Bakanlar Kurulu Toplantısı
Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç, "ABD Savunma Bakanı Chuck Hagel ile yapılan görüşmelerde diğer konuların yanı sıra Suriye ve Irak bağlamındaki güvenlik durumu ve bölgemizdeki tehditler ile işbirliği imkanları da tüm yönleriyle ele alınmaktadır. Ülkemizin bu konuda izleyeceği tutuma dair, gerekli değerlendirmeler de hem bugün için hem de bundan sonrası için kurumlar tarafından yapılacaktır" dedi.
Bülent Arınç, Bakanlar Kurulu toplantısının ardından açıklamalar yaptı, gazetecilerin sorularını yanıtladı. Arınç, bir gazetecinin "Şişli'deki asansör kazasıyla ilgili, Başbakan hayatını kaybedenlerin şehit sayılacağını ifade etmişti. Buna ilişkin bir düzenleme yapılacak mı? Bundan sonra muhtemel kazalarda iş kazalarında hayatını kaybedenler artık şehit mi sayılacak" şeklindeki soru üzerine, Başbakan Davutoğlu'nun Konya ziyareti sırasında olayla ilgili bir açıklaması olduğunu anımsattı.
Başbakan Davutoğlu'nun öncelikle üzüntülerini ifade ettiğini, olayın herkesi derinden üzdüğünü dile getiren Arınç, "Ancak her olayın arkasından bu olayda vefat edenlerin şehit sayılması gibi ne bir düşüncemiz var, ne de bunun doğru olduğuna inanırız" diye konuştu.
Şehitliğin dini bir kavram olduğunu vurgulayan Arınç, şöyle devam etti:
"Biz işin hukuk yanındayız. Evet terörle mücadelede hayatlarını kaybedenler için veya buna bağlantılı olarak bazı olaylarda hayatını kaybedenler için veya maluliyete düşen yani gazi olduğuna inandığımız için düzenlemeler yapılmıştır. Ancak son zamanlarda yine bazı olaylarda hayatını kaybedenlerin şehitlere ve gazilere vazife malullerine tanıdığımız haklardan istifade etmesi gündeme gelmiştir. Bu başka bir şey. Yani şunu söylemek istiyorum: Şehitlik kavramını şüphesiz hepimiz çok iyi biliyoruz. Bu kavramın neleri kapsadığını da çok iyi biliyoruz. Vatan mücadelesinde hayatını kaybeden insanların, elbette başka sebeplerle de hayatını kaybetmiş insanların hükmen şehit sayılabileceği, Peygamberimizin hadislerinde de İslam alimlerinin sözlerinde de yer almıştır. Kanunun tanıdığı şehitlik kavramı farklı bir şeydir, İslam'ın, Kuran'ın Peygamber'in 'onlar da hükmen şehittirler' demesi farklı bir şeydir. Mesela yanarak boğularak ölenler için şehit olabileceği konuşulmuştur. Ekmek parası kazanırken helal rızık peşindeyken ölenler için şehit olabileceği konuşulmuştur. Kendi malını muhafaza ederken zorla ve zulmen öldürülen insanların da şehit olabileceği peygamberin pek çok hadislerinde geçmektedir. Sayın Başbakanımız da zannediyorum ki işin dini boyutuna, manevi boyutuna dikkati çekmek için, 20,22, 24 yaşındaki kardeşiyle beraber, hatta babasıyla beraber aynı işyerinde çalışan, kimi Gümüşhane'den gelmiş, kimi bir başka yerden gelmiş, İstanbul'da hatta 'aile bütçesine katkısı olur, nişanım var, düğünüm var biraz daha fazla para biriktireyim' diye çalışan insanların tek amacı helal rızık ise, helal rızık peşinde koşarken de hayatını kaybedenin bize göre, İslam'a göre, Kur'an'a göre, Peygamber'imizin hadisine göre şehit sayılabileceğini söylemiştir. Bunu biz de bunu zaman zaman kullanıyoruz."
