'Suriye'de Bilinçli Temizlik Yürütülüyor'
Başbakan Ahmet Davutoğlu, "Rejim yanlısı olmayan bütün Suriyelilerin Suriye’den çıkarılması için çok bilinçli bir etnik temizlik yürümektedir” dedi.

Uluslararası toplumun acziyetinin sorumluluğunu Türkiye’nin üstüne yıkmaması gerektiğini anlatan Davutoğlu, şunları söyledi:
"Bu konuda bizim kimse tarafından ders ve nasihat almaya ihtiyacımız yok. Ders ve nasihat alacağımız yegane yer vicdanımızdır, tarihimiz, kültürümüzdür. 2 milyon 600 bin Suriyeliyi ağırlarken kimseye sormadık, şu an kapımızda olan 60 bin Suriyeliye de her türlü imkanı sınır ötesinde verirken, bütün aşını, korunma ve barınma imkanlarını da sağlarken de kimseye sormuyoruz. Yaptığımız şey şudur. Dünyanın da bunu fark etmesi açısından, gelmek isteyen Suriyelileri alırız ama birinci önceliğimiz Suriyelilerin, Suriye içindeki kamplarda barınmasını teminen yeni kamp kuruyoruz. Şu an 9 kampımız vardı ve bu kamp Rus uçakları tarafından bombalanmıştır. Sivil kamplardır. Rus bombardımanı altında bu insanlar yerlerini terk etmek zorunda kaldı. Yeni bir kamp kuruyoruz, Türkiye sınırına yakın bir yerde Suriye içinde. En önemlisi de Türkiye-Halep arasındaki insani lojistik koridor maalesef bu barbar güçler tarafından kapatılmıştır. Bu lojistik koridorun açılmaması halinde Halep’in içinde de Türkiye’ye gelme imkanı bulamayan binlerce Suriyelinin açlıkla karşı karşıya kalacağını da ifade etmek isterim. Biz her türlü imkanımızla Suriyeli kardeşlerimize yardım edeceğiz, ihtiyacı olanları alacağız ama nihai kertede bilinsin ki Türkiye sorumluluğun gereğini yapmaktadır. Sorumluluğunun gereğini yapmayanların da Türkiye’ye verebileceği hiçbir nasihat, söz yoktur. Bunun uluslararası toplum tarafından da artık görülmesini beklemek bizim hakkımızdır.”
SURİYE’DE BİLİNÇLİ ETNİK TEMİZLİK YÜRÜTÜLÜYOR
Son saldırı nedeniyle bir noktayı daha vurgulamak istediğini belirten Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: “Tabi sığınmacıları hepimiz kabul edeceğiz. Ama bu saldırıların bir amacı Suriye’de etnik bir temizlik yürütülmesidir. Rejim yanlısı olmayan bütün Suriyelilerin Suriye’den çıkarılması için çok bilinçli bir etnik temizlik yürümektedir. Orada olanlar hava bombardımanıyla öldürülüyor, kaçanlar Suriye dışına çıkarılıyor.
Dolayısıyla biz her kabul ettiğimiz mülteciyle aslında bir anlamda onların bu etnik temizlik hedefine de yardım etmiş gibi oluyoruz. Kabul edeceğiz mültecileri ama herkesin de bilmesi lazım ki bu Suriye’nin demografik yapısını, hele hele Türkiye sınır boylarında demografik dengenin değişmesini engellemeye dönük bir stratejiye hepimizin aynı ölçüde dikkatli davranması gerekir.”
