Devlet Bakanı Ve Başmüzakereci Egemen Bağış:
Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, "Türkiye’nin Avrupa Birliği ile ilişkilerinin Kıbrıs sorununa karşı rehin tutulması, haksızlıktır. Annan Planına 2004 yılında ’evet’ diyen Kıbrıslı Türkler izolasyon altında tutulurken, Kıbrıslı Rumların adanın
Avrupa Parlamentosu tarafından yayımlanan The Parliament Magazine’de Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış’ın bir yazısı yer aldı. Yazısında, Türkiye’nin 1959 yılında başlayan Avrupa Birliği üyeliği girişiminden ve 2005’te üyelik müzakerelerinin başlamasından bu yana, Türkiye’de birçok gelişme olduğunu ifade eden Bağış, "Türkiye, üyelik süreci içinde, hukukun üstünlüğünden ekonomiye ve temel özgürlükler ve demokrasiye kadar geniş bir yelpazeye yayılan önemli reformlar üstlendi. Bir yargı reformu
stratejisi ile yolsuzluk karşıtı bir strateji başlatıldı. Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu’nun günde 24 saat Kürtçe yayın yapması ve TRT’nin yaptığı Ermenice radyo yayını dahil olmak üzere, kültürel haklar konusunda ilerleme kaydedildi" ifadelerini kullandı. TBMM’de kadın-erkek fırsat eşitliği komisyonu kurulduğunu dile getiren Bağış, 12 Eylül’de gerçekleştirilen halk oylamasıyla darbeden izlerin silindiğini belirten Bağış, şu ifadeleri kaydetti:
"Değişiklikler günlük hayata da işledi. 88 yıllık bir aradan sonra tarihi Sümela Manastırında dini bir tören düzenlendi ve Surp Haç Ermeni Kilisesi’nde düzenlenen başka bir tören, Türkiye’deki Hıristiyanlarca ve ayrıca yerel halk tarafından memnuniyetle karşılandı. Hükümet tarafından Roman vatandaşlarla ilgili konulara yönelik açılım başlatıldı. Ne var ki, müzakerelerle hiç ilgisi olmayan siyasi konular, sürecin tümüne hakim olma eğiliminde. 2005 yılından bu yana 35 fasıldan 13’ü açılıp birisi de geçici
süreliğine kapatılırken, 18 fasıl, sadece siyasi sebeplerle engellenmiş durumda. Bu nedenle, Türkiye ne yaparsa yapsın, 18 fasılda herhangi bir ilerleme kaydedemiyoruz. Müzakere süreci içinde Kıbrıs sorunu nedeniyle sekiz fasıl askıya alınmış durumda ve Fransa, sözde ’tam üyelik üzerindeki doğrudan etkileri’ sebebiyle beş faslın açılmasını engelliyor. Kıbrıslı Rumların da diğer beş faslı tek taraflı olarak engellemiş olması, veto yetkisi yoluyla Avrupa Birliği üyeliğini kötüye kullandıklarını bir kez daha
gösteriyor. Böylece, yakın gelecekte açması için Ankara’ya sadece üç fasıl kaldı; rekabet politikası, kamu alımları, sosyal politika ve istihdam. Bununla beraber, Brüksel tarafından engellenmek, Ankara’da engellenmeye izin vereceğimiz anlamına gelmiyor. Tarama süreci, ilerleme raporları ve kendi ulusal programımız, uyum için yapılması gerekenleri ve Türkiye’nin bunları yapabilecek kapasitede olduğunu çok açık bir şekilde ortaya koymaktadır."