-"Elimizdeki kanunları en esnek bir şekilde bu yurttaşlarımız için kullanacağız"-
Arınç, Asansör kazasında yaşamını yitiren yurttaşların karşılığının mutlaka Sosyal Güvenlik Kanunu'nda bulunduğunun, bunu tekrar tekrar söylemeye gerek olmadığının altını çizerek, "Hatta iş kazası olduğu içi aynı gün göreve başlamış olsa bile, girişi yapılsa bile, sosyal güvenlik bağlantısı kurulsa bile ölüm geliri veya ölüm aylığının bağlanması mümkündür. Bazıları için ikisinin birden sağlanması mümkündür. Bazıları için de anne babası varsa eğer bekar ölmüşse onların da muhtaç olmak kaydıyla elbette bazı imkanlara kavuşması mümkündür. Biz idare olarak elimizdeki kanunları en esnek bir şekilde bu yurttaşlarımız için kullanacağız. Hepsine şüphesiz yardımlar karşılıksız da yapılacaktır ama bunların da hukuken kanun ve şehit sayılması düşünülmemiştir, düşünülmesi de mümkün değildir" açıklamasında bulundu.
-NATO zirvesi-
Bülent Arınç, NATO zirvesindeki "IŞİD'e yönelik NATO ülkelerinin içinde bulunduğu bir koalisyon kurulması" kararının ve ABD Başkanı Obama'nın, "Türkiye'nin daha aktif, daha ön planda olması gerektiği" yönündeki açıklamaları hatırlatılarak sorulan "Türkiye muhtemel bir koalisyon kurulduğu takdirde bu koalisyonda yer alacak mı? Nasıl bir sorumluluk üstlenecek. Almayacaksa gerekçesi nedir" sorusuna karşılık, zirvede IŞİD'e karşı mücadelede işbirliği için bir çekirdek koalisyon oluşturulmasının gündeme geldiğinin bilindiğini söyledi.
Arınç, ABD'nin bu konuda Türkiye'nin de içinde bulunabileceği bir koalisyondan bahsettiğini, bu zirvede ne konuşulduğunu ve Türkiye'nin bu konudaki düşüncelerini Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ifade ettiğini belirtti.
ABD Savunma Bakanı Chuck Hagel'in Cumhurbaşkanı Erdoğan, Genelkurmay Başkanı Özel ve Başbakan Davutoğlu ile görüşmeler yaptığını belirten Arınç, "Hagel ile yapılan görüşmelerde diğer konuların yanı sıra Suriye ve Irak bağlamındaki güvenlik durumu ve bölgemizdeki tehditler ile işbirliği imkanları da tüm yönleriyle ele alınmaktadır. Ülkemizin bu konuda izleyeceği tutuma dair, gerekli değerlendirmeler de hem bugün için hem de bundan sonrası için kurumlar tarafından yapılacaktır" diye konuştu.
-"Bütün mücadelemizi hukuk çerçevesi içinde yapacağız"-
Bir gazetecinin "Fethullah Gülen'in iade talebi noktasında hangi aşamaya gelindi. Hükümet bu konuda bir çalışma yapıyor mu" sorusunu da yanıtlayan Arınç, ABD Başkanı Obama ile Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın görüşmelerinde hem baş başa hem de daha sonra heyetler halinde takriben bir buçuk saat süren görüşmelerde neler konuşulduğu hakkında birebir bilgilerinin olmadığını anlattı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın toplantıdan sonra gazetecilerle yaptığı görüşmelerde bazı konularda ipuçları verdiğini söyleyen Arınç, şunları kaydetti:
"Sayın Başbakanımız da Sayın Cumhurbaşkanımızın ziyareti sonrası kendisiyle belki bir görüşme yapmıştır veya yapacaktır. Bu konuda hükümetimizin de Sayın Cumhurbaşkanımızın da sözleri, bu konudaki düşünceleri herkesin malumudur. Ancak TBMM'de hükümet adına müzakereler sırasında bir cümlenin üzerinde fazlasıyla durmaya çalıştım. Dikkatinizi çekmek istiyorum. Biz bütün mücadelemizi veya yasa dışı yapılanlarla ilgili yapacağımız bütün mücadeleleri hukuk çerçevesi içinde yapacağız. Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir. Bunun dışında kimse bizden bir şey beklemesin. Başka ülkelerin de beklediğini zannetmiyorum. ABD de kişi hak ve özgürlüklerine çok değer veren aynı zamanda da ifade özgürlüğü konusunda en iyi kurallara sahip bunu fiilen uygulayan bir ülkedir. Evet 11 Eylül'den sonra ABD'de de bir sendrom yaşanmış ve hukukun dışına çıkılarak bazı mücadele yöntemleri de benimsenmiş olabilir. Ama genel çerçeve hukuk devleti, hukukun üstünlüğüne sahip olmak bizim için hiçbir zaman vazgeçilemez unsurlardır.
