Türkonfed Başkanlar Konseyi Toplantısı

Türk Sanayici ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Başkanı Ümit Boyner, "Biz seçimlerden sonra önümüze getirilecek bir anayasa metnine mümkün olduğunca toplumun geniş kesimlerinin zamanında katkı sağlaması gerektiğine inanıyoruz.

Türkonfed Başkanlar Konseyi Toplantısı
Türk Sanayici ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Başkanı Ümit Boyner, "Biz seçimlerden sonra önümüze getirilecek bir anayasa metnine mümkün olduğunca toplumun geniş kesimlerinin zamanında katkı sağlaması gerektiğine inanıyoruz. Bu noktadan hareketle başta siyasi partilerin, diğer sivil toplum örgütlerinin ve ilgili diğer kesimlerin yeni anayasanın çerçevesi konusundaki görüşlerini mutlaka seçimlerden önce ortaya koymaları gerektiğine inanıyoruz" dedi.

Antalya‘da düzenlenen Türk Girişim ve İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED) Başkanlar Konseyi toplantısında konuşan Boyner, TÜSİAD olarak seçimlerden önce kısa ve uzun vadeli hedeflerini anlattı. Boyner, "Daha demokratik, AB üyeliğine daha yakınlaşmış ve sürdürülebilir kalkınmayı ve büyümeyi yakalamış, üretkenlik düzeyi artmış bir Türkiye için görüş ve önerilerimizi ortaya koymaya çalışan bir rapor hazırladık" dedi. TÜSİAD‘ın demokratikleşmeye yaklaşılmasında üç ana reform üzerinde durduğunu ifade eden

Boyner, "Yeni anayasa, siyasi partiler, seçim kanunlarının daha katılımcı ve demokratik hale gelmesini umut ediyoruz. Kuvvetler ayrılığı ilkesinin geçerli olduğu kontrol ve denge mekanizmasının işlediği, çoğulcu bir parlamenter demokrasinin tüm kurallarıyla hayata geçmesinin Türkiye‘nin yeni vizyonu olması gerektiğine inanıyoruz. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi‘ne uygun temel hak ve özgürlükle rejiminin korunmasının, yargı bağımsızlığının korunduğu devletin tüm işlemlerinin yargısal boyutuna tabi olduğu

dokunulmazlıklara ve ayrıcalıklara yer vermeyen bir anayasal çerçevenin önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü inanıyoruz ki ekonomik reform ancak demokratik bir toplumda sürdürülebilir. Hem demokratikleşme, hem yönetişim hem de ekonomi alanında yol haritası olduğuna inandığımız AB konusunda da genel seçimlere girecek tüm siyasi partilerin Türkiye‘nin AB üyelik sürecinin ekonomik, toplumsal ve siyasal yönden, teknik açılış kriterlerinin yerine getirilmesi için somut bir plan ve takvim oluşturulmasına, Kıbrıs

sorununun AB müzakereleri önünde bir engel olmaktan çıkarılmasına, somut bir katılım tarihi tespit edilmesi için çalışılmasına, Türkiye‘nin AB üyeliği fikrine gerek Avrupa, gerek Türk kamuoylarının iletişim çalışmalarıyla hazırlanmalarında yarar görmekteyiz. Unutmayalım AB standartlarına ulaşabilmek Türkiye‘deki her bir vatandaşımızın daha huzurlu olması için, hepimiz için gerekli" diye konuştu.

Ekonomik konudaki görüşlerini de aktaran Boyner, şunları söyledi:

"Türkiye‘nin krizden çıkışta, büyümede, kendine yeni ticaret ve yatırım pazarları açmada nerdeyse gıpta edilen bir ülke haline geldiğini biliyoruz. Makro ekonomide ciddi başarılar sağladık. Yeni dönemde ise rekabet ettiğimiz diğer büyüyen pazarlara da bakarak, Türkiye‘nin yapısal olarak daha rekabetçi verimlilik tabanlı, yeni istihdam yaratan ekonomi haline gelmesine odaklanmamız gerekiyor. Bu dönemde önceliklerimizi sıralamak gerekirse; bağımsız bir Merkez Bankası anlayışının derinleştirilmesi, faiz dışı

kamu harcamalarının düşürülmesi ve kamu harcamalarının faktör verimliliğini arttıran alt yapı harcamaları bağlamında önceliklendirilmesi, vergi mevzuatının özlü, kısa, anlaşılabilir bir reforma tabi tutulması ve dolaylı vergi gelirlerinin nispi olarak azaltılması, G-20 oluşumunda Türkiye‘nin hak ettiği etkili bir konumun elde edilmesi, kayıt dışı ekonomiyle mücadelenin topluma yaygınlaştırılarak şeffaf ve hesap verilebilir bir şekilde yürütülmesi, düzenlenecek kurul anlayışının geliştirilmesi ve piyasa

oyuncularının bu yapılarda konumlarının güçlendirilmesi, finansal sistemde elde edilen sağlam girişim ve bundan sonra ekonomide yapılması gereken düzenlemelerdir. Bu belirttiğim makro ekonomik öneriler sürdürülebilir büyümenin ön koşullarıdır. Ama aynı anda Türkiye‘nin rekabetçiliğini arttırması için mikro düzeydeki reformlara acilen ihtiyacı var."

