Derya Sazak: Savaş retoriği
Milliyet gazetesi yazarlarından Derya Sazak bugünkü köşesine terör örgütü PKK ve BDP'yi köşesine taşıdı.
İşte Derya Sazak'ın köşe yazısı;
Barış ve Demokrasi Partisi İstanbul milletvekili Sebahat Tuncel, TBMM’deki anayasa görüşmelerinde “Bu ülkede savaş var, terör değil, adını koyalım. Savaşı destekleyen bir parlamentoda konuşmaktan utanç duyuyorum” deyince tepki aldı.
Kürt sorununu çözme iddiasıyla Meclis’e giren milletvekillerinin kolayca sığınabildikleri bir retorik, siyaset üretmek yerine her fırsatta çatışmadan, savaştan söz etmek. “Demokratik açılım”a bağlanan umutların hayli yüksek olduğu sıralarda bile sürece destek vermek yerine, sürekli İmralı’dan, PKK’dan, dağdan ve “muhataplık” sorunlarından söz ederek topu taca attılar. Habur’dan girişleri “abartılı” bir şova dönüştürerek, “demokratik açılım”ın sabote edilmesinde rol oynayan asker-sivil çevrelerle, CHP/MHP muhalefetiyle aynı konuma düşmekle kalmadılar, KCK operasyonuna da zemin hazırladılar. Oysa bugün “savaş” diye tanımladıkları 25 yıllık çatışmalı dönem bitebilirdi.
Brüksel’deki PKK sözcüleri bile “Artık Türkiye’ye dönüp siyaset yapmak istiyoruz” diye konuşurken, DTP/BDP yöneticileri, dağdakilere, “Silahları bırakın, Kürtler zaten Meclis’te temsil ediliyor, isterseniz siz de gelecekte siyaset yapabilirsiniz” deme cesaretini gösteremediler. Hükümeti, Öcalan’la anlaşmaya çağırdılar. Bu tereddüt, hükümeti ürkütmekle kalmadı, MGK üzerinden süreci kesintiye uğratmaya çalışan muhalefetin de sesini yükseltmesine yol açtı. PKK’nın Tokat-Reşadiye’de 7 eri şehit etmesi ise “açılım”a noktayı koydu.
Meclis’teki Kürt milletvekillerinin misyonu barışçı bir iklim yaratmak olmalıydı.
Hakkâri Çukurca’da mayın kurbanı olan askerlerin PKK tarafından öldürülmediği gerçeğinin bugün anlaşılıyor olması bile, “demokratik açılım”ın sabote edilmesinden yarar uman çevrelerin işine gelecek eylemlerden kaçınmak gerektiğini kanıtlamıyor mu?
BDP sözcüleri anayasa değişikliği sürecinde “savaş”tan söz ederken, AKP’ye karşı CHP ve MHP ile aynı safta buluşabiliyorlar. Sonra da Sebahat Tuncel, “savaşı destekleyen” parlamentodan şikâyetçi oluyor! Üstelik hiçbir özeleştiri yapmadan.
Toplumdaki aşırı milliyetçi, ırkçı saldırganlık önce Ahmet Türk’ü, sonra Enerji Bakanı Taner Yıldız’ı hedef aldı.
Samsun Ladik’te 2 polisin şehit edilmesi de PKK “taşeron”u örgütlerin işi çıkıyor. Kayseri’de bakanın yumruklandığı olay, şehit Yüzbaşı Levent Çetinkaya’nın cenaze töreninde yaşandı.
Türkiye’de bunlar olurken Meclis’te, “Bu ülkede savaş var, insanlar ölüyor, molotofkokteyli atan çocukları cezalandırıyorsunuz” diye konuşursanız, PKK’ya selam göndermiş olursunuz ama vicdanları da yaralamış olursunuz. Çünkü o otobüslere atılan molotoflar masum insanların canını alıyor.
Operasyonlara dur diyelim, Kürt sorununu çözelim, akan kanı durduralım. Çocuklar ölmesin. Tamam. Ama bunun yolu Meclis’te siyaset üretmekten geçer. “Savaş”ı kutsamaktan değil!
