“Yarın Coğrafya Sınavım Var”
Bir zamanlar, ama baya bi zamanlar, ben deyim 30 yıl, siz deyin 31 yıl önce bir Ali Özdemir vardı. Abajur yapar mobilya mağazalarına 3`er 5`er verir, her cumartesi de mağazaları dolaşıp taksit taksit alacağını tahsil ederdi.Bir ara Ali Özdemir tahsilat için mağazalara gelmeyince rahatsızlanıp hastaneye kaldırıldığı ve birkaç ameliyat geçirdiği duyuldu. Ardından da vefat ettiği haberi yayıldı.
Mürekkep 1, ŞekilEvet, Ali Özdemir vefat etmişti. Cenazesi Morga kaldırılmış defin için yakınları tarafından alınması bekleniyordu. Vefatının akşamında Ali morgda uyanıyor. Kafasını hafif kaldırıp sağına bakıyor. Birkaç masada birileri yatıyor. Soluna bakınca da birkaç yatanı görünce seslenip su istiyor. Kendilerine bile yardım edemeyecek olan diğerleri tabi ki buna kıllarını bile kıpırdatmıyor. Çünkü onlar morgda. Onlar ölü.
Ali Özdemir yattığı yerden doğrulmaya çalışırken kaba dikişle tutturulmuş karnındaki yarığı fark ediyor. Dışarı taşmakta olan bağırsaklarını içeri sokuşturup oturuyor. Zorla da olsa ayağa kalkıp kapıya yöneliyor. Gücü kapıyı açmaya yetmiyor. Metal kapının yuvarlak camından dışarı bakıyor ve camı yumruklayarak yardım istiyor.
O sırada oradan geçmekte olan temizlik görevlisi dehşetle irkiliyor. Morg içinde bembeyaz suratlı biri bulunduğu yerden çıkmaya çalışıyor. Nerdeyse düşüp bayılacak. Durumu kavrıyor ve zorla oradan kaçıp doktora haber veriyor. Doktor gelip adamı sedyeye alıyor ve ameliyathaneye götürürken hızlı hızlı Ali Özdemir`e soru soruyor:
-“Ne gördün? Ne gördün? Unutma anlat ne gördüğünü?”
Israrla gelen soruyu Ali Özdemir zorla da olsa cevaplamaya çalışıyor:
-“Konya Ovası gibi çook büyük ve dümdüz bir ovadaydım. Her yer çok karanlıktı. Ama ovanın uç kısmında bembeyaz ışık saçan yumurta şeklinde bir şey vardı. Tam yuvarlak değil, yumurta şeklinde. Ona doğru koşuyordum. Ama bir türlü yaklaşamıyordum. Koşuyordum, koşuyordum ama bir türlü yaklaşamıyordum.”
Ali Özdemir`in hatırladığı o kadar. Dokturlar Ali`yi ameliyata alır. Yoğun bakımlar, tedaviler derken Ali kurtulur. Ama iş çevresindeki herkes bunu öldüğüyle biliyor.
Bir cumartesi günü akşama doğru bir mobilya mağazasında el ayak çekilince ışıklar kapatılmış. İş yeri sahibi dipteki camlı odada hesap kitap yapıyor. Defterde Ali`nin adını görünce kafasını sallıyor ve üzgün bir şekilde:
-“Ya şu Ali Özdemir de öldü gitti, adama borçlu kaldık.”

Tam o arada bir karaltının kapıdan süzülüp içeri girdiğini fark eder. Kafasını kaldırır ki Ali Özdemir karşısında durmaktadır.
Esnafın korkudan bayıldığı anlatılır.
Bu olay gerçekten yaşanmıştır. “İnsanı ölümden eceli korurmuş. Diğer her şey vesile.
Böyle bir ölüm hatırasından sonra bir başkası daha düştü aklıma. Anılarla tınılarla geçiştiriyor diyeceksiniz ama bu anlatacağım da gerçek. Hem de çok sıcak bir yaz gününde çeşmenin küçük havuzuna soğumaya bırakılmış karpuza bıçağın ucu değdiğinde çatlayıp yarılması kadar gerçek.
Onk. Dr. Haluk Nurbâki anlatmış:
Rahmetli babam o zamanlar Konya'nın tek gazetesi olan ``Babalık`` gazetesinin başyazarı idi. Ondan işittiğim şu olayı aynen naklediyorum:
Devrin ilk Maarif Vekillerinden (Milli Eğitim Bakanı) Necati Konya'ya gelmiş ve Latin harflerinin üstünlüğünü(!) anlatmak üzere bir konferans düzenlemişti. Şehrin her tarafına yapıştırılan ilanlarda:
-``Eski Harflerle Birlikte Kur'an'ı da Tarihe Gömdük`` yazıyor ve konferansın ertesi gün saat 10'da verileceği belirtiliyordu.
Akşam, mükellef bir ziyafet verildi.
Yemekten sonra Bay Necati, ani bir apandis krizine yakalandı ve hemen hastaneye kaldırılarak ameliyat edildi.
Gösterilen itinayı anlatmaya lüzum yok, bütün hastane hatta Konya ayakta idi.
Bay Necati kurtulmuş, fakat ne çare ki haddini aşarak Kur'an'a dil uzatmıştı.
Gece yarısı, imkânsız denebilecek bir şey oldu ve Bay Necati'nin yatağı yan demirinden kırıldı. Hasta yere düşmüş ve ameliyat yeri patlamıştı.
Ertesi gün saat 10'da, yani konferansın yapılacağı bildirilen saatte öldü.
Kur'an'ı tarihe gömmek isteyenler, tarihin en kokuşmuş sahifelerine gömüldüler. ((Kaynak: Ethem Cebecioğlu, Altınoluk Dergisi, 362.
Ateşi bol olsun. Olsun da Bir yazıda bu kadar germek fazla oldu. Biraz da gevşeyelim.
Bir şirket çalışanı anlatmış:
Bizim şirketin 300 kişilik devasa bir whatsapp grubu var tam kaos ortamı. İnsan Kaynakları departmanı gruba yeni başlayanları eklerken yanlışlıkla bir numara ekliyor. Adı: Kaan. Ama Kaan bizim şirketten değil. Büyük ihtimalle numarayı bir hane yanlış girmişler. Bizimkiler sanıyor ki Kaan yeni bölge sorumlusu, ya da danışman.
Kaan da gruptan çıkmıyor sessizce izliyor ortamı.
Bir gün genel müdür gecenin köründe gruba çok acil bi rapor atıyor.
-“Bunu kim onaylayacak?” diye soruyor. Kimseden ses yok herkes korkuyor sorumluluk almaya. Tam o arada Kaan ilk defa yazıyor:
-“Onaylandı devam et”
Müdür teşekkür ediyor falan. O andan sonra Kaan şirketin gizli kahramanı oldu. Satış ekibi soruyor:
-“Kaan bey ne dersiniz bu indirimi yapalım mı?” Kaan yazıyor:
-“Yap gitsin” Pazarlama soruyor:
-“Reklamda zemin kırmızı mı olsun, mavi mi?” Kaan yazıyor:
-“Kırmızı daha agresif onu seçin.”
Herkes sanıyor ki Kaan genel merkezden gelen gizemli danışman. Tam 4 ay geçti böyle. Şirket ciro rekoru kırdı. İşler takır takır yürüyor. Bürokrasi sıfır. Çünkü Kaan beklemiyor anında cevap veriyor, anında yönlendiriyor.
Yönetim kurulu Kaan`ı sene sonu yemeğine çağırıyor. Plaket verecekler. Kaan gruptan yazdı:
-“Ben gelemem.” Müdür sordu:
-“Neden Kaan bey?”
-“Abi yarın coğrafya sınavım var. Ders çalışmam lazım.”
Herkes şok. Meğer Kaan lise son sınıf öğrencisiymiş Ankara`da. Sıkıldığı için gruba yön veriyormuş makarasına. Koca koca yöneticiler 17 yaşında çocuğun lafıyla şirketi yönetmiş. Daha komiği ne biliyor musunuz? Çocuk okuldan çıkınca bizimkilere part time danışmanlık yapmaya devam etti. Stajını da bizde yapacakmış. Kurumsal hayat bitmiş okeye dönüyor resmen.
Bazen diyorum keşke benim yerime de bi liseli yazsa yazılarımı. Eminim daha müthiş makaleler çıkardı kaleminden. Ama onların sınavları falan vardır. Benimkilerle idare edeceksiniz.
Geldik yazı sonu fıkramıza.
Temel bir gemiyle Akdeniz turuna çıkar. Gemide tanıştığı Amerikalıyla sohbet eder.
-“Benim bir fabrikam vardi. Yangin geçirdik. Herşey kül oldi. Sigortadan yüklüce para alince boş verdum sanayiciliği. Bu tura çikup hayatimi yaşayrum.”
Amerikalı şaşkınlıkla:
-“Aaa! Ne kadar enteresan. Hikayelerimiz aynı. Benim fabrikam da kasırgada yok oldu. Ben de sigortadan yüklüce bir para alınca bu seyahate çıktım.”
Temel şaşkınlıkla biraz düşünmüş ve sormuş:
-“Ula anlamaduğum bir şey var. Kasirgayi nasil becerdun?”
Kalın sağlıcakla.
Yasal Sorumluluk
Sitemizde yayımlanan köşe yazıları ve yorumlar yazarların kendi görüşleridir.
Tüm hukuki ve cezai sorumluluk yazarlara aittir.
Site yönetimi bu içeriklerden dolayı sorumlu tutulamaz.
Tüm hukuki ve cezai sorumluluk yazarlara aittir.
Site yönetimi bu içeriklerden dolayı sorumlu tutulamaz.
Yazarın Önceki Yazısı
“Millete akıl dağıtılırken onlar neredeydi?”
“Millete akıl dağıtılırken onlar neredeydi?”
Yazarın Sonraki Yazısı
Ramazan’dan Düşecekse…
Ramazan’dan Düşecekse…