Dolayısıyla Türkiye'deki bu yapılanmayla ilgili olarak ABD'deki o zatın Türkiye'ye iadesi istenecekse veya o ülkeden sınır dışı edilmesi istenecekse ABD'nin ilk defa soracağı veya isteyeceği konu, bu konudaki eldeki bilgi ve belgelerin kendisine ulaştırılmasıdır. Biz bunun gerekli ve doğru olduğuna da hem şahsen hem hükümetimiz olarak inanırız. Dolayısıyla Sayın Cumhurbaşkanı'nın bir yerde ifadesi geçiyor. 'Yani MİT ve ABD istihbaratı bu konuda çalışma yapabilirler.' Elde varsa bilgi ve belgeler şüphesiz hükümetler kanalıyla da başka kanallarla da ABD ile müşterek bir çalışma şekline dönüştürülebilir. Yoksa birilerinin zannettiği gibi 'Onu oradan al, bana ver' şeklindeki bir talebin dünyada artık karşılanma imkanı kalmamıştır. Belki bazı siyasi sebeplerle Türkiye'nin güvenliğini tehdit ettiği düşünülen ama hakkında herhangi bir suçlama, herhangi bir iddianame, herhangi bir yargı kararı bulunmadığı da varsayılan bir insan hakkında o ülkenin tavrının ne olacağını benim bilmem mümkün değil. Yani şunu söylemek istiyorum: Adli yardımlaşma iki ülke arasında olabilir, bazen suçluların iadesi anlaşması da olabilir. Ama bunların hepsi hukuki bakımdan bir dava açılmasını, o davanın hükümle sonuçlanmasını ve kesinleşmesini gerektirir. Bunun dışında Sayın Cumhurbaşkanı'nın deporte edilmesi konusundaki taleplerinin bir siyasi talep olarak ABD tarafından nasıl karşılanacağını doğrusu benim bilmem mümkün değil."
(Sürecek)
Kaynak: AA
Başbakan Davutoğlu'nun öncelikle üzüntülerini ifade ettiğini, olayın herkesi derinden üzdüğünü dile getiren Arınç, "Ancak her olayın arkasından bu olayda vefat edenlerin şehit sayılması gibi ne bir düşüncemiz var, ne de bunun doğru olduğuna inanırız" diye konuştu.