TÜRKİYE-AB İLİŞKİLERİ
2002 yılından bu yana Türkiye-AB ilişkilerinde en ciddi mesafelerden birinin alındığı zirvelerden birinin olduğunu ifade eden Başbakan Davutoğlu, sözlerine şöyle devam etti:
“Herşeyden önce bu zirvenin yapılmış olması bile bizatihi büyük bir ümit oluşturdu ve yeni bir mekanizmayı ortaya çıkardı. Nitekim o günden bu yana daha sık bir araya geliyoruz. İnşallah Mayıs ayında da tekrar bir Türkiye-AB Zirvesinde bir arada olacağız. Bu zirve sadece mülteciler konusuyla ilgili değildir. Türkiye-AB ilişkilerini yeniden aktive etme ve yeniden hareketlendirme kavramlarıyla izah edilen tekrar canlandırmak fikrini taşıyordu. Bu canlandırmanın birkaç ayağı var. Türkiye-AB zirvelerinin düzenli yapılması, bu yapılıyor. İkinci önemli ayağı, Türkiye-AB arasındaki Şengen uygulamasıyla vize muafiyeti ve Geri Kabul Anlaşması’nın yapılmasıydı. Bu süreç de gayet sağlıklı bir şekilde ilerliyor. Üçüncüsü Gümrük Birliğinin daha kapsamlı şekilde ele alınması, özellikle TTIP’le ilgili gelişmeler sonrasında. Bu da son derece iyi seyrediyor.”
Burada kritik ve daha görünür olan konunun yeni fasılların açılması konusu olduğunu ifade eden Başbakan Davutoğlu, “Yeni fasılların açılmasının önünde engel teşkil eden blokajların kalkması için de birlikte çaba sarf ediyoruz. 17. fasıl açıldı. Şimdi bugün ele aldığımız şekliyle 23 ve 24. fasılların yasa dışı göçü içeren unsurları da içeriyor 24. fasıl, açılması için Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin yaptığı blokajların kaldırılması önem taşıyor” dedi.
2004 yılında müzakerelere başlama kararının Hollanda dönem başkanlığında alındığını Hollandalı mevkidaşı Mark Rutte’ye de ifade ettiğini söyleyen Davutoğlu, “Şimdi ümit ederiz ki Hollanda dönem başkanlığında birkaç faslı birden açarak ki açılabilecek fasıl var, Hollanda dönem başkanlığı yine tarihi bir dönüm noktası olur” dedi.
"KESİNLİKLE TÜRKİYE’YE YAPILAN BİR YARDIM DEĞİLDİR"
Basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Başbakan Davutoğlu, Türkiye-AB Eylem Planı’nda gündeme gelen 3 milyar Euro ile ilgili soruya, “Türkiye-AB Eylem Planı’nda gündeme gelen 3 milyar Euro kesinlikle Türkiye’ye yapılan bir yardım değildir. Bu Suriyeli mültecilere yapılan bir yardımdır. Yani bazı çevrelerde şöyle bir kanaat gördüğüm için bunu açıklamak istiyorum. Türkiye’ye 3 milyar Euro veriyoruz dolayısıyla artık bir tek mülteci dahi Avrupa’da gözükmesin. Türkiye 3 milyar Euro ile mülteci pazarlığı yapacak kadar insani vicdandan uzak bir ülke değildir. Kimseyle mültecilerin maliyetinin pazarlığını yapmadık, yapmayız. Bize sığınanların her türlü ihtiyacını karşılarız. Peki bu 3 milyar Euro nedir? Bu mültecilerin ortaya çıkardığı ekonomik maliyeti paylaşmak için AB’nin Türkiye’ye yaptığı bir tekliftir” yanıtını verdi.
3 milyar Euroluk yardımın Türkiye’ye değil doğrudan mültecilere yapıldığını kaydeden Davutoğlu, insani yardım olduğunu kaydetti.
Sınır şehitlerinde eğitimin gün boyu eğitimin Türk öğrencilere verildiğini ancak artık yarım gün Türk öğrencilere diğer yarısında ise Suriyeli öğrencilere verildiğini kaydeden Davutoğlu, bu yardımla bölgede okulların yapılmasına ve mültecilerin kendi öğretmenlerinden yardım almasını sağlayacağını kaydetti.
Davutoğlu, “AB Eylem planı mülteciler sorununda birlikte hareket etmek, mültecilere yardımcı olmak ve mültecileri istismar eden insan kaçakçılığına karşı mücadele edip düzensiz göçü, düzenli göç haline dönüştürecek hukuk tedbirleri almak. Bu ayaklar üzerinde Türkiye-AB eylem planı bundan sonra da yürüyecek” dedi.