Barış ve Demokrasi Partisi İstanbul milletvekili Sebahat Tuncel, TBMM’deki anayasa görüşmelerinde “Bu ülkede savaş var, terör değil, adını koyalım. Savaşı destekleyen bir parlamentoda konuşmaktan utanç duyuyorum” deyince tepki aldı.
Kürt sorununu çözme iddiasıyla Meclis’e giren milletvekillerinin kolayca sığınabildikleri bir retorik, siyaset üretmek yerine her fırsatta çatışmadan, savaştan söz etmek. “Demokratik açılım”a bağlanan umutların hayli yüksek olduğu sıralarda bile sürece destek vermek yerine, sürekli İmralı’dan, PKK’dan, dağdan ve “muhataplık” sorunlarından söz ederek topu taca attılar. Habur’dan girişleri “abartılı” bir şova dönüştürerek, “demokratik açılım”ın sabote edilmesinde rol oynayan asker-sivil çevrelerle, CHP/MHP muhalefetiyle aynı konuma düşmekle kalmadılar, KCK operasyonuna da zemin hazırladılar. Oysa bugün “savaş” diye tanımladıkları 25 yıllık çatışmalı dönem bitebilirdi.
Brüksel’deki PKK sözcüleri bile “Artık Türkiye’ye dönüp siyaset yapmak istiyoruz” diye konuşurken, DTP/BDP yöneticileri, dağdakilere, “Silahları bırakın, Kürtler zaten Meclis’te temsil ediliyor, isterseniz siz de gelecekte siyaset yapabilirsiniz” deme cesaretini gösteremediler. Hükümeti, Öcalan’la anlaşmaya çağırdılar. Bu tereddüt, hükümeti ürkütmekle kalmadı, MGK üzerinden süreci kesintiye uğratmaya çalışan muhalefetin de sesini yükseltmesine yol açtı. PKK’nın Tokat-Reşadiye’de 7 eri şehit etmesi ise “açılım”a noktayı koydu.
Meclis’teki Kürt milletvekillerinin misyonu barışçı bir iklim yaratmak olmalıydı.
Hakkâri Çukurca’da mayın kurbanı olan askerlerin PKK tarafından öldürülmediği gerçeğinin bugün anlaşılıyor olması bile, “demokratik açılım”ın sabote edilmesinden yarar uman çevrelerin işine gelecek eylemlerden kaçınmak gerektiğini kanıtlamıyor mu?
BDP sözcüleri anayasa değişikliği sürecinde “savaş”tan söz ederken, AKP’ye karşı CHP ve MHP ile aynı safta buluşabiliyorlar. Sonra da Sebahat Tuncel, “savaşı destekleyen” parlamentodan şikâyetçi oluyor! Üstelik hiçbir özeleştiri yapmadan.
Toplumdaki aşırı milliyetçi, ırkçı saldırganlık önce Ahmet Türk’ü, sonra Enerji Bakanı Taner Yıldız’ı hedef aldı.
Samsun Ladik’te 2 polisin şehit edilmesi de PKK “taşeron”u örgütlerin işi çıkıyor. Kayseri’de bakanın yumruklandığı olay, şehit Yüzbaşı Levent Çetinkaya’nın cenaze töreninde yaşandı.
Türkiye’de bunlar olurken Meclis’te, “Bu ülkede savaş var, insanlar ölüyor, molotofkokteyli atan çocukları cezalandırıyorsunuz” diye konuşursanız, PKK’ya selam göndermiş olursunuz ama vicdanları da yaralamış olursunuz. Çünkü o otobüslere atılan molotoflar masum insanların canını alıyor.
Operasyonlara dur diyelim, Kürt sorununu çözelim, akan kanı durduralım. Çocuklar ölmesin. Tamam. Ama bunun yolu Meclis’te siyaset üretmekten geçer. “Savaş”ı kutsamaktan değil!