"MAKRO VE MİKRO REFORMLAR ÖNEM ARZEDİYOR"

5 Ocak 2011 tarihinde açıklanan Sanayi Strateji Belgesi‘nin sektörel değerlendirmeler dışında aslında tüm yatay nitelikteki mikro yaşam alanlarını kapsadığını kaydeden Boyner, "Ancak bu reform alan ve politikalarının başarıyla uygulanması, sürecin başarıya ulaşmasında esas teşkil ediyor. Yatay sanayi stratejisi alanları dışında merkezi otoritenin sektörel tercihlerde bulunmasının sürdürülebilir olmadığını ve rekabetçi piyasa ekonomisine aykırı olduğunu düşünüyoruz. Devlet yardımları tüm sektörleri yatay

olarak ele alabilecek şekilde yüksek katma değer oranlarını yakalamamıza destek olacak teknoloji yatırım seçimi ve kullanımı desteklenmelidir. İnovasyon kapasitesini artıran bölgesel kümelenme desteklerini sektör, bölge ayrımı gözetmeksizin özellikle başarı veya fiziki alt yapıya yönelik olağanüstü yüksek yatırım gerektiren proje desteklerini kapsamalıdır. Sanayi stratejilerinin diğer bileşenlerini ele alırsak, özellikle mikro reformlar uygulayabilir bir sanayi stratejisi ve politikasının unsurudur. Burada

çalışmalarına devam eden sanayi bilgi sisteminin bir an önce tamamlanarak kamuoyuyla paylaşılması önemlidir. Ayrıca vergi tabanının genişletilmesi kapsamında kayıt dışı ekonomik faaliyetlerin kayıt içine alınmasını özendirecek, kayıtlı kesimi mağdur etmeyecek düzenlemeler hayata geçirilmeli, yatırım maliyetleri ve kayıt dışılığın azaltılması kapsamında dolaylı vergiler yeniden düzenlenmeli, vergi ödemelerinde mükellef haklarını öncelikli olarak koruyucu düzenlemeler yapılmalıdır" dedi.

KOBİ DESTEKLERİNİN DAHA VERİMLİ KILINMASI

Kayıt içi faaliyetlerin özendirilmesi amacıyla istihdam üzerindeki kıdem tazminatı yükü kazanılmış hakların korunarak hafifletilmesi, KOBİ desteklerinin daha verili kılınmasını sağlayacak sağlıklı bir KOBİ tasnifi ve envanteri oluşturulması gerektiğini de ifade eden Boyner, şöyle devam etti:

"Sanayinin rekabet gücünün arttırılması için devlet teşvikleri, gelir dağılımı, bölgesel kalkınmışlık farklılıklarının giderilmesi ve teknolojik alt yapının güçlendirilmesi olarak geçici, sonucu ölçülebilir nitelikte uygulanmalıdır. Sanayide rekabet gücünün arttırılması için enerji maliyetleri, istihdam üstündeki yükler ve diğer görünmeyen maliyetler azaltılmalı, teşvik siteminde büyük yatırımlarda gözetilen sektörel ayrımlar kaldırılarak sadece yatırımların büyüklüğü gözetilmeli, tüm bölgelerimizin

bütün potansiyelleri iş ve yatırım yapma olanakları açısından en üst seviyede ortaya çıkarılmasına yönelik bir bölgesel kalkınma stratejisi belirlenmeli, yerel yönetimler güçlendirilmelidir."

"İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ TOPLANTISI YAPACAĞIZ"

İklim değişikliğinin sadece çevre politikalarını ilgilendiren bir konu olmadığının altını çizen Boyner, "İklim değişikliği ile mücadele politikası, enerji, ulaştırma, sanayileşme, yatırım alanları, dış ticaret, yerel yönetimler, sağlık, bölgesel kalkınma ve tüketici hakları gibi çok çeşitli alanları ilgilendirmektir. Önlem alınmadığı taktirde 2050 yılına kadar iklim değişikliğiyle ilgili hiçbir şey yapmamanın bedelini dünyanın 4 ila 6 derece ısınması ve bu doğrultuda küresel ekonominin kuraklık,

ormansızlaşma, çölleşme, susuzluk, tayfun ve sel gibi doğal felaketlerin artması gibi faktörlere bağlı olarak yıllık ortalama yüzde 5 küçülmesi olacağı artık kabul öngörmüştür. Biz bu öngörü içinde bu ay sonunda İstanbul‘da iklim değişikliği toplantısını gerçekleştireceğiz" diye konuştu.

