USD (Alış - Satış) : 6,81 - 6,83 EURO (Alış - Satış) : 7,58 - 7,59
KÖŞE YAZISI

Haçlı Seferleri, Ortadoğu Ve NATO…

Son Haçlı seferinin üzerinden tam 746 yıl geçti. Ancak Doğu (Şark) ile Batı (Garp) arasındaki “Kutsal Savaş” hiç bitmedi. Zaman, mekân ve kişiler değişse de, Hak ile batılın savaşı günümüze kadar devam etti, ediyor…

Bugün ülkemize ve İslam coğrafyası Ortadoğu`ya yönelik saldırılar, aslında modern Haçlı seferlerinden hiçbir farkı yoktur.

Haçlı seferleri, Avrupalıların Müslümanların elindeki kutsal topraklar üzerinde askeri ve siyasi kontrol sağlamak, Doğu`daki zenginlikleri ele geçirmek ve kendilerine “vaat edilen cennetin krallığına ulaşmak için” düzenlemiş oldukları ‘kutsal` akınlardı.

Bu nedenle ilk Haçlı Seferi, hem İslam dini hem de Hıristiyanlarca kutsal sayılan Kudüs`e yapılmıştı. Dolayısıyla İslam dünyası ile Batı arasındaki husumetin başlangıç noktasının, Müslümanların elinde bulunan Kudüs`ün işgal edilip yağmalanmasıyla başladığı söylenebilir.

Bu tarihten sonra Doğu, Haçlı Seferleri`nden beri Batı`yı doğal düşman; Batı ise Doğu`yu ‘öteki` olarak görmeye başlayacaktır.

Açıkçası bu anlayış, bugün de aynen devam etmektedir. Mesela, 11 Eylül 2001 tarihinde Amerika`daki İkiz Kulelere yapılan saldırıdan sonra, ABD Başkanı George W. Bush`un Afganistan ve Ortadoğu`ya yönelik başlattığı sözde terörle mücadeleyi “modern Haçlı Seferi” olarak nitelemesi, bu ‘kutsal savaşın` bitmediğinin bariz göstergesiydi.

Yine Türkiye`nin yarım asırdan fazladır Avrupa Birliği`nin kapısında bekletilmesi de, bu düşüncenin değişmediğinin bir başka emaresidir.

Küresel düzenin kıdemli teorisyenlerinden Samuel Huntington, ‘Medeniyetler Çatışması` teziyle Soğuk Savaş sonrasına tekabül eden 1990`lı yıllardan itibaren uluslararası ittifak ya da ihtilaflarda belirleyici olan unsurun politik ya da ekonomik ideolojiler değil, ‘medeniyetler` olmaya başladığını ifade etmiştir. Huntington`ın ‘medeniyetler` dediği şey, aslında toplumları şekillendiren ‘din` unsurudur.

Nitekim Samuel Huntington, 2004 yılına gelindiğinde, asıl baklayı yazdığı kitapla ağzından çıkarmıştır. 2004 yılında yayımlanan “Biz kimiz? Amerika`nın Ulusal Kimlik Arayışı” (Who Are We – The Challenges to America`s National Identity) isimli kitabında; ABD`nin gerçek milli kimliği olarak Avrupalı ilk göçmenlerin Beyaz-Anglo-Sakson-Protestan (WASP) değerlerine dönmesi gerektiğini öneriyordu.

Avrupalıların Haçlı Seferleri`ni başlattıktan sonra kurmuş oldukları ilk toplu savunma örgütü Tapınak Şövalyeleri`ydi. Avrupa`nın çeşitli ülkelerinden seçilmiş ‘dini bütün` Hıristiyanlardan oluşan ve 1118 yılında kurulan bu gizli teşkilat, aslında ‘kutsal bir amaç uğruna` kurulmuş Haçlıların dönemine göre profesyonel ordusuydu. Örgüt, kuruluşundan 10 yıl sonra Troyes Konseyi`nde Papalık tarafından da resmen onaylanmıştır.

Tapınak Şövalyeleri`nin sözde amacı; Hıristiyanlar için de kutsal sayılan Kudüs`ü ziyaret edecek olan Hıristiyan hacıları korumaktı. Ancak örgütün mahiyetine bakıldığında, gerçek amacın hiç de öyle olmadığı anlaşılmaktadır. Zira Tapınak Şövalyeleri, 5. Haçlı Seferi`nden sonra Kudüs dışındaki tüm haçlı seferlerine de katılmaya başlamıştır.

Mesela, 5. Haçlı Seferi`nde İstanbul`u yakıp yıkanların başında Tapınak Şövalyeleri geliyordu. Bu küçük askeri birlik, aslında 1990`lardan sonra İslam`ı hedef alan bugünkü NATO`nun geçmişteki amatör versiyonuydu. Bunu Avrupa Birliği`nin (AB) kuruluşuna baktığımızda rahatça anlayabiliyoruz.