Şehitliğin dini bir kavram olduğunu vurgulayan Arınç, şöyle devam etti:
"Biz işin hukuk yanındayız. Evet terörle mücadelede hayatlarını kaybedenler için veya buna bağlantılı olarak bazı olaylarda hayatını kaybedenler için veya maluliyete düşen yani gazi olduğuna inandığımız için düzenlemeler yapılmıştır. Ancak son zamanlarda yine bazı olaylarda hayatını kaybedenlerin şehitlere ve gazilere vazife malullerine tanıdığımız haklardan istifade etmesi gündeme gelmiştir. Bu başka bir şey. Yani şunu söylemek istiyorum: Şehitlik kavramını şüphesiz hepimiz çok iyi biliyoruz. Bu kavramın neleri kapsadığını da çok iyi biliyoruz. Vatan mücadelesinde hayatını kaybeden insanların, elbette başka sebeplerle de hayatını kaybetmiş insanların hükmen şehit sayılabileceği, Peygamberimizin hadislerinde de İslam alimlerinin sözlerinde de yer almıştır. Kanunun tanıdığı şehitlik kavramı farklı bir şeydir, İslam'ın, Kuran'ın Peygamber'in 'onlar da hükmen şehittirler' demesi farklı bir şeydir. Mesela yanarak boğularak ölenler için şehit olabileceği konuşulmuştur. Ekmek parası kazanırken helal rızık peşindeyken ölenler için şehit olabileceği konuşulmuştur. Kendi malını muhafaza ederken zorla ve zulmen öldürülen insanların da şehit olabileceği peygamberin pek çok hadislerinde geçmektedir. Sayın Başbakanımız da zannediyorum ki işin dini boyutuna, manevi boyutuna dikkati çekmek için, 20,22, 24 yaşındaki kardeşiyle beraber, hatta babasıyla beraber aynı işyerinde çalışan, kimi Gümüşhane'den gelmiş, kimi bir başka yerden gelmiş, İstanbul'da hatta 'aile bütçesine katkısı olur, nişanım var, düğünüm var biraz daha fazla para biriktireyim' diye çalışan insanların tek amacı helal rızık ise, helal rızık peşinde koşarken de hayatını kaybedenin bize göre, İslam'a göre, Kur'an'a göre, Peygamber'imizin hadisine göre şehit sayılabileceğini söylemiştir. Bunu biz de bunu zaman zaman kullanıyoruz."
-"Elimizdeki kanunları en esnek bir şekilde bu yurttaşlarımız için kullanacağız"-
Arınç, Asansör kazasında yaşamını yitiren yurttaşların karşılığının mutlaka Sosyal Güvenlik Kanunu'nda bulunduğunun, bunu tekrar tekrar söylemeye gerek olmadığının altını çizerek, "Hatta iş kazası olduğu içi aynı gün göreve başlamış olsa bile, girişi yapılsa bile, sosyal güvenlik bağlantısı kurulsa bile ölüm geliri veya ölüm aylığının bağlanması mümkündür. Bazıları için ikisinin birden sağlanması mümkündür. Bazıları için de anne babası varsa eğer bekar ölmüşse onların da muhtaç olmak kaydıyla elbette bazı imkanlara kavuşması mümkündür. Biz idare olarak elimizdeki kanunları en esnek bir şekilde bu yurttaşlarımız için kullanacağız. Hepsine şüphesiz yardımlar karşılıksız da yapılacaktır ama bunların da hukuken kanun ve şehit sayılması düşünülmemiştir, düşünülmesi de mümkün değildir" açıklamasında bulundu.
-NATO zirvesi-
Bülent Arınç, NATO zirvesindeki "IŞİD'e yönelik NATO ülkelerinin içinde bulunduğu bir koalisyon kurulması" kararının ve ABD Başkanı Obama'nın, "Türkiye'nin daha aktif, daha ön planda olması gerektiği" yönündeki açıklamaları hatırlatılarak sorulan "Türkiye muhtemel bir koalisyon kurulduğu takdirde bu koalisyonda yer alacak mı? Nasıl bir sorumluluk üstlenecek. Almayacaksa gerekçesi nedir" sorusuna karşılık, zirvede IŞİD'e karşı mücadelede işbirliği için bir çekirdek koalisyon oluşturulmasının gündeme geldiğinin bilindiğini söyledi.
Arınç, ABD'nin bu konuda Türkiye'nin de içinde bulunabileceği bir koalisyondan bahsettiğini, bu zirvede ne konuşulduğunu ve Türkiye'nin bu konudaki düşüncelerini Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ifade ettiğini belirtti.
ABD Savunma Bakanı Chuck Hagel'in Cumhurbaşkanı Erdoğan, Genelkurmay Başkanı Özel ve Başbakan Davutoğlu ile görüşmeler yaptığını belirten Arınç, "Hagel ile yapılan görüşmelerde diğer konuların yanı sıra Suriye ve Irak bağlamındaki güvenlik durumu ve bölgemizdeki tehditler ile işbirliği imkanları da tüm yönleriyle ele alınmaktadır. Ülkemizin bu konuda izleyeceği tutuma dair, gerekli değerlendirmeler de hem bugün için hem de bundan sonrası için kurumlar tarafından yapılacaktır" diye konuştu.
-"Bütün mücadelemizi hukuk çerçevesi içinde yapacağız"-
Bir gazetecinin "Fethullah Gülen'in iade talebi noktasında hangi aşamaya gelindi. Hükümet bu konuda bir çalışma yapıyor mu" sorusunu da yanıtlayan Arınç, ABD Başkanı Obama ile Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın görüşmelerinde hem baş başa hem de daha sonra heyetler halinde takriben bir buçuk saat süren görüşmelerde neler konuşulduğu hakkında birebir bilgilerinin olmadığını anlattı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın toplantıdan sonra gazetecilerle yaptığı görüşmelerde bazı konularda ipuçları verdiğini söyleyen Arınç, şunları kaydetti:
"Sayın Başbakanımız da Sayın Cumhurbaşkanımızın ziyareti sonrası kendisiyle belki bir görüşme yapmıştır veya yapacaktır. Bu konuda hükümetimizin de Sayın Cumhurbaşkanımızın da sözleri, bu konudaki düşünceleri herkesin malumudur. Ancak TBMM'de hükümet adına müzakereler sırasında bir cümlenin üzerinde fazlasıyla durmaya çalıştım. Dikkatinizi çekmek istiyorum. Biz bütün mücadelemizi veya yasa dışı yapılanlarla ilgili yapacağımız bütün mücadeleleri hukuk çerçevesi içinde yapacağız. Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir. Bunun dışında kimse bizden bir şey beklemesin. Başka ülkelerin de beklediğini zannetmiyorum. ABD de kişi hak ve özgürlüklerine çok değer veren aynı zamanda da ifade özgürlüğü konusunda en iyi kurallara sahip bunu fiilen uygulayan bir ülkedir. Evet 11 Eylül'den sonra ABD'de de bir sendrom yaşanmış ve hukukun dışına çıkılarak bazı mücadele yöntemleri de benimsenmiş olabilir. Ama genel çerçeve hukuk devleti, hukukun üstünlüğüne sahip olmak bizim için hiçbir zaman vazgeçilemez unsurlardır.
Dolayısıyla Türkiye'deki bu yapılanmayla ilgili olarak ABD'deki o zatın Türkiye'ye iadesi istenecekse veya o ülkeden sınır dışı edilmesi istenecekse ABD'nin ilk defa soracağı veya isteyeceği konu, bu konudaki eldeki bilgi ve belgelerin kendisine ulaştırılmasıdır. Biz bunun gerekli ve doğru olduğuna da hem şahsen hem hükümetimiz olarak inanırız. Dolayısıyla Sayın Cumhurbaşkanı'nın bir yerde ifadesi geçiyor. 'Yani MİT ve ABD istihbaratı bu konuda çalışma yapabilirler.' Elde varsa bilgi ve belgeler şüphesiz hükümetler kanalıyla da başka kanallarla da ABD ile müşterek bir çalışma şekline dönüştürülebilir. Yoksa birilerinin zannettiği gibi 'Onu oradan al, bana ver' şeklindeki bir talebin dünyada artık karşılanma imkanı kalmamıştır. Belki bazı siyasi sebeplerle Türkiye'nin güvenliğini tehdit ettiği düşünülen ama hakkında herhangi bir suçlama, herhangi bir iddianame, herhangi bir yargı kararı bulunmadığı da varsayılan bir insan hakkında o ülkenin tavrının ne olacağını benim bilmem mümkün değil. Yani şunu söylemek istiyorum: Adli yardımlaşma iki ülke arasında olabilir, bazen suçluların iadesi anlaşması da olabilir. Ama bunların hepsi hukuki bakımdan bir dava açılmasını, o davanın hükümle sonuçlanmasını ve kesinleşmesini gerektirir. Bunun dışında Sayın Cumhurbaşkanı'nın deporte edilmesi konusundaki taleplerinin bir siyasi talep olarak ABD tarafından nasıl karşılanacağını doğrusu benim bilmem mümkün değil."
(Sürecek)
