ÇOCUK VE AİLE

Prof. Dr. Beyhan Asma

Prof. Dr. Beyhan Asma

Aile desteği sadece ‘yanında olmak' şeklinde tanımlanmamalıdır. Bu destek çok katmanlıdır ve üç temel bileşenden oluşur: duygusal, davranışsal ve modelleyici destek. Duygusal destek, pasif bir iletişim biçimi gibi görünse de aslında aktif bir düzenleyici müdahaledir. Ebeveynin çocuğa yargısız bir biçimde yaklaşması, çocuğun ifade etmeye zorlandığı duyguları isimlendirmesi ve onu suçlamadan yanında olduğunu hissettirmesi çocuğun yüklerini azaltır. Birçok çocuk yaşamakta olduğu zorbalık deneyiminde en çok yalnız hissetmekten zarar görür.

Ailenin varlığı ve desteği çocuktaki bu yalnızlık duygusunu yok ederek çocuğun yeniden güven hissine kapılmasını sağlar. Duygusal destek aynı zamanda da çocuğun duygularını çözümleyebilmesine yardımcı olur. Çocuk korku ile öfkeyi, utanç ile hayal kırıklığını ayırt etmeyi bildiğinde zihinsel berraklığı artar ve yaşamış olduğu deneyimi daha sağlıklı yorumlamaya başlar. Davranışsal destek, somut olarak baş etme becerileri kazandırmayı içerir. Bu destek çocuğun yerine halletmek anlamına gelmez, aksine onunla beraber ilerleyerek ona güç ve özerklik kazandırmayı hedefler. Örneğin bir ebeveyn, çocuğa yaşamış olduğu zorbalık karşısında nasıl davranması gerektiğini modelleyebilir, birlikte yapacakları role-play etkinlikleriyle canlandırma yapabilir veya nasıl iletişim kuracağının planlamasına eşlik edebilir. Ayrıca ebeveynin okulla olan iletişim bağlantısı da oldukça mühimdir çünkü bu nokta çocuğun güvenliğini artırır ve çocuğun sürecin tamamen dışına itilmemesini sağlar. Fazla müdahaleci ebeveyn tutumları çocukların yeterlilik hissini zedeleyebilir. Bundan dolayı stratejik desteğin ana amacı çocuğun kendi sorun çözme yeteneğini geliştirmesine yardımcı olmaktır.

Çocuklar, ilişkisel örüntüleri en çok ebeveynlerinin birbirleriyle ve çevreyle kurdukları etkileşimleri izleyerek öğrenir. Eğer evdeki tartışmalar ve çatışmalar bağırarak çözülüyorsa çocuk zorbalığa karşı aşırı tepkisel davranabilir ya da tam tersine tamamen kaçınma davranışı gösterebilir. Eğer evde ebeveynler duygularını açık bir şekilde ifade ediyor, sınır çizebiliyor ve çözüm odaklı iletişimi tercih ediyorsa çocuk da benzer bir düzen kurma eğiliminde olur. Dolayısıyla aile içi iletişim şekli, çocuğun zorbalığa karşı verdiği tepkileri şekillendirir. Ebeveynler bazen iyi niyetli olarak bazı davranışlar gösterse de bu davranışlar çocuğun psikolojik yükünü artırabiliyor.

Fazla müdahaleci olmak da bunlar bir tanesidir. Fazla müdahaleci olma davranışı, çocuğa ‘'sen yalnız başına halledemezsin.' mesajını verir ve özgüveni zedeler. Bir diğer yaygın olan hata ise çocuğa karşı suçlayıcı yaklaşmaktır. ‘'Sen de fazla alınıyorsun.' , ‘'boşver, umursama' gibi söylemler çocuğun yalnızlık hissini artırır ve yaşamakta olduğu zorbalığı içselleştirmesine neden olur. Ayrıca ebeveynin kendi paniğiyle fazla tepkisel davranması -örneğin kızgınlık hali ile okula gitmesi, tehditvari konuşması- çocuğun daha fazla korkmasına neden olabilir. Bu tarz davranışlar kısa vadede çözüme kavuşturucu gibi görünse de uzun vadede çocuğun baş etme kapasitesini zayıflatır.