Türkiye’nin Avrupa Birliği’nden 5 beklentisi olduğunu açıklayan Bağış, "Bunlardan birincisi ve en önemlisi, adil bir yaklaşımdır. AB’ye üye devletlerden kendi taahhütlerinin tamamen bilincinde olarak hareket etmesini ve üyelik yolunda Türkiye’nin cesaretini kırmamasını bekliyoruz. Halihazırdaki müzakereleri yavaşlatan ve tehdit eden siyasi tıkanıklıkları ortadan kaldırmalıyız. Herhangi bir siyasi engelin uygulanmaması halinde, 29 faslı kısa ve orta vadede açabilecek durumdayız. İkincisi, Kürdistan İşçi
Partisine (PKK) ve uluslararası terörizme karşı mücadelemizde daha somut bir işbirliği arzuluyoruz. Terörizm, demokrasilerimizin tümüne karşı doğrudan bir tehdittir. Üçüncüsü, Kıbrıs konusu. Türkiye’nin AB ile ilişkilerinin buna karşı rehin tutulması, haksızlıktır. Annan planına 2004 yılında evet diyen Kıbrıslı Türkler izolasyon altında tutulurken, Kıbrıslı Rumların, adanın tek temsilcileriymiş gibi üyeliklerini kötüye kullanmaya devam etmeleri büyük bir haksızlıktır" diye konuştu.
Dördüncü olarak, Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye vize serbestliği tanınmasını istediklerini kaydeden Bağış, "Avrupa Birliğine üye olmayan ülkelerin vatandaşları, AB’ye vizesiz girebilirken, Türk vatandaşlarının AB konsoloslukları önündeki kuyruklarda bekledikleri anlar, Türklerin kendilerini gerçekten en az Avrupalı hissettikleri anlardır" dedi. Bağış, yazısına şöyle devam etti.
"Beşincisi, biz, üye ülkeler olarak, 2004 yılından önce yapıldığı gibi, AB zirvelerine davet edilmek arzusundayız. Bu durum, stratejik işbirliği alanlarında fikir alışverişinde bulunmamıza olanak tanır. Ayrıca, AB tarafında genişleme sürecine yönelik net bir taahhüt olarak da yorumlanabilen bu durum, aday ülkelere verilebilecek muhtemelen en güçlü motivasyon niteliğindedir. Türkiye, genişlemenin geçmişte başarılı olduğuna ve gelecekte de başarılı olabileceğine, AB’yi daha da büyütmekle kalmayıp siyasi ve
ekonomik açıdan güçlendireceğine inanıyor. Türk ve Avrupalı kamuoyuna iletmek istediğimiz mesaj nettir; AB, bünyesinde Türkiye’nin yer alması halinde güçlenecektir. Üyeliğin birdenbire gerçekleşmeyeceğinin bilincindeyiz, fakat AB’nin üyelik kriterleri yerine getirildiğinde gerçekleşebilir ve gerçekleşmelidir. Türkiye’nin bu konuda iradesi vardır. Avrupa Birliği de Türkiye’ye bu yolu açabilir."
Kaynak: İHA
stratejisi ile yolsuzluk karşıtı bir strateji başlatıldı. Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu’nun günde 24 saat Kürtçe yayın yapması ve TRT’nin yaptığı Ermenice radyo yayını dahil olmak üzere, kültürel haklar konusunda ilerleme kaydedildi" ifadelerini kullandı. TBMM’de kadın-erkek fırsat eşitliği komisyonu kurulduğunu dile getiren Bağış, 12 Eylül’de gerçekleştirilen halk oylamasıyla darbeden izlerin silindiğini belirten Bağış, şu ifadeleri kaydetti:
"Değişiklikler günlük hayata da işledi. 88 yıllık bir aradan sonra tarihi Sümela Manastırında dini bir tören düzenlendi ve Surp Haç Ermeni Kilisesi’nde düzenlenen başka bir tören, Türkiye’deki Hıristiyanlarca ve ayrıca yerel halk tarafından memnuniyetle karşılandı. Hükümet tarafından Roman vatandaşlarla ilgili konulara yönelik açılım başlatıldı. Ne var ki, müzakerelerle hiç ilgisi olmayan siyasi konular, sürecin tümüne hakim olma eğiliminde. 2005 yılından bu yana 35 fasıldan 13’ü açılıp birisi de geçici
süreliğine kapatılırken, 18 fasıl, sadece siyasi sebeplerle engellenmiş durumda. Bu nedenle, Türkiye ne yaparsa yapsın, 18 fasılda herhangi bir ilerleme kaydedemiyoruz. Müzakere süreci içinde Kıbrıs sorunu nedeniyle sekiz fasıl askıya alınmış durumda ve Fransa, sözde ’tam üyelik üzerindeki doğrudan etkileri’ sebebiyle beş faslın açılmasını engelliyor. Kıbrıslı Rumların da diğer beş faslı tek taraflı olarak engellemiş olması, veto yetkisi yoluyla Avrupa Birliği üyeliğini kötüye kullandıklarını bir kez daha
gösteriyor. Böylece, yakın gelecekte açması için Ankara’ya sadece üç fasıl kaldı; rekabet politikası, kamu alımları, sosyal politika ve istihdam. Bununla beraber, Brüksel tarafından engellenmek, Ankara’da engellenmeye izin vereceğimiz anlamına gelmiyor. Tarama süreci, ilerleme raporları ve kendi ulusal programımız, uyum için yapılması gerekenleri ve Türkiye’nin bunları yapabilecek kapasitede olduğunu çok açık bir şekilde ortaya koymaktadır."
