MELİH GÖKÇEK VE MOSSAD!
Melih Gökçek Beyaz Tv'deki programda, “Eğer başıma bir şey gelirse sorumlusu MOSSAD'dır” dediğinde ne yalan söyleyim, duygulandım. Otuz yıldır tanıdığım bir insanın, “Bana bir şey olursa sorumlusu MOSSAD'dır, milletim bunu böyle bilsin, bu benim onlara mirasımdır, birazcık hakkım varsa böyle bilsinler” şeklindeki açıklaması, herhalde benimle birlikte, en fazla Gökçek'in ailesini, sonra da tüm sevenlerini üzmüştür. Ama sayın Gökçek de bilir ki, “Kaderden Öte yol yoktur.”Sayın Gökçek, şunu da bilin ki, Sultan Abdulaziz'i kimler öldürdüyse, 110 yıl sonra sizi tehdit edenler de onlardır. 1909'da İkinci Abdulhamit'i tahttan indirenler arasında başı çeken Yahudiler, bugünkü MOSSAD zihniyetinin dedeleri değil miydi? Yahudiler Filistin'den toprak istediğinde, “Kanla alınan topraklar ancak kanla verilir” diyerek “h.st.r” çeken Abdulhamit'i hedefe koyanlar kimse, sizi hedefe koyanlar da onlardır sayın Gökçek. Ama size bir şey daha hatırlatmak isterim ki, tehdit yalnızca “MOSSAD”dan değil, aynı zamanda, artık MOSSAD'la organik bağları tescillenmiş olan paralel işbirlikçilerdendir.
ARAFAT: “FİLİSTİN'İN UMUDU TÜRKİYE” DEMİŞTİ…
1998'de, Kudüs'te “Muallak Taşı”nın altında Fehmi Koru ile birlikte namaz kılırkan, “Allah'ım İslam'ı, Müslümanları ve tüm insanlığı İsrail'in çılgınlıklarından koru” diye dua etmiştim. Sonra Ramallah'a geçmiş ve İsrail tarafından tecrit altında tutulan Rahmetli Yaser Arafat'ı ziyaret etmiştik. Arafat'ın o binadan çıkması İsrail tarafından yasaklanmıştı. Çıkması demek öldürülmesi demekti. O görüşmede, Arafat bize, “Filistin halkının tek umudu Türkiye'dir” demişti. Ne yazık ki Türkiye o yıllarda ne masaya yumruğu vuracak güce, ne de o kararlılığı ve duyarlılığı gösterecek siyasilere sahipti.
1998 yılında Filistin günümüze göre daha yalnızdı. Garipti… Zira o yıllarda İsrail'e, ne “One Minute” diyen Recep Tayyip Erdoğan gibi bir Türkiye Cumhurbaşkanı, ne Ahmet Davutoğlu gibi, “Filistin bizim davamızdır” diyen bir Başbakan, ne de İsrail'in, MOSSAD'ın, Siyonizm'in ayak oyunlarını cesurca deşifre eden bir Melih Gökçek vardı. Zira 28 Şubat sürecinin “inananları” hedef tahtasına koyduğu o günlerde, devlet birkaç ay azınlık hükümetiyle, birkaç ay üç-dört partili koalisyonlarla yönetiliyor, Türk Silahlı Kuvvetleri ve Başbakanlar, Bakanlar Amerika'ya ve İsrail'e, bırakın “One Minute”, “kaşının üstünde gözün var” bile diyemiyorlardı.
MOSSAD'A POSTA KOYMAK
İşte Türkiye'nin, Recep Tayyip Erdoğan, Ahmet Davutoğlu, Melih Gökçek gibi kahramanların değerini anlaması için, “Tek parti iktidarı ve güçlü iktidar” gibi kavramların deşifresini de öğrenmesi gerekiyor. Recep Tayyip Erdoğan, yüzde 52'lik halk gücünü arkasına almamış olsa, Türkiye'nin, Filistin'in, İslam dünyasının haklarını bu kadar kararlı savunabilir miydi? Melih Gökçek, dördüncü kez Ankaralıların teveccühünü elde etmese, İsrail'e, Mossad'a bu kadar cesurca posta koyabilir miydi? Koysa bile bu kadar etkili olabilir miydi? Tayyip Erdoğan, adaletsizlikle yönetilen dünya adına, Birleşmiş Milletlerin yapısını sorgulayıp, “Dünya 5'ten büyüktür” derken, süper güçler tarafından sömürülen tüm milletlerin hakkını dile getirmiyor muydu?
Umarım Melih Gökçek'in başına bir şey gelmez. Ancak Siyonizm ve onların Türkiye'deki paralel işbirlikçileri, her türlü kalleşliğe, alçaklığa hazırdırlar. Her türlü provokasyon, iftira beklenir. Plajlarda çocukları öldürenler, fırsatını buldu mu Melih Gökçek'e acır mı?
“ONE MİNUTE” DİYEBİLMEK…
Ak Parti'yi iktidardan uzaklaştırmak için, kapatma davasından, gezi olaylarına, 17-25 aralık provokasyonlarından Kobani eylemlerine kadar tüm bu pis tiyatronun baş aktörlerini bu millet bilmiyor mu sanıyorlar. Siyonizmin taktiği Müslüman ülkeleri önce muktedir olmayan iktidarlara teslim etmek, sonra da o kukla iktidarları piyon olarak kullanmaktır. İşte bu yüzden Türkiye, dünyanın sırat köprüsünden geçtiği günlerde “güçlü iktidar” ına daha çok sahip çıkmak zorunda. Güçlü başkanlarına, kararlı siyasetçilerine, “One minute” diyen, “Dünya 5'ten büyük” diyen, “Paris'e hangi yüzle geldin?” diyen devlet adamlarına sahip çıkmak zorunda. Unutmayın ki, “laiklik”, “demokrasi”, “insan hakları”, “basın özgürlüğü” adına Türkiye'yi köşeye sıkıştırmak isteyenlerin amacı, bizim “muasır medeniyet” e ulaşmamız falan değildir. Amaçları bu gibi insani sloganlarla yola çıkarak, Sultan Abdulaziz'e, Sultan Abdulhamit'e, Atatürk'e, Menderes'e, Özal'a yaptıklarının aynısını, Ak Parti'ye, Recep Tayyip Erdoğan'a, Ahmet Davutoğlu'na, Melih Gökçek'e yapmaktır. Umarım, milletçe bu paralel Siyonist tezgaha gelmeyiz.
Yasal Sorumluluk
Sitemizde yayımlanan köşe yazıları ve yorumlar yazarların kendi görüşleridir.
Tüm hukuki ve cezai sorumluluk yazarlara aittir.
Site yönetimi bu içeriklerden dolayı sorumlu tutulamaz.
Tüm hukuki ve cezai sorumluluk yazarlara aittir.
Site yönetimi bu içeriklerden dolayı sorumlu tutulamaz.
Yazarın Önceki Yazısı
ZIPKIN GİBİ 3 ADAY: HAKAN FİDAN, OSMAN GÖKÇEK, MÜCAHİT ARSLAN
ZIPKIN GİBİ 3 ADAY: HAKAN FİDAN, OSMAN GÖKÇEK, MÜCAHİT ARSLAN
Yazarın Sonraki Yazısı
BİR FRANSIZ'IN HAYATI KAÇ MÜSLÜMANA BEDEL?
BİR FRANSIZ'IN HAYATI KAÇ MÜSLÜMANA BEDEL?

