Almanya'da Göçmen Karşıtı Propaganda
Yılbaşındaki hırsızlık ve taciz olayları, göçmen karşıtlığını körükledi Alman düşünce kuruluşu Das Progressive Zentrum uzmanı Saelhoff: 'Ne yazık ki popülist partiler ve aşırı sağcılar Köln ve Hamburg’daki olayları bir siyasi kampanyaya dönüştürdü' Berlin Hür Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Trebbe: 'Belirli etnik gruplar ile suçların ilişkilendirilmesi, önyargılara, nefret söylemlerine yol açıyor. Ayrıca söz konusu gruba ait kişileri zan altında bırakıyor. Mesela şimdi Kuzey Afrikalı görünen herkes zan altında. Bu vahim bir durum'
Almanya’da yılbaşı kutlamalarında yaşanan taciz ve hırsızlık olayların ardından mültecilerin suçlanması, aşırı sağcıların yabancı düşmanlığını körükleyen kampanyalar başlatması endişelere yol açtı.
Köln’deki yeni yıl kutlamaları sırasında yaşanan olayların ardından medya kuruluşları, Kuzey Afrikalı ve Arap mültecilerin çok sayıda kadına saldırdığını duyururken, Almanya’nın artık güvensiz hale geldiğini savunan göçmen karşıtı siyasetçiler, suç işleyen yabancıların derhal sınır dışı edilmesi için kampanya başlattı.
Köln’de yılbaşı akşamı 200’den fazla kadının tacize uğradığı haberlerinin çıkmasının ardından aşırı sağcı gruplar birçok kentte mülteci karşıtı gösteriler düzenlerken, Köln sokaklarında yabancılara saldırılar gerçekleştirildi.
Alman düşünce kuruluşu Das Progressive Zentrum uzmanlarından Philipp Saelhoff, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Köln’de yaşananların aşırı sağcı ve popülist gruplar tarafından çarpıtıldığını, propaganda malzemesi haline getirildiğini belirterek, “Kimilerinin ırkçılıklarını dışa vurmak için böyle bir vesile aradıkları çok açık” dedi.
Toplumun, kadınlar ve çocuklara karşı işlenen suçlarda son derece hassas olduğunu, aşırı sağcıların bunu kullanmaya çalıştıklarını vurgulayan Saelhoff, “Tabii çocuk istismarı nedeniyle bugüne kadar hiç tüm erkekler toptan suçlanmadı. Nedense şimdi bu son olayların ardından neredeyse tüm mülteciler, yabancılar bu çirkin suçla zan altında bırakılmak isteniyor. Bu anlaşılır bir şey değil” şeklinde konuştu.
- Popülist kampanya
Başta Köln olmak üzere, Hamburg’un da aralarında olduğu bazı şehirlerde yılbaşı akşamında yaşanan olayların ardından siyasetçilerin büyük çoğunluğunun sağduyulu hareket ettiğini dile getiren Saelhoff, “Ne yazık ki popülist partiler ve aşırı sağcılar Köln ve Hamburg’daki olayları bir siyasi kampanyaya dönüştürdü” dedi.
Almanya’ya gelen yüzbinlerce sığınmacı arasında, küçük bir azınlık olmakla birlikte suça karışmış olanların da bulunabileceğini, aksini düşünmenin safça olacağını kaydeden uzman, “Mülteciler ya da göçmenler, Almanlardan daha iyi ya da daha kötü insanlar değil. Mülteci yurtlarına yapılan saldırıları bir düşünelim. Ya bu saldırılar tüm Almanlara yüklenmek istenseydi, bu bizi nasıl hissettirirdi? Bunu düşünmek gerek” diye konuştu.
Saelhoff, hukuk devleti ilkeleriyle örtüşmeyen tavırlara, kadın- erkek eşitliği gibi ilkelere aykırı tutumlara Almanya’da tahammül gösterilemeyeceğini vurgulayarak şöyle devam etti:
'Suç işleyenlerin üzerine kararlılıkla gidilmeli, şayet zanlıların kökenleriyle bağlantılı bir husus varsa bununla ilgili samimi bir tartışma yürütülmeli. Ancak kolektif olarak belirli gruplar zan altında bırakılmamalı ve zordaki insanlara yapılan yardımlar sorgulanmamalı.'
- Medyanın rolü
Berlin Hür Üniversitesi İletişim Bilimleri Enstitüsü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Joachim Trebbe de Köln ve Hamburg’daki olaylarının ardından, kamuoyunda mülteci karşıtı bir havanın oluşmasında medyanın rolünü değerlendirdi.
Birçok medya kuruluşunun son olayları haberleştirirken, “iki arada bir derede kaldığını” belirten Trebbe, “Bir yandan bugüne kadar eşi benzerine tanık olunmamış olayları haberleştirmek durumundalar. Bunu yaparken de olabildiğince objektif olmak durumundalar ve hassasiyetleri de gözeten bir üslup kullanmak zorundalar. Bu olaylar aktarılırken ise Kuzey Afrikalı gençler genelleme yoluyla doğrudan suçlu gibi gösterilmiş oldu” diye konuştu.
