USD (Alış - Satış) : 6,73 - 6,74 EURO (Alış - Satış) : 7,54 - 7,56

Sıcak Haber : Hafta sonu dışarı çıkma yasağı olacak mı?!..

KÖŞE YAZISI

YİNE NETFLİX VE YİNE EŞCİNSEL PROPAGANDA! ÜSTELİK RAMAZAN'DA!

Dünya günümüzde belkide insanlık tarihinin en büyük kürsel salgınıyla boğuşurken, birileri de can derdine düşmüş olan insanlar ile uğraşmaya ve eşcinselliği yayarak toplumsal değerleri yıkmaya gayret ediyor!

Türk ve İslam düşmanlığıyla bilinen dijital yayın platformu ``Netflix`` Ramazan'da eşcinsel propaganda yapan yeni bir internet dizisi başlatıyor. Amaç belli! Müslümanların gerek milli gerek manevi değerleri ile ilgili bağlılığını önce sarsmak, sonrada yıkmak. Nitekim bu yayın kuruluşu benzeri yapımları daha önce de yaparak insanlara ve özellikle gençlere eşcinselliği sevdirmeye, akıllarını da bulandırmaya çalışıyor.

Ancak biz bu yazımız da bu yapımların amaçlarını değil, sevdirilmeye çalışılan eşcinselliğin dini ve bilimsel yönlerini anlatacağız. Çünkü eşcinsellik diğer adı ile homoseksüellik meselesi günümüzde hem ihmal, edilen hem de suistimal edilen bir konudur. Bu konunun toplumda konuşulmaması ve genel olarak da bilgisizce konuya sert bir şekilde yaklaşılması konu ile ilgili sorunların ilerlemesine sebep olmaktadır. Nitekim bilginin eksik olduğu yerde gerçeği yansıtmayan önyargılı ve yanlış yaklaşımların yükselmesi de doğal olarak kaçınılmaz olmaktadır. Ancak konunun dini tarihi ve bilimsel yönleri incelendiğinde bu eğilimin ne tür bir eğilim olduğu da kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.

EŞCİNSELLİĞİN VE LEZBİYENLİĞİN TANIMI VE TARİHİ!

Eşcinsellik kelimesi 1869'da kadar kullanılmaktaydı. Bu kelime tarihte ilk defa ``Karl Maria Kertbeny`` tarafından geliştirilmiştir. Eşcinsellik yani homoseksüellik eski Yunan kültüründe ``amos ve cinsellik`` anlamında kullanılan ``seksualite`` sözcüklerinden türemiş olup, aynı cinsiyetten bireyler arasında kurulan, cinsel ya da duygusal bağlılık ve ilişki anlamında kullanılmıştır.

Günümüzde çoğunlukla eşcinsellikle özdeşleştirilen ``livata`` kavramı da konumuz açısından önemlidir. Bu kelime özellikle Müslüman olan toplumlarda erkekler arasındaki cinsel ilişkiyi ifade etmektedir. Arapçada bu anlamda aynı kökten türeyen ``livat, mülavata ve televvüt`` kelimeleri de kullanılmaktadır. Bu kelime yaygın olan bilindik anlamını erkekler arası eşcinsel ilişkinin yaygın olduğu ``Lut`` kavminden almaktadır. Nitekim kaynaklarda livata kelimesinin Araplar arasında Kur'an'da Lut kavminden bahsedilmesinden sonra kullanılmaya başladığı da belirtilmektedir. Ayrıca bu tür insanlar ``mebun ve übne`` kelimeleri ile de ifade edilmektedir. Türkçede kullanılan argo tabirde ki ``ibne`` kelimesi de bu kelimelerden gelmektedir.

Eşcinsellik erkekler arasında olduğu gibi kadınlar arasında da yaşanmaktadır. Nitekim kadınlar arası eşcinsel ilişkiler de ``lezbiyenlik`` olarak adlandırılmaktadır. Lezbiyen kelimesi de M.Ö. 6. Yüzyılda yaşamış olan ünlü eşcinsel kadın şair ``Sappho`` dan gelir. Bu kadın Yunanistan'ın ``Lesbos`` (Midilli) adası'nda yaşamış ve kadınlara duyduğu eşcinsel yönelimlerini şiirleriyle anlatmış, yaşadığı ada sebebiyle de ``Lesboslu`` lakabını almış ve zaman içinde de bu lakap ``lezbiyen`` sözcüğüne dönüşmüştür.

EŞCİNSELLİĞİN DİNİ BOYUTLARI!

Tarih boyunca erkekler arası eşcinsel ilişki neredeyse her dönemde ve toplumda cinsi bir sapkınlık olarak görülmüş ve kınanmıştır. Din adamlarının da ortaklaşa mücadele ettiği çirkin bir davranış olarak kabul etmiştir. Bunu böyle kabul etmeyen sadece eski Yunan kültürü olmuştur. Nitekim eski Yunan kültüründe eşcinsellik modern anlamda olmasa da sosyal yaşamda cinsel hayatın bir parçası olarak görülmekteydi. Kaynaklarda M.Ö. 4. ve 5. Yüzyıla ait vazo ve çömlek kalıntılarında erkekler arası erotizmi tasvir eden süslemeler olduğu, ayrıca Yunan tiyatro eserlerinde de erkekler arası eşcinsel ilişkiye pek çok göndermeler yapıldığı da belirtilmektedir. Hatta bazı kaynaklarda ``Büyük İskender`` ve bazı ünlü filozofların da hayatları boyunca sadece erkeklere ilgi duyduklarını iddia etmektedir.

Dinler tarihi kaynaklarını incelediğimizde de eşcinselliğin asla kabul edilmediğini ve sapkınlık olarak görüldüğünü belirtmeliyiz. Nitekim Yahudi kaynaklarında Lut Peygamber'in kavminin Allah'a karşı günahkar olduğu ve orada her türlü ahlaksızlığı yaptığı, özellikle de cinsi sapıklığı yani eşcinselliği yaygınlaştırdıkları ifade edilmektedir. (Tekvin, 13:13; 18:20.) Bu nedenle Yahudilikte ahlaksızlık ve çirkin bir davranış olarak kabul edilen eşcinsel ilişkiler yasaklanmış ve bu tür ilişkilerde bulunanların öldürülerek cezalandırıldığı belirtilmiştir. (Levililer, 20:13.) Bu konuda Hristiyan kaynaklarına bakıldığında da eşcinsel ilişkide bulunanların şiddetle kınandığı böyle kimselerin utanç verici sapıklar olduğu bildirilmektedir. (Romalılar, 1:27; 1. Korontililer, 6:9.)

İslam'da ise cinsel ihtiyaçların tabii ve meşru bir şekilde karşılanması, fıtratın ve iffet'in korunması, insanlık onurunu zedeleyen her türlü cinsi azgınlık ve sapıklıktan uzak durulması emredilmektedir. Kur'an'da Lut Kavmi'nin livatacılıkta yaygınlık kazanan ilk toplum olduğu belirtilmekte ve onların bu çirkin fiili işlemeleri peygamberleri olan Hz. Lut'un kendilerini bu işten alıkoymaya yönelik uyarılarına kulak vermemeleri sebebiyle de korkunç bir şekilde helak edildiği anlatılmaktadır. (Araf Suresi, 80-84; Hud Suresi, 77-83; Enbiya Suresi, 74, 75; Şuara Suresi, 160-173; Neml Suresi, 54-58; Ankebut Suresi, 28-35.) Ayrıca Hz. Peygamberin hadislerinde de eşcinsellik kınanmış ve bunu işleyen kişilere Allah'ın rahmet nazarıyla bakmayacağını lanetlendiğini bildirilmiştir. (Tirmizi, Rada, 12; Müsned, 1/317.) Bununla beraber Hz. Peygamber, ümmetim hakkında en çok korktuğum şey Lut Kavmi'nin davranışıdır diye buyurmuş ve erkeğin eşiyle anal ilişkide bulunmasını bile ``küçük livata`` şeklinde olduğunu belirterek yasaklamıştır. (İbn Mace, Nikah, 29; Ebu Davud, Nikah, 45; Tirmizi, Taharet, 102.)

EŞCİNSELLİĞİN BİLİMSEL BOYUTLARI!

Toplumda eşcinsellikle ilgili bilimsel çalışmalar 18. Yüzyıldan itibaren başlamıştır. Bu dönemde sağlık çalışanlarının cinsellik ve cinsel sapmalar üzerine yaptığı tıbbi araştırmalar, onların da bu konuda söz sahibi olmalarını sağlamıştır. Nitekim bu çalışmalarından sonra eşcinselliğin hastalık durumları olarak kabul edilmeye ve değerlendirmeye başlandığı görülmektedir. Ancak bu hastalık durumlarında ne tür bir hastalık olduğu tartışılmış ve psikolojik mi yoksa genetik mi olduğu kesin bir şekilde tespit edilememiştir.

Örneğin Alman nörolog ``Krafft Ebing`` e göre, eşcinseller cinsel duyguları fazla ama güçleri zayıf ve olgun ilişkiler kurma yetisine sahip olmayan, zihinsel hastalıklara yakınlıkları yüksek olan kişilerdi. Krafft Ebing bu düşünceleri ile eşcinseller hakkında 100 yıl sürecek bilimsel bir anlayışında temellerini atmış oluyordu. Nitekim 1950'li yıllarda Amerikalı biyolog, entomoloji ve zooloji profesörü ``Alfred Charls Kinsey`` bu konudaki en önemli çalışmayı gerçekleştirmiştir. Kinsey, Indiana Üniversitesi'nde seks, cinsellik ve üreme üzerine araştırma enstitüsü kurarak yapmıştır. Bu araştırmalarına göre de eşcinsellik sonradan tercih ile olan ve genler ile ilgisi olmayan bir durumdu. Ayrıca eşcinselliğin sebepleri ile ilgili yapılan araştırmalarda da kesin bir sonuca varılamamış ve bu konu ile ilgili sadece bazı ıspatlanamayan teoriler üretilmiştir. Dolayısıyla Kinsey ve arkadaşlarının çalışmaları dünya çapında birçok ülkede geniş çapta etki yapmış, ancak ülkemizde nedense pek gündeme getirilmemiştir.

Son yıllarda bu konuda eşcinselliği normalleştirmeye çalışanlar tarafından bir iddia daha ortaya atılmıştır. Bu iddiaya göre DNA da bulunan ``X kromozomundaki xq28 geni`` eşcinsellik geniydi. Ancak bu konuda tarafsız araştıma yapan uzmanlar ise bu durumun ıspatlanamayan ve kesinlik içermeyen bir teori olduğunu söylemektedir. Çünkü araştırmacılar tam olarak hangi genin etkili olduğunu veya başka kromozomlarda bu anlamda etkili bir genin olup olmadığını tespit edememişlerdir. Özetle eşcinsellik üzerine yapılan bütün bilimsel araştırmalar, eşcinselliğin sebebi ile ilgili bir çıkarım yapabilmemize olanak sağlayamamakta ve tutarlı bilgiler de verememektedir. Hatta tıp otoriteleri anal ilişkilerin; anüs ve bağırsak sisteminde zedelenmelere ve yaralanmalara yol açtığına, özellikle ``Komdülama Aküminata`` hastalığın bulaşmasına ve AIDS hastalığını meydana getiren virüsün bu tür ilişkiler yoluyla açılan yaralardan daha kolay geçerek hızlıca üremesine neden olduğunu ifade etmektedirler.

Dolayısıyla gerek dini, gerek tarihi, gerekse de tıbbi ve bilimsel veriler açıkça göstermektedir ki eşcinsellik veya lezbiyenlik kişilerin alışkanlıkları ve tercihleri doğrultusunda oluşmaktadır. Ayrıca bu yaradılıştan gelen bir durum olmuş olsaydı gerek Kur'an-ı Kerim'de gerek Hz. Peygamberin sözlerinde eleştirilmez ve eşcinsellik çirkin bir sapkınlık olarak adlandırılmazdı. Nitekim Allah insanı bir erkek ve bir dişiden yarattığını belirtmekte (Hucurat Suresi, 13.) ve üçüncü bir cinsin oolmadığını vurgulamaktadır.

Peki çift cinsiyetli doğanlar bu durum da nasıl değerlendirilmektedir? Din ve tıp dünyası buna nasıl bakmaktadır? Bu durumun eşcinsellik ile bir ilgisi varmıdır? Bu meseleyi de başka bir yazıda açıklayacağız.

ÜMİT ÖZDEMİR

``Bu Sorular Adamı Dinden Çıkarır`` kitabından alıntılar yapılmıştır.21.04.2020 09:55:22


Advertisement Advertisement
Feedback
Bu sayfa veya içerik ile ilgili bir sorun olduğunu mu düşünüyorsun?
Lütfen bir kaç saniyeni ayır ve aşağıdaki form ile bize bildir
Mail Adresiniz:
Resim Doğrulama Kodu Kodu Yenile
HABERDAR OLMAK İÇİN MAİL BÜLTENİMİZE KAYIT OLUN
Copyright BeyazGazete.Com ' Tüm Hakları Saklıdır. Web sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları haber kaynaklarına aittir. Kaynakları beraberinde belirtilmiştir. Haberleri kopyalamayınız. Norm Yazılım
Ajanslar
yukarı
Advertisement Advertisement