TÜSİAD olarak iş dünyasının bağımsız ve gönüllü örgütlenmelerini ve bu örgütlerin karar alma süreçlerine katılımını çok önemli bulduklarını ifade eden Boyner, "Bu sebeple TÜRKONFED‘e tüm Türkiye‘nin tüm bölgelerinde işbirliklerini güçlendirmesi, idari kapasitesini geliştirmesi ve bu süreçte yerel iş dünyası örgütleri oluşturması ve geliştirmesi yönündeki çalışmasını çok önemsiyor ve destekliyoruz" dedi.

"ORTAK UZLAŞIYA VARDIK"

TUSİAD olarak yeni anayasa konusunda bir tartışma platformuna aracılık ettiklerini hatırlatan Boyner, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"1982 Anayasası‘nın toplumun beklentilerini karşılamadığı yönünde nerdeyse herkes hemfikir. Toplumda yeni bir anayasaya ihtiyacımız olduğu konusunda da mutabakat mevcut. Herkesin yeni kavramından beklentilerinin de farklı olacağı aşikar. Bu sürecin en katılımcı şekilde geçirilmesine katkı amacıyla 11 yuvarlak masa toplantısıyla farklı görüşlerden çeşitli akademisyenler ve kanaat önderleri bir araya getirildi. Burada amaç yeni bir anayasa metni hazırlamak değildi. Amaç, yeni anayasanın hangi temel ilke,

odak ve yöntemleri benimsemesi gerektiğine ilişkin çalışmalardan ortaya çıkan sonuçları kamuoyuyla paylaşmak ve bir tartışma ortamı yaratmaktı. Elbette her konuda tam bir mutabakat sağlamak mümkün olamadı. Ancak ortak uzlaşıya varılan pek çok da konu belirlendi. Zaten önemli olan her fikrin özgürce tartışılabilir olduğunun ifade edilebilmesi, her fikrin en azından tartışma sürecine dahil edilebilmesidir."

"SEÇİMDEN ÖNCE YENİ ANAYASA BELİRLENMELİ"

2 aydan kısa bir zaman sonra seçimlere gidileceğini hatırlatan Boyner, "Mevcut seçim sistemi ve seçim barajı ile Meclis‘in seçmen iradesi ve temsiliyeti konusunda tam birlik oluşturmayacağı hepimizin üzerinde durduğu bir konu. Seçim sistemi, Siyasi Partiler Kanunu, seçmen ile vekili arasındaki ilişkiden çok parti başkanı ve vekil arasındaki bağı güçlendiren bir durum ortaya çıkartıyor. Kim kimi seçiyor, kim kimi seçtiğini zannediyor ve dolayısıyla kim kimi temsil ediyor. Bununla birlikte yeni Meclis‘in

yeni bir anayasa hazırlayacağı yönünde de önemli bir beklenti var. Biz seçimlerden sonra önümüze getirilecek bir anayasa metnine mümkün olduğunca toplumun geniş kesimlerinin zamanında katkı sağlaması gerektiğine inanıyoruz. Bu noktadan hareketle başta siyasi partilerin, diğer sivil toplum örgütlerinin ve ilgili diğer kesimlerin yeni anayasanın çerçevesi konusundaki görüşlerini mutlaka seçimlerden önce ortaya koymaları gerektiğine inanıyoruz. Biz genel seçime giderken oy verecek olan vatandaşların en doğal

hakkı, seçim sonrasında hazırlanması muhtemel ve bir ülkenin en temel toplumsal sözleşmesine ilişkin olarak siyasi partilerin görüş ve önerilerini bilmektir. Umuyorum sağlıklı bir ortamda tartışılabilen, mümkün olan en geniş mutabakatın sağlandığı, toplumsal sözleşmeyi en yakın zamanda hayata geçirebiliriz" ifadelerini kulandı.

Toplantı sonrası yüzde 10 barajıyla ilgili bir soru üzerine Boyner, ‘‘Bu konudaki fikrimizi açıkça söylüyoruz. İnşallah bu döneme olmadı, bir dahaki döneme olur. Sürdürülebilir bir şey değil" dedi.

Boyner, "Milletvekili adaylarını nasıl değerlendiriyorsunuz?" sorusuna ise, "Milletvekilli adaylarıyla ilgili tek tek şu çok önemli. Eğer gerçekten ön seçimle adaylar belirlense, siyasi partilerin programları konuşulur. Bu tartışma kişiler üzerinden Ahmet oldu, Mehmet olmadı, Ayşe oldu üzerinden değil de siyasi parti programları üzerinden yapılır. Ön seçimin gerekliliğini gördük. Türkiye yeni döneme hazırlanırken ancak sorumluluklardan kaçmayan, uzun dönemli toplumsal çıkarları kısa dönemli çalkantılara

feda etmeyen ama temel sorumluluk alanı olan ve beslendiği toplumu aydınlatabilme yükümlülüğünü sağlayan bir sivil toplum kuruluşu başarılı olabilir" diye konuştu.

Kaynak: İHA