Türkiye’nin Avrupa Birliği’nden 5 beklentisi olduğunu açıklayan Bağış, "Bunlardan birincisi ve en önemlisi, adil bir yaklaşımdır. AB’ye üye devletlerden kendi taahhütlerinin tamamen bilincinde olarak hareket etmesini ve üyelik yolunda Türkiye’nin cesaretini kırmamasını bekliyoruz. Halihazırdaki müzakereleri yavaşlatan ve tehdit eden siyasi tıkanıklıkları ortadan kaldırmalıyız. Herhangi bir siyasi engelin uygulanmaması halinde, 29 faslı kısa ve orta vadede açabilecek durumdayız. İkincisi, Kürdistan İşçi
Partisine (PKK) ve uluslararası terörizme karşı mücadelemizde daha somut bir işbirliği arzuluyoruz. Terörizm, demokrasilerimizin tümüne karşı doğrudan bir tehdittir. Üçüncüsü, Kıbrıs konusu. Türkiye’nin AB ile ilişkilerinin buna karşı rehin tutulması, haksızlıktır. Annan planına 2004 yılında evet diyen Kıbrıslı Türkler izolasyon altında tutulurken, Kıbrıslı Rumların, adanın tek temsilcileriymiş gibi üyeliklerini kötüye kullanmaya devam etmeleri büyük bir haksızlıktır" diye konuştu.
Dördüncü olarak, Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye vize serbestliği tanınmasını istediklerini kaydeden Bağış, "Avrupa Birliğine üye olmayan ülkelerin vatandaşları, AB’ye vizesiz girebilirken, Türk vatandaşlarının AB konsoloslukları önündeki kuyruklarda bekledikleri anlar, Türklerin kendilerini gerçekten en az Avrupalı hissettikleri anlardır" dedi. Bağış, yazısına şöyle devam etti.
"Beşincisi, biz, üye ülkeler olarak, 2004 yılından önce yapıldığı gibi, AB zirvelerine davet edilmek arzusundayız. Bu durum, stratejik işbirliği alanlarında fikir alışverişinde bulunmamıza olanak tanır. Ayrıca, AB tarafında genişleme sürecine yönelik net bir taahhüt olarak da yorumlanabilen bu durum, aday ülkelere verilebilecek muhtemelen en güçlü motivasyon niteliğindedir. Türkiye, genişlemenin geçmişte başarılı olduğuna ve gelecekte de başarılı olabileceğine, AB’yi daha da büyütmekle kalmayıp siyasi ve
ekonomik açıdan güçlendireceğine inanıyor. Türk ve Avrupalı kamuoyuna iletmek istediğimiz mesaj nettir; AB, bünyesinde Türkiye’nin yer alması halinde güçlenecektir. Üyeliğin birdenbire gerçekleşmeyeceğinin bilincindeyiz, fakat AB’nin üyelik kriterleri yerine getirildiğinde gerçekleşebilir ve gerçekleşmelidir. Türkiye’nin bu konuda iradesi vardır. Avrupa Birliği de Türkiye’ye bu yolu açabilir."
