonra kimlerin öldüğünü görmek için insanları sırt üstü yatırmaya başladım. 19 yaşında iki genç Musa ve Veli de ölmüştü. Bir başka genç beni çağırdı ama kim olduğunu bilmiyordum. Onu çok sarsmamamı söyledi. Karnını ellediğimde kanaması olduğunu gördüm. Aslında kardeşimin karnını ellediğimi bilmiyordum. Ona yürüyüp yürüyemeyeceğini sordum, ayağa kaldırdım. Silah sesleri duyulmaya başladı. Admir'i ve onu dere kenarına götürmeyi başardık. Burada İliyaz Pilav ve Fatima Klempiç Dautbaşiç isimli doktorlar da vardı. Doktor Pilav, elimizde ameliyat etme imkanı bulunsa dahi Hasib'in kurtulmasının mümkün olmadığını, en fazla on dakika daha yaşayabileceğini söyledi."

Hasanoviç, kardeşinin kendisini bırakıp yola devam etmesini istediğini ancak kendisinin bunu kabul etmediğini belirterek, açlık, susuzluk ve yorgunluk nedir bilmeden gün boyunca komşularının da yardımıyla yaralı kardeşini taşıdığını ifade etti.

Bir an Hasib'in dinlenmek istediğini söyleyen Hasanoviç, "Kucağıma yatmak istedi. Başını kucağıma yaslayıp saçlarını okşadım. Bana, 'Bir daha oğlunu göremeyeceğim için üzgünüm. Anneme ne diyeceksin' diye sordu. Sonra son nefesini verdi. Onun ölümü içimde derin bir iz bıraktı" diye konuştu.

Hasanoviç, kardeşinin cansız bedenini orman yolunda bırakmak istemediğini belirterek, "Gruptakiler, onu defnedip yola devam etmemizi, böylesinin daha kolay olduğunu söylediler ancak kabul etmedim. 20 kilometre boyunca onun cansız bedenini taşıdım" şeklinde konuştu.

- Ateist mezarlığından Potoçari Anıt Mezarlığı'na

Sırp işgali altında olmayan Nezuk kasabasına ulaştığında, buradaki insanların "dost mu yoksa düşman mı" olduğuna emin olamadığını söyleyen Hasanoviç, "Sonra şalvarlı ve baş örtülü yaşlı bir kadın bize içecek getirdiğinde, işgal altında olmayan bölgeye ulaştığımıza emin oldum" dedi.

Bir doktorun yanlarına gelerek kardeşinin kimlik bilgilerini aldığını anlatan Hasanoviç, doktorun uyarısının ardından aslında yol boyunca yaralı olduğunun farkına vardığını söyledi.

Hasanoviç, bir gün sonra Tuzla yakınlarındaki Dubrava'da bulunan kampta ailesine yeniden kavuştuğunu belirterek, "Yeniden buluşmamız zordu. Tüm olanları anneme nasıl söyleyeceğimi düşünüyordum. Çadıra girdiğimde Admir'in annesini, annemi, eşimi ve oğlumu gördüm. Acaba olanları hemen mi yoksa bir süre bekledikten sonra mı anlatsam diye düşündüm. Hemen söylemeye karar verdim. Ona iki oğlunu da kaybettiğini söyledim" dedi.

Kardeşinin gömüldüğü yeri görmek için iki buçuk ay sonra Mececa'ya gittiğinde bir şok daha yaşadığını söyleyen Hasanoviç, üzerinde kardeşine ait kimlik bilgilerinin yazılı olduğu kağıt kaybolduğundan kardeşinin ateist mezarlığına gömüldüğünü kaydetti.

Hasanoviç, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bu korkunçtu. Mezarının başına geldim. Üzerinde 'Srebrenitsa-Kimliksiz' yazıyordu. Tüm yaşadıklarımız film şeridi gibi kafamdan geçti. Toprağı kazmaya başladım. Başını topraktan çıkarıp o olduğuna emin oldum. Onun ateist mezarlığında kalmasını istemediğimden cenazesini çıkarıp Boriçi'deki mezarlığa defnettik. 14 yıl sonra, 11 Temmuz 2009'da da Potoçari Anıt Mezarlığı'nda, diğer kardeşim Hayro ile yan yana toprağa verdik. Hayro'nun cenazesi motorlu testere ile ikiye bölünmüş ve iki farklı toplama kampına gömülmüştü. Aynı yıl, dayımı da defnettik. Üç cenazeyi toprağa verirken kalbim patlayacakmış gibi hissettim."

Oğlu Haris'i ve savaştan sonra dünyaya gelen kızı Emina'yı sık sık Potoçari'ye getirdiğini anlatan Hasanoviç, "Onlara sadece gerçeği anlatıyorum. Onlara nefret etmelerini istemiyorum. Sadece çocuklarına da öğretecekleri gerçeği aktarıyorum" diye konuştu.

Kaynak: AA