1950`li yılların başında Avrupa Birliği`nin ilk devletlerarası görüşmeleri başladığında, birliğin dört öncü devleti, gelecekte kurulacak olan AB`nin bayrağının nasıl olması gerektiğini uzun uzun tartıştılar. Nitekim uzun süren bu tartışmalar sonucunda Avrupa`yı temsil edebilecek bir bayrak modeli kabul edildi.

Ancak bu bayrak, aslında bugünkünden çok farklıydı. Sarı zemin üzerine yuvarlak bir daire çizilmiş ve ortasına da 4 köşeli bir Haç konulmuştu. Bu Haç`ın rengi kırmızıydı. Tıpkı Tapınak Şövalyeleri`nin giydiği beyaz elbise üzerine çizilen kırmızı Haç gibi…

Ne var ki Avrupa`nın önde gelen sosyalistleri, ‘ideolojik olduğu` gerekçesiyle Haçlı bayrağına karşı çıktılar. Nitekim o itirazlar dikkate alındı. Yani bugünkü AB bayrağı, Avrupalı sosyalistlerin itirazı üzerine değiştirilerek kabul edilen ikinci bayraktır.

Ancak eski bayrak sözde değişmişti ama doğrusu yenisinin de diğerinden pek farkı yoktu. Zira eskisinde alenen görünen Haç`ın yerini, yenisinde 12 yıldızla temsil edilen Hz. İsa`nın havarileri almıştı. Resmi açıklamalarda bugünkü AB Bayrağı`nda bulunan 12 yıldızın “mükkemmeliği ve birliği” simgelediği söylense de, işin aslı hiç de öyle değildir. Zira AB Bayrağı`ndaki 12 yıldız, aslında doğrudan Yeni Ahit`ten alınmıştır.

Nitekim bayrağın çizimini yapan Alman Katolik Arsene Heitz, Fransız Lourdes dergisine yaptığı açıklamada, İncil`den esinlendiğini itiraf etmiştir. Yeni Ahit`te 12 yıldız kavramının geçtiği bölümde; “Ve gökte büyük bir alamet, güneşle giyinmiş ve ayakları altında ay ve başı üzerinde on iki yıldızdan tacı olan bir kadın göründü” denmektedir. Ayrıca NATO`yu kuran Hıristiyan devlet sayısının da 12 olduğunu ilave edelim…

‘Haçlı Birliği` algısı oluşmaması için bayrağını değiştiren Avrupa Birliği ülkeleri, NATO konusunda aynı hassasiyeti göstermediler. Askeri savunma amacıyla kurulmuş olan Kuzey Atlantik Paktı`nın sembolü de, tıpkı Tapınak Şövalyeleri`nde olduğu gibi Hıristiyanlığın sembolü olan Haç`tır.

Zira NATO`nun askeri operasyonlarının yanı sıra, gizli bir misyonu daha vardır. Bu misyon, teşkilatın sembolü olan dörtlü haçın gösterdiği misyondur. NATO`nun ünlü Mavi-Beyaz zeminli logosunda bulunan bu dört uçlu Haç, yeryüzünün dört yönünü simgelemektedir. NATO, dünyanın dört bir yanına askeri birlikler konuşlandırırken, aynı zamanda ‘askeri misyonerler` de göndermektedir.

Aslında bu vazife, bir nevi sivil Evanjelist misyonerlerin yapmış olduğu dini misyonerliğin askeri versiyonudur. Bilindiği gibi Türkiye hariç, NATO`ya üye ülkelerin hepsi Hıristiyan devletlerden oluşmaktadır. Bu nedenle 36 ülkede görev yapan Hıristiyan NATO askerlerinin dini ihtiyaçlarını karşılamak için bugün bile papaz komutanlar tayin edilmektedir.
Mesela Ortadoğu, Türk Cumhuriyetleri ve Kafkasya`ya yönelik askeri misyonerlik çalışmaları, Türkiye`deki askeri üslerde görevli ‘asker papazlar` tarafından yürütülmektedir. Bugün bu ‘asker apazların` en yoğun olarak misyonerlik faaliyetlerini sürdürdükleri bölgeler ise, Azerbaycan, Çeçenistan, Afganistan ve Irak…

Şimdi bütün bu veriler ışığında; Doğu Akdeniz, Suriye, Irak, Yemen, Libya, Sudan, Mısır…
Kısacası Ortadoğu`daki savaşa ve NATO`nun İslam coğrafyasındaki üslerine yeniden bakın, Haçlı Seferlerinin devam ettiğini göreceksiniz…15.05.2020 10:11:24


Advertisement Advertisement
Feedback
Bu sayfa veya içerik ile ilgili bir sorun olduğunu mu düşünüyorsun?
Lütfen bir kaç saniyeni ayır ve aşağıdaki form ile bize bildir
Mail Adresiniz:
Resim Doğrulama Kodu Kodu Yenile
HABERDAR OLMAK İÇİN MAİL BÜLTENİMİZE KAYIT OLUN
Copyright BeyazGazete.Com ' Tüm Hakları Saklıdır. Web sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları haber kaynaklarına aittir. Kaynakları beraberinde belirtilmiştir. Haberleri kopyalamayınız. Norm Yazılım
Ajanslar
yukarı
Advertisement Advertisement