Efeler'de Kitap Fuari 9'Uncu Gününde Devam Etti
Efeler Belediyesi tarafindan düzenlenen ’1.Efeler Kitap Günleri’ vatandaslarin yogun ilgisi ile devam ediyor.

Ülke genelinden 90 yayinevi ve farkli alanlardan 100 yazarin katilimiyla 10 gün sürecek edebiyat söleninin 9’uncu gününde birbirinden degerli yazarlar okurlarina imza dagitti ve kent sakinleriyle söylesilerde bulustu. Pinarbasi Mesire Alani’nin essiz dogasinda kitaplarin ayricalikli dünyasina yapilan yolculugun 9’uncu günü saat 10.00’da kitap stantlarinin ziyarete açilmasiyla basladi.
13.00-20.00 saatleri arasinda yazarlar; Olcay Tasli, Etem Oruç, Nilgün Ilgaz, Sedef Kabas, Özgür Özgülgün, Metehan Gözütok, Serkan Firtina, Saygi Öztürk, Esra Saglik, Ahmet Zeki Muslu, Mustafa Ünver ve Yücel Inegöllü okurlarina imza dagitti ve fotograf çektirdi.
Efeler Belediyesi Kent Orkestrasi da gün boyu seslendirdigi sarkilarla, fuar ziyaretçilerine müzik ziyafeti yasatti.
Saat 13.00’te sair Tugrul Keskin, ’Tugrul Keskin’le Siir ve Hayat Üzerine’ isimli söyleside konustu.
Siirlerin halklarin yaninda olmasi gerektigine vurgu yapan Keskin, “Siirin askla bir iliskisi var yazilan metinlerden dolayi degil siir kalp ve beyinde baslar. Hem ask hem siir esitlik gerektirir. Esitligin bittigi yerde ask biter. Erkegin egemen oldugu yerde asktan bahsetmek mümkün degildir. Her insan bir siirle gelir dünyaya, bazilari bunun farkina varir ve disariya çikarir baskalari da duysun ister. Insan dünyada var oldugundan beri siir vardir. Siir kirlenmemis suya benzer. Bir seyin açiga çikmasi için bir seyin olmasi gerekir. Ben Igdir dogumluyum. Babamin bir kahvesi vardi kis günleri oraya ozanlar gelirdi. Onlarla benim karsilasmam benim içimdeki çocugu açiga çikarmistir. Halktan yana olmayan ezilmisten yana olmayan siir olamaz. Zalime roman öykü yazilir fakat siir yazilmaz. Siirin varolus sebebi mazlumun yaninda olmaktir” dedi.
Efeler Belediye Baskani Mehmet Fatih Atay’in Kitap Kafeler projesine de övgüde bulunan usta kalem, “Kitap Kafelerin açilisina gelmistim. Simdi Kitap Kafelerin sayisi 12 olmus. Sayisi daha da artacakmis. Çilgin bir proje. Baskan Atay’a çok tesekkür ediyorum, gençligin kitaba giden yolunu açmak gerekiyor. Efeler bunu basarmis” ifadelerini kullandi.
Saat 14.00’te Türk edebiyatina damga vurmus usta sair Ataol Behramoglu, ’Siir, Yasam ve Toplum Üzerine’ adli söylesisiyle Efeler halkiyla bulustu. Behramoglu’nun hayrani Aydinli gazeteci Kivanç Ugur’un sairin ’Tasra Kentlerinde Aksam Kederi’ adli siirini okumasiyla baslayan söyleside, Behramoglu kendi edebiyat serüvenini, siirin toplum ve yasamla ile olan etkilesimini bu alanlara yansimasini anlatti.
Usta sair, “Çok tesekkür ederim buraya geldiginiz için. Degerli Baskan Atay’a ayrica tesekkür ederim, sayin esiyle geldiler. Yasar Kemal’i 1960’li yillardan itibaren yakindan tanindim. Benim abim gibiydi. Yasar Kemal ile Istanbul’a geldigimde tanistik. Daha önce ‘Ince Mehmed’i okumustum. Sonraki kitaplarini da daha sonraki yillarda okudum. Ilk anim kendisiyle sudur; bana bütün kitaplarini imzaladi. Evime giderken koltugumda kitaplar troleybüs soförü kitaplara bakti onlar ne dedi, merak gösterdi. Gençlik yillarimdaki aklimla kitaplarin hepsini verdim ona. Birkaç gün sonra Yasar Abi ile karsilastik. Abi dedim soför ilgilendi. Verdin degil mi kitaplarin hepsini dedi.