“PYD, BÜTÜN BU SURİYE KRİZİ ESNASINDA SURİYE REJİMİ İLE İŞBİRLİĞİ YAPMIŞTIR”
Terörün insanlığa karşı uç olduğunu kaydeden Davutoğlu, “Terör kadar tehlikeli olan bir başka husus var ki, terör örgütleri arasında ayrım yapıp ‘Şu terör örgütü benim için zararlı değilse, bunu terör örgütü olarak saymayalım’ diyen tavır olacaktır. Eğer biz bütün insanlık, devletler terör örgütlerine karşı ortak tavır almazsak ve bize zarar vermeyen terör örgütlerini masum göstermeye çalışırsak bütün terör örgütlerine yardım etmiş gibi olumsuz bir sonuçlar karşılaşabiliriz. PKK, Türkiye için AB için ABD için terör örgütüdür. Türkiye’de Temmuz ayından bu yana 250’yi aşkın asker ve polisin, 150:’yi aşkın sivilin katledilmesine sebep olan terör eylemlerini gerçekleştirmiştir. Şimdi soru şu. PKK, terör örgütüyse PKK’nın uzantısı olan, eğitimini Kandil’de alan, Kandil’den yönetilen YPG, PYG terör örgütü mü değil mi? Eğer birisi YPG ve PYD’nin terör örgütü olmadığını söylüyorsa ye Ortadoğu’daki gerçeklikten ya Irak’tan, Sincar üzerinden Suriye’ye sağlanan destekten ya da Kandil’de eğitilen Suriyeli PYD’li teröristlerden habersiz demektir. Eğer birisi PKK terör örgütüdür YPG terör örgütü değildir diyorsa, eldeki bu istihbaratlara rağmen o zaman biz samimiyet sorgusu yaparız” açıklamasını yaptı.
11 Eylül olduğunda Türkiye’nin, ABD’nin yanında yer aldığını ve NATO operasyonlarının içinde yer aldığını ifade eden Davutoğlu, “NATO’nun bütün teröre karşı merkezi bir konumda Afganistan’da teröre karşı mücadeleye katkıda bulunduk. Şimdi bizim için açık ve tehdit mahiyeti taşıyan PKK’nın bir uzantısı olan YPG’nin terör örgütü olmadığı tezine savunmak teröre karşı verilecek mücadeleye en büyük darbeyi vurmak anlamına gelir. Çok açık bir şekilde bizim köklü stratejik ilişkilere sahip olduğumuz, stratejik müttefikimiz ABD’nin bu konudaki tutumumun netleşmesini beklemek bizim hakkımızdır. Buradan Washington’a da bütün dost ülkelere de seslenerek ifade ediyorum ki bugün Türkiye’ye zarar vermekle, başka ülkelere zarar vermediği için mazur görülen terör örgütleri bir müddet sonra en büyük zararı diğer ülkelere de verirler. Ayrıca PYD, bütün bu Suriye krizi esnasında Suriye rejimi ile işbirliği yapmıştır. Şuanda da Rusya ile işbirliği halinde Suriyeli sivillere saldırmakta ve İnsan Hakları Örgütlerinin raporlarına göre açık bir etnik kıyımlar Türkmen ve Arapların yoğun olduğu yerlerde bu nüfusu yerinden etmek gibi savaş suçu işlemektedir. Savaş suçu işlediğine dair de belgeler ortadadır. Terör irtibatları ortada, savaş suçu işlediğine dair belgeler ortadayken müttefikimizden bizim bu konuda açık ve net tavır beklemek hakkımızdır. Bu konuları hem kendileriyle görüşüyoruz hem de bugün de ele aldık Türkiye’ye dönük terör tehdidi karşısında” ifadelerini kullandı.
“TÜRKİYE’YE DÖNÜK BİR TEHDİT OLDUĞUNDA SURİYE’DEKİ TERÖR ODAKLARINA DