USD (Alış - Satış) : 6,73 - 6,74 EURO (Alış - Satış) : 7,54 - 7,56

Sıcak Haber : Hafta sonu dışarı çıkma yasağı olacak mı?!..

KÖŞE YAZISI

Küresel Baronlar Ve Emek Sömürüsü

Tarihin perde arkasını araladığımızda, çoğu zaman yerel ve küresel resmi anlatımla gerçek vakalar silsilesinin uyuşmadığını görmekteyiz. Zira pek çok küresel ve yerel göreceli olaylar, yıllarca insanlara “mutlak gerçek” olarak yutturuldu.

Bizler perdeye yansıtılan kuklaları büyük bir merakla izlerken, perdenin arkasındakileri hiç merak etmedik. Yani kuklacıya değil, hep kuklaya baktık. Ne yazık ki küresel algı yönetimiyle doğrular yanlış, yanlışlar doğru olarak kabul ettirildi.
Dünyayı daha fazla sömürebilmek için, aslında ikiz kardeş olan ideolojiler ya da siyasi ittifaklar bizlere hep “tez/antitez” olarak sunuldu. Mesela Batı`da sanayi inkılabı ile ortaya çıkan vahşi kapitalizmin doğurduğu sosyal adaletsizliğe karşı “kurtuluş reçetesi” olarak sunulan komünizmin, aslında kapitalizmle kardeş olduğunu dünya insanları çok geç fark ettiler.
Almanya`nın Frankfurt kentinde “Sosyal Araştırmalar Enstitüsü” adı altında kurulan ancak gerçekte sosyal yaşam deneyleri, ideolojik akımlar ve ekonomik modeller üretmek üzere tasarlanmış meşhur Frankfurt Okulu`nda komünizmi üretenlerle; insanlığı sömürmek için “Soğuk Savaş” palavrasıyla kapitalizmi zirveye çıkaranlar aynı stratejik aklın sahipleriydi.
Mesela Yahudi kökenli Felix Weil tarafından 1923 yılında kurulan ve Marksizm`i “bilimsel metoda” oturtan Frankfurt Okulu`nun finansörü, 20. yüzyılın başında dünyanın en büyük tahıl tüccarı olan Alman/Arjantinli işadamı Hermann Weil idi.

Dönemin en ünlü sosyolog, psikolog, psikiyatrist, ekonomist ve fizikçilerinin çalıştığı enstitü, 1933 yılında Hitler tarafından kapatılmasına rağmen, önce Cenevre`ye, 1935 yılında ise Amerika Birleşik Devletleri'nde kapitalizmin beyni olan New York'a taşındı.

Dahası, Columbia Üniversitesi'nde koruma altına alınan bu topluluk, komünizmin ideolojik altyapısını oluşturmaya burada da devam etti. Çok daha ilginç olanı ise, sözde “bilimsel” çalışmalara imza atan bu grubun, “mesih” beklentisi düşüncesinin en sadık savunucuları olmasıydı.

Şeytani fikir laboratuvarlarında ürettikleri ideolojilerle dünya insanları birbirleriyle sağ-sol, komünist-faşist diye kavga ettirilirken; beynelmilel sermaye seçkinleri, kurdukları küresel şirket ve finans tekelleriyle de hiçbir ideoloji ve sınır tanımadan ülkeleri savaşsız işgal ettiler.

Savaşları servetlerini çoğaltmanın vazgeçilmez yöntemi olarak gören bu küresel seçkinler grubu, İkinci Dünya Savaşı`ndan sonra egemenlik ve nüfuz alanlarını genişletmek için komünizm ve liberalizmi aynı anda yükselttiler. Sahip oldukları dev bütçeli şirketler nedeniyle savaş dönemlerinde kazanan hep onlar oldu.

Zira kontrollerindeki ekonomik işgal aygıtları olan küresel şirketlerin faaliyet alanlarını genellikle petrol, silah, kimya, ulaşım, telekomünikasyon, motor ve diğer mekanik yapımlar ile bankacılık sektörü oluşturuyordu. Bunlar ise savaş öncesi ve sonrasında en çok gereksinim duyulan sektörlerdi.

İki dünya savaşı sonrasında ise özellikle finans kuruluşları, kredi merkezleri, silah sanayi ve uluslararası kurumlar konusunda köklü değişimler oldu. İnsanlığı kendi çıkardıkları savaşlarla korkutup, kurmuş oldukları beynelmilel düzenin kölesi ve küresel şirketler imparatorluğunun robot tüketicileri hâline getirdiler.
“Özelleştirme” ve “Hisse” manipülasyonlarıyla ulus devletlerin milli şirketleri ve ekonomik varlıkları işgal edildi. Diğer yandan “rezerv para” sistemiyle de egemenlerin servetine servet katıldı. Bunun sonucunda getirilen döviz sistemi, ülkeleri hizaya getirmek için bir operasyon aracına dönüştürüldü.

“Küreselleşme” adı altında tek taraflı sömürüye dayalı ekonomik modelle güçlenen çokuluslu şirketler, kendi ülkelerinin refahlarını artırırken, sömürdükleri ülkelerin insanlarını adeta köleleştirdiler. Kara para ve sömürgeciliğe dayalı gayrimeşru yöntemle büyüyen bu küresel şirketler imparatorluğu, doğal olarak sahiplerini küresel zenginlik piramidinin en tepesine yerleştirdiler.

Gittikçe güçlenen ve ülkelerin sınırlarını zorlayan bu dev tekelci tröstler; faaliyette bulundukları ülkelerin milli çıkarlarını hiçe saymış, kültürel değerlerini yozlaştırmış ve hükümetler üstü diktatoryal bir yapı hâline gelmişlerdir.

Küresel finans sistemi ve ekonomik sömürünün mimarlarından Mayer Amschel Rothschild, “Ülkelerin ekonomilerini bana verin, kanunlarını kim yaparsa yapsın” derken aslında küresel hâkimiyet teorisinin ilkelerini belirliyordu. Nitekim bu teoriyi öncelikle ülkelerin merkez bankalarını ele geçirerek uygulamaya koydular. Sonuçta ülkeler, sermayenin küreselleşmesine mani olamadıkları gibi, savaşsız işgale de mani olamadılar.

Bugün bir avuç küresel ailenin serveti, dünya nüfusunun yarısının servetinden daha fazladır. Bu, organize bir yapılanma için korkunç bir güçtür. İngiliz yardım kuruluşu Oxfam'ın 2019 tarihli raporuna göre, dünyanın en zengin %1`lik kesiminin serveti, geri kalan %99`luk kesimin servetinin toplamına eşittir. Üstelik bu makas her geçen gün daha da açılmaktadır.

Bu korkunç finans gücünü elinde bulunduran küresel sermaye oligarkları, dünya çapında kurmuş oldukları sivil toplum örgütleri, düşünce kuruluşları ve medya ağı sayesinde, çıkarlarına dokunan, kendi kültür kodlarına dönmek isteyen ve milli imkânlarını harekete geçiren tüm ülke yöneticilerini hedef olarak görmektedirler.
01.05.2020 09:56:23


Advertisement Advertisement
Feedback
Bu sayfa veya içerik ile ilgili bir sorun olduğunu mu düşünüyorsun?
Lütfen bir kaç saniyeni ayır ve aşağıdaki form ile bize bildir
Mail Adresiniz:
Resim Doğrulama Kodu Kodu Yenile
HABERDAR OLMAK İÇİN MAİL BÜLTENİMİZE KAYIT OLUN
Copyright BeyazGazete.Com ' Tüm Hakları Saklıdır. Web sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları haber kaynaklarına aittir. Kaynakları beraberinde belirtilmiştir. Haberleri kopyalamayınız. Norm Yazılım
Ajanslar
yukarı
Advertisement Advertisement