Evet abi dedim. Bir daha imzalayip verdi bütün o kitaplari. O dönemde çikmis tüm kitaplari ikinci defa imzalanmis olarak kütüphanemde duruyor. Yasar abi tanidigim yazarlar arasinda tek çocuk diyebilecegim oydu. Nasil yani çocuk, yani lokmasini agzindan al ya neden öyle yaptin demez, fazla üstelemez. Iyilikle istesen verir. Yani tam bir çocuk ruhluydu ve büyük bir yazardi. Yasar Kemal’in Türkçe’yi kullanisi, betimlemeleri çok üstündür. Yani bir Rus edebiyati uzmani olarak kiyasladigimda Tolstoy ile yarisir ve bazen de üstündür.”
Maltepe Askeri Cezaevi’ndeki günlerini anlatan Behramoglu, “Bizim aydinlar genelde karamsar olur, ya biz buradan çikamayiz falan dedim ki adi mahkumlarin arasina gitmek için dilekçe verecegim Hüseyin Bas Cumhuriyet yazari kafasini kaldirdi dedi ki bizden adisini bulamazsin. Bizi Sagmalcilar Cezaevi’ne gönderdiler. Gönderirken kafamizi tirasladilar, zincire de vurdular öyle götürdüler. Bizi ayiracaklardi katiller kogusu, hirsizlar kogusu, tecavüzcüler kogusu En entelektüel kogus olan kaçakçilar kogusunda karar kirdilar. Bütün kaçakçilar kogusu sair oldugumu ögrendi bana sevdikleri için akrostis yazdirdilar. Esine, dostuna, karisina yazdirmak için kuyruga girdiler. Orada genç bir çocuk geldi bana karisina mektup yazdirdi. Arada satirlarda canim kelimelerini tekrar ettik. Iste o bir siirdi o halkin siiriydi. Yasam dedigimiz sey tuhaf sey ölümle sona eriyor. Dogru dürüst yasarsan, iyilikle yasarsan. Kurda kusa börtü böcege insana, ülkene, dünyaya dogru dürüst yasarsan ölümden korkmaya gerek yok. Burada siirn bize çok faydasi var. Dille, metaforlarla, dilsel uyumla bize yasamin yasanmaya deger oldugunu hissettirir ve daha çok insan oluruz. Bütün mesele bu” Ataol Behramoglu söylesisini kaleme aldigi birbirinden kiymetli siirlerini okuyarak noktaladi.
Saat 15.00’te gazeteci-yazar Sinan Akyüz, ’Bosna’da Savas’in Unutulan Çocuklari’ isimli söylesiyi gerçeklestirdi. Yazarlikta kendisi için iki kavramin çok önemli oldugunu söyleyen Akyüz, “Biri disiplin digeri sabir. Yani bize yillardir Amerikan filmlerinde hep bir adam gösterdiler. Gece elinde viski kadehi, üzerinde robdösambr ve amcamiz ilham bekliyor. Inanin su ana kadar yaklasik 20 kitap yazdim ve ilham denen sey bir varlik midir, disi midir, erkek midir bilmem. Ama disiplin ve sabri bilirim. Disiplin ve sabir önemlidir çünkü yazanin olmazsa olmaz kuralidir disiplin. Ben kendimi her gün iki yumurta veren tavuga benzetiyorum. Iki yumurtadan kastim da iki word sayfasi. Sabah kalkiyorum o disiplinle saat 8.30 gibi bilgisayarin basina oturuyorum aksam 6-7’ye kadar anca 2 sayfa yazabiliyorum. Gerçekten bu bir sistem, bu bir sabir isi. Yazarin uyanmasi demek karakterlerin uyanmasi demek. Yazarin ruhuna geçmeyen hiçbir sey okurun da ruhuna geçmiyor. Yazmak ögrenilir bir sey ama ayni zamanda Allah vergisi” diye konustu.