Basın kuruluşlarının ilkelerinde belirli etnik gruplarla belirli suçlar arasında bağlantı kurup genellemelere gitmemenin öngörüldüğünü hatırlatan Trebbe, “Belirli etnik gruplar ile suçların ilişkilendirilmesi, önyargılara, nefret söylemlerine yol açıyor. Ayrıca söz konusu gruba ait kişileri zan altında bırakıyor. Mesela şimdi Kuzey Afrikalı görünen herkes zan altında. Bu vahim bir durum” dedi.
Trebbe, Alman basınında suçlarla ilgili olaylar haberleştirilirken, suçla doğrudan ilgili olmaması halinde, kurbanın ya da zanlının kökeni, vatandaşlığı, dini veya etnik aidiyetine vurgu yapılmadığına dikkati çekti.
Alman uzman, son olayların haberleştirilmesinde ise farklı bir yaklaşım olduğuna işaret ederek şunları kaydetti:
'İşte olayda bir bağlantı kuruluyor, zanlıların Kuzey Afrikalı gençler olduğu bilgisine yer veriliyor ve işlenen suçların zanlıların kökenleriyle bağlantılı olduğu iddia ediliyor. Bu suçların Kuzey Avrupa’daki ilişkilerden kaynaklandığı, onların farklı kültürlerine özgün koşullardan kaynaklandığı, suçların bu farklılıklardan ötürü işlenmiş olabileceğinden yola çıkılıyor.'
- Suç işleyene sınır dışı
Son gelişmelerle başlayan tartışma, Başbakan Angela Merkel üzerindeki baskıyı artırırken, hükümet ortakları suç işleyen yabancıların ve sığınmacıların, daha kolay bir şekilde sınır dışı edilmesi için yasal değişikliğe gitme konusunda anlaştı.
Mülteciler konusunda çalışmalar yapan ülkedeki en büyük sivil toplum kuruluşlarından Pro-Asyl, yasa değişikliği girişimine tepki göstererek, yetkililerin bu yolla dikkatleri kendi hatalarından başka yönlere dağıtmaya çalıştığını savundu.
Dernekten yapılan açıklamada, hükümetin mevcut yasaları uygulayarak olayların aydınlatılmasına ağırlık vermesi gerekirken, kamuoyunu etkilemek için yasaların sertleştirilmesini gündeme getirdiği iddia edildi.
Sığınmacıların haklarının uluslararası sözleşmelerle garanti altına alındığı vurgulanan açıklamada, 'Kendi ülkelerinde ağır insan hakları ihlalleri olan kişiler sınır dışı edilemez” denildi.
Yılbaşı akşamı Köln'de meydana gelen taciz ve gasp olayları ülkenin en önemli gündem maddesi haline gelmişti. Polisin yetersizliğinin sorgulandığı tartışmalar sonrası Köln Emniyet Müdürü görevden alınmıştı.
Kaynak: AA
Köln’deki yeni yıl kutlamaları sırasında yaşanan olayların ardından medya kuruluşları, Kuzey Afrikalı ve Arap mültecilerin çok sayıda kadına saldırdığını duyururken, Almanya’nın artık güvensiz hale geldiğini savunan göçmen karşıtı siyasetçiler, suç işleyen yabancıların derhal sınır dışı edilmesi için kampanya başlattı.
Köln’de yılbaşı akşamı 200’den fazla kadının tacize uğradığı haberlerinin çıkmasının ardından aşırı sağcı gruplar birçok kentte mülteci karşıtı gösteriler düzenlerken, Köln sokaklarında yabancılara saldırılar gerçekleştirildi.
Alman düşünce kuruluşu Das Progressive Zentrum uzmanlarından Philipp Saelhoff, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Köln’de yaşananların aşırı sağcı ve popülist gruplar tarafından çarpıtıldığını, propaganda malzemesi haline getirildiğini belirterek, “Kimilerinin ırkçılıklarını dışa vurmak için böyle bir vesile aradıkları çok açık” dedi.
Toplumun, kadınlar ve çocuklara karşı işlenen suçlarda son derece hassas olduğunu, aşırı sağcıların bunu kullanmaya çalıştıklarını vurgulayan Saelhoff, “Tabii çocuk istismarı nedeniyle bugüne kadar hiç tüm erkekler toptan suçlanmadı. Nedense şimdi bu son olayların ardından neredeyse tüm mülteciler, yabancılar bu çirkin suçla zan altında bırakılmak isteniyor. Bu anlaşılır bir şey değil” şeklinde konuştu.
- Popülist kampanya
Başta Köln olmak üzere, Hamburg’un da aralarında olduğu bazı şehirlerde yılbaşı akşamında yaşanan olayların ardından siyasetçilerin büyük çoğunluğunun sağduyulu hareket ettiğini dile getiren Saelhoff, “Ne yazık ki popülist partiler ve aşırı sağcılar Köln ve Hamburg’daki olayları bir siyasi kampanyaya dönüştürdü” dedi.
Almanya’ya gelen yüzbinlerce sığınmacı arasında, küçük bir azınlık olmakla birlikte suça karışmış olanların da bulunabileceğini, aksini düşünmenin safça olacağını kaydeden uzman, “Mülteciler ya da göçmenler, Almanlardan daha iyi ya da daha kötü insanlar değil. Mülteci yurtlarına yapılan saldırıları bir düşünelim. Ya bu saldırılar tüm Almanlara yüklenmek istenseydi, bu bizi nasıl hissettirirdi? Bunu düşünmek gerek” diye konuştu.
Saelhoff, hukuk devleti ilkeleriyle örtüşmeyen tavırlara, kadın- erkek eşitliği gibi ilkelere aykırı tutumlara Almanya’da tahammül gösterilemeyeceğini vurgulayarak şöyle devam etti:
'Suç işleyenlerin üzerine kararlılıkla gidilmeli, şayet zanlıların kökenleriyle bağlantılı bir husus varsa bununla ilgili samimi bir tartışma yürütülmeli. Ancak kolektif olarak belirli gruplar zan altında bırakılmamalı ve zordaki insanlara yapılan yardımlar sorgulanmamalı.'
- Medyanın rolü
Berlin Hür Üniversitesi İletişim Bilimleri Enstitüsü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Joachim Trebbe de Köln ve Hamburg’daki olaylarının ardından, kamuoyunda mülteci karşıtı bir havanın oluşmasında medyanın rolünü değerlendirdi.
Birçok medya kuruluşunun son olayları haberleştirirken, “iki arada bir derede kaldığını” belirten Trebbe, “Bir yandan bugüne kadar eşi benzerine tanık olunmamış olayları haberleştirmek durumundalar. Bunu yaparken de olabildiğince objektif olmak durumundalar ve hassasiyetleri de gözeten bir üslup kullanmak zorundalar. Bu olaylar aktarılırken ise Kuzey Afrikalı gençler genelleme yoluyla doğrudan suçlu gibi gösterilmiş oldu” diye konuştu.
Basın kuruluşlarının ilkelerinde belirli etnik gruplarla belirli suçlar arasında bağlantı kurup genellemelere gitmemenin öngörüldüğünü hatırlatan Trebbe, “Belirli etnik gruplar ile suçların ilişkilendirilmesi, önyargılara, nefret söylemlerine yol açıyor. Ayrıca söz konusu gruba ait kişileri zan altında bırakıyor. Mesela şimdi Kuzey Afrikalı görünen herkes zan altında. Bu vahim bir durum” dedi.
Trebbe, Alman basınında suçlarla ilgili olaylar haberleştirilirken, suçla doğrudan ilgili olmaması halinde, kurbanın ya da zanlının kökeni, vatandaşlığı, dini veya etnik aidiyetine vurgu yapılmadığına dikkati çekti.
Alman uzman, son olayların haberleştirilmesinde ise farklı bir yaklaşım olduğuna işaret ederek şunları kaydetti:
'İşte olayda bir bağlantı kuruluyor, zanlıların Kuzey Afrikalı gençler olduğu bilgisine yer veriliyor ve işlenen suçların zanlıların kökenleriyle bağlantılı olduğu iddia ediliyor. Bu suçların Kuzey Avrupa’daki ilişkilerden kaynaklandığı, onların farklı kültürlerine özgün koşullardan kaynaklandığı, suçların bu farklılıklardan ötürü işlenmiş olabileceğinden yola çıkılıyor.'
- Suç işleyene sınır dışı
Son gelişmelerle başlayan tartışma, Başbakan Angela Merkel üzerindeki baskıyı artırırken, hükümet ortakları suç işleyen yabancıların ve sığınmacıların, daha kolay bir şekilde sınır dışı edilmesi için yasal değişikliğe gitme konusunda anlaştı.
Mülteciler konusunda çalışmalar yapan ülkedeki en büyük sivil toplum kuruluşlarından Pro-Asyl, yasa değişikliği girişimine tepki göstererek, yetkililerin bu yolla dikkatleri kendi hatalarından başka yönlere dağıtmaya çalıştığını savundu.
Dernekten yapılan açıklamada, hükümetin mevcut yasaları uygulayarak olayların aydınlatılmasına ağırlık vermesi gerekirken, kamuoyunu etkilemek için yasaların sertleştirilmesini gündeme getirdiği iddia edildi.
Sığınmacıların haklarının uluslararası sözleşmelerle garanti altına alındığı vurgulanan açıklamada, 'Kendi ülkelerinde ağır insan hakları ihlalleri olan kişiler sınır dışı edilemez” denildi.
Yılbaşı akşamı Köln'de meydana gelen taciz ve gasp olayları ülkenin en önemli gündem maddesi haline gelmişti. Polisin yetersizliğinin sorgulandığı tartışmalar sonrası Köln Emniyet Müdürü görevden alınmıştı.
