Meü'de 'Rektörlük' Seçimlerine Doğru
Mersin Üniversitesi (MEÜ) Eğitim Fakültesi Eğitimde Ölçme ve Değerlendirme Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof

Erkuş, geçmiş yönetimlerin seçim ya da eğilim yoklamasının ardından hep atandığını hatırlatarak, yapılan her seçimle ilgili olarak eleştirisel yazılar kaleme aldığını ve artık bunu dillendirmenin, geniş kitlelere yaymanın vaktinin geldiğini kaydetti. Seçim pusulasında yer alan isimlerin herhangi bir anlam ifade etmediğini savunan Erkuş, üniversitenin başına gelecek isimlerinse 'atama' ile belirlendiğine dikkat çekerek, bu durumun da üniversiteye yakışmadığını savundu. Her ne kadar öğretim üyelerinin sandığa giderek tercihlerini kullansalar dahi 3-5 oy alan bir adayın bile rektörlüğe atanabildiğini vurgulayan Erkuş, bu durumun birçok örneğinin de Türkiye genelindeki çeşitli üniversitelerde yaşandığını dile getirdi.
Prof. Dr. Erkuş, "Yaşananlar aynı zamanda öğretim üyelerine yapılan bir saygısızlıktır. Bu ve benzer şekilde atanan kişiler, bunun diyetini veya karşılığını yukarıya ödemek zorundadır. Buna bağlı olarak da yukarıdan aşağıya doğru hiyerarşik bir yapı oluşuyor ve bu üniversitelerin işleyişine de aykırıdır. Dolayısıyla atanan kişi de aşağıda kendine göre bir yapı oluşturuyor. Bu durumda liyakat hak getire. Daha sonra kişisel ilişkiler ve bir takım çıkar ilişkileri ortaya çıkıyor. Bunlar hoş şeyler değil" dedi. Üniversitelerin, toplumun önderi ve öncüsü kurumlar olarak öne çıktığını ve siyasetin de üstünde olma gibi bir zorunlulukları bulunduğunu kaydeden Erkuş, ancak bugün bilgi üretmesi gereken üniversitelerin söz konusu misyonunu yerine getirmekten uzak olduğunu öne sürdü.
"EĞER BİR SEÇİM OLACAKSA BUNUN SONUÇLARINA DA UYULMALI"
Üniversitelerin iyi bir eğitimin yanında bilgiyi de yayan kurumlar olarak öne çıkması gerekirken, bu bilgiyi yayacak eleman yetiştiremediği gibi bilginin yayılmasında da eksik kaldığını da iddialarına ekleyen Erkuş, özellikle son dönemlerde üniversitelerin adeta bir ticarethaneye dönüştüğünü vurguladı. Adnan Erkuş, "Oysa üniversiteler devletin ve yönetimlerin üstünde bir özerk yapıya sahip olursa bilim üretebilir. Bu nedenle Türkiye'de üniversitelerin iyi yönetilmediğini, bunun da yasalardan kaynaklandığını söyleyebiliriz" diye konuştu. İktidarlar değiştikçe her gelen iktidar kendisine uygun rektörleri atama yoluna gittiği görüşünü savunan Erkuş bunun da Türkiye'nin birçok üniversitesinde yaşandığını ifade etti.
Erkur, açıklamasını da şöyle sürdürdü:
"Eğer seçim olacaksa sonucuna da uyulmalı. Ama üniversitelerde asıl olması gereken başka bir şey. Üniversite paydaşlarının hepsinin içinde yer aldığı birlikte yönetim olursa sorumluluk bilinci gelişir ve kişiler kendilerini o kuruma ait hissederler. İşte paydaşlar üniversitelerine o zaman sahip çıkarlar. O zaman hesap sorabilirler. O zaman öz denetim olabilir. Bunu mevcut yasalar içerisinde de yapabiliriz. Bu da benim idealimdir. Ancak oylama sunucu ilk sıraya gelmeden beni rektör olarak atarlarsa bunu da kabul etmem mümkün değil. Bu diğer adaylara, oy veren öğretim üyelerine saygısızlık olur. Benim için de onursuzluk olur."
Bilim insanını yöneticiliğin körelteceği gibi bilimle yöneticiliğin de yan yana duramayacağının altını çizen Erkuş, burada kastettiği şeyin akademik bir başka ifadeyle de ana bilim dalım başkanlığı olmadığını vurguladı.
"ÜNİVERSİTELERDE YÖNETİM DÖNÜŞÜMLÜ BİR SİSTEMLE SÜRDÜRÜLMELİ"
MEÜ Rektörü Prof. Dr. Suha Aydın'ın, alanında başarılı bir bilim insanı olduğunu belirten Erkuş, "Diğer rektörlerinde değişik alanlarda başarılı birer bilim insanı. Bu toplum bunları yetiştirdi. Bilim insanı çok büyük emek ve maliyetlerle yetişiyor. Ülkemizde 100'den fazla üniversite var. Bu 100 profesörün atıl duruma getirilmesi demektir. Bilmedikleri bir mevzuatın içinde bilmedikleri toplantı ve işleyiş içine atıyoruz. Bütün günleri imza atmak, toplantı yapmak, inşaatla uğraşmak, açılışlara gitmek, protokolde yer almakla geçiyor. Bu lükse verecek zamanımız yok. Bu insanlar bilimden uzaklaşıyor. Bunlara rektör yardımcılarını, dekanları da eklersek ülkemizde yaklaşık bin bilim insanının bilimden uzaklaştığını söyleyebiliriz. Türkiye'deki profesör sayısı belli. Biz bunları yöneticilik ve mevzuatla boğuyoruz. Bunu temelinden değiştirmek gerekiyor. Bir doktoralı bir işletme mezunu, kamu yönetimi mezunu da bu işi profesyonel olarak yapabilir. Bir ihale mevzuatını öğrenene kadar bir rektörün neredeyse bir yılı geçiyor. Bu nedenle rektör de dahil üniversitelerde yönetim dönüşümlü bir sistem getirilmeli. Bu değişim insanda aidiyet duygusunu, sorumluluk bilincini geliştirir. Öğretim üyesi yönetici olmanın zorluklarını görme olanağını da sağlar. Uzun süreli olmadığı için o deneyimi kazanır" ifadesini kullandı.