Söylesinin devaminda Bosna Savasi’nin acilarini tüm yönleriyle anlattigi Incir Kuslari ve Meyra kitaplarini anlatan yazar, “Kitaplarimi okuyanlar biliyorlar ki maalesef 92-95 yillari arasinda acimasiz bir savas yasandi Bosna’da, Avrupa’nin göbeginde, 20. yy’da. Bu hikâyeyi arastirmak için Bosna’ya bir düsünceyle gitmistim. Avrupa denen medeniyet gözümde çok büyüktü. Everest gibiydi, Agri Dagi gibiydi. Ama bu hikâyeyi gidip orada arastirdigim zaman gördüm ki Avrupa devletleri sadece kendi halklarina demokrat. Çünkü düsünün Bosna’da savas oldu ve bir halk sadece Müslüman oldugu için yok edildi. O kadar kadin tecavüze ugradi. Dogan çocuklar bu savasin unutulan, istenmeyen çocuklari oldu. Onlarin da hikâyesini dinledim ve kitaplarimda yazdim. Insanlar bana bazen; ‘Çok büyük dertlerim oldugunu saniyordum ama sizin kitaplarinizi okuyunca Bosna’daki zulmü okuyunca ne kadar simarik oldugumu ögrendim’ diyorlar. Yazmak farkli dünyalar açiyor. Farkliliklar çesitlilik ve zenginliktir” sözleriyle söylesisini noktaladi.
Saat 17.00’de Mavi Vatan doktrininin kurucusu Emekli Tümamiral Cihat Yayci, ’Cumhuriyet’in 100. Yilinda Mavi Vatan’ konulu söyleside konustu.
Efeler diyarinda bulunmaktan çok büyük bir onur duydugunu söyleyen Yayci, “Efeler Belediyesi’nin bu faaliyeti hakikaten Efeler’e yakisir bir faaliyet olmus sayin baskanim. Gerçekten aydinlik bir yüz, aydinlik bir belediye ve Aydin’a yakisir bir faaliyet. Ben denizciyim ve akademisyenim. Aydin, bu bölge Türk denizcilik tarihinde çok önemli bir yer tutar. Denizciligin temelleri Türk tarihinde Anadolu’da Aydinogullari, Mentese Beyligi tarafindan Çesme, Kusadasi gibi bu bölgede atilmistir ve bu bölgede gelisip var olmustur. Türk tarihi açisindan önemi de sudur; Bazilari Türk tarihini 1071 ile baslatirlar halbuki Türk tarihi bundan binlerce yil ötesine dayanir. Alparslan’in Anadolu’yu son kez Türklere yurt yapmasindan binlerce yil öncesinden itibaren Türkler Anadolu’ya yerlesmislerdir. Özellikle bu bölgede yerlesmislerdir bunun altini çizeyim. Aydin, Mugla ve Balikesir’de Türk kurganlari vardir. Biz bu topraklarin asil sahibiyiz. Biz gelip kimseyi topraklarindan etmedik. Biz zaten buradaydik bizi topraklarimizdan ettiler ama buradan sökemediler” diyerek bölgenin tarihi öneminden bahsetti.
Gelistirdigi Mavi Vatan doktrininden söz eden Emekli Tümamiral Yayci, “Ülkeler sadece karadan olusmaz ülkeler denizden de olusur. Yani ülke deyince sadece karayi düsünmeyin denizi de düsünün, denize sahip çikmak lazim. Devletler hukukunda tarif edildigi üzere ülke; kara, deniz ve hava ülkesinden olusuyor. Üstelik deniz ülkesi ekonomik olarak daha da ilerliyor. Jandarma, polis, belediyenin karada ne yetkisi varsa karasularinda da yetki aynidir. Mülki idarenin yetkisi karasularinda da devam eder. Ötesi de ülkenin ekonomik haklarinin oldugu alandir. Oranin ekonomisinden baska hiç kimse faydalanamaz. Kiyidas devlet faydalanir. Ortalama 200 mildir. Canli cansiz kaynaklari kullanma hakki sadece o ülkeye aittir. Petrolün yüzde 30’dan dogalgazin da yüzde 50’sinden fazlasi denizlerden çikiyor” diyerek doktrinin Türkiye için sagladigi ekonomik ve siyasi avantajlardan söz etti.
Konusmasinin devaminda Türkiye’nin Lozan’dan dogan haklarina vurgu yapan ve Dogu Akdeniz’deki gelismelerin bu perspektiften okunmasi gerektigini söyleyen Yayci, “Atatürk bu anlasmalar imzalanirken gelecekte dogacak haklari da ileri görüslülügü ile ihmal etmemis ve ona göre kaleme geçirilmesini saglamis. Dün 6 Ekim Istanbul’un kurtulus günüydü. Bana göre Istanbul’un Fatih’ten sonra ikinci Fatih’i Mustafa Kemal Atatürk’tür” diyerek konusmasini noktaladi.
Söylesilerin ardindan sahneye çikan Efeler Belediye Baskani Mehmet Fatih Atay, söylesi konuklarina tesekkür edip çiçek takdim etti.
1.Efeler Kitap Fuari 8 Ekim Pazar gününe kadar Pinarbasi Mesire Alani’nda devam edecek.
