Türkiye'de sessiz devrim yaşanıyor
Baskıdan ve darbelerden müteşekkil bir tarihe sahip olan Türkiye'de, demokratik ve kansız bir devrim gerçekleşiyor. General ve yargıçların gücü elinde tuttuğu bir sistem, demokratik rızayla geriletiliyor
Bu günlerde Türk siyasetinde her konuda zıt yönde çıkarsamalar yapılıyor. Anayasa değişikliğine yönelik referandum, yüzde 78 gibi yüksek bir katılım oranı ve yüzde 58’e yüzde 42 gibi açık ara oy farkıyla
kabul edildi. Başbakan Tayyip Erdoğan reform paketinin halktan destek aldığını söylerken haklıydı. Ancak sandıktan daha az fark çıkacağı yönünde tahminde bulunanlar önceki gün sonucun kutuplaştırıcı olduğunu iddia etmeyi sürdürdü.
‘Gizli gündem’in kanıtı yok
Değişiklikler İslamcı bir gündemden ziyade insan haklarına dayalı bir siyasi gündeme sahip: Anayasa
Mahkemesi ve Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu genişletiliyor; eşitlik, mahremiyet, toplu görüşme ve
çocukların korunması gibi haklar güçlendiriliyor; sivil mahkemelerin askeri mahkemeler üzerindeki yetkisi genişletiliyor ve 1980 darbesinin ardından ülkeye hükmeden cuntanın sahip olduğu yargı dokunulmazlığı sona erdiriliyor. Fakat Erdoğan karşıtları hâlâ Başbakan’ın asıl amacının yargı üzerinde daha fazla kontrol sağlamak olduğunu iddia ediyor. Muhalefete göre, yüksek mahkemelerin oluşturulma biçimini değiştirmekle iktidardaki AKP bu mahkemeleri kendi kontrolü altına almayı hedefliyor.
AKP’nin kendisini iktidarda güvende hissettiği an Türkiye’yi radikal İslamcı bir devlete dönüştürebileceği ve bu nedenle Erdoğan’ın sahip olduğu iddia edilen gizli gündemini her daim hayata geçirebileceği
yönündeki korkuyu haklı çıkaracak kanıt yok. Erdoğan, 1990’larda karşı çıktığı AB ve NATO’ya dair görüşlerinin yanı sıra, demokrasinin amaç değil, amaca giden bir araç olduğu yönündeki fikrini de değiştirmiş durumda. Fakat hem Avrupa yanlısı hem de modernleştirici bir liderde karanlık niyetler aramak yerine, onu bugüne kadar başardıkları üzerinden değerlendirmek daha adil olacaktır.
Baskıdan ve ordu destekli darbelerden müteşekkil sarsıntılı bir tarihe sahip bir ülkede, demokratik yoldan ve kansız bir biçimde küçük bir devrim gerçekleşiyor. Generallerin ve yargıçların gücü elinde tutup 1960’tan beri dört hükümeti devirdiği bir sistem, demokratik rızayla geriletiliyor. Referandumun sonucu AKP’nin üçüncü defa iktidara gelme ihtimalinin yüksek olduğunu göstererek piyasaları da şahlandırdı.
Bu manzara alkışlanmalı
AB Türkiye’yi kapının dışında tutarken, ülkenin dış politikası ciddi atılımlar yapıyor. Rusya ve İran gibi geleneksel hasımlar Türkiye’nin bölgede dürüst arabulucu rolü oynama çabalarını övüyor ve filo olayından sonra Türkiye hem Gazze’de kuşatılmış Filistinlilerin davasını savunuyor, hem de İsrail’le ilişkilerini tümüyle koparmıyor. Her adımla birlikte Türkiye demokratik standartları ve ekonomik yönetimi itibarıyla Avrupa’ya yaklaşmakla kalmıyor, Ortadoğu’daki bağlarını da güçlendiriyor. Bu alkışlanması gereken bir manzara. (Başyazı, 14 Eylül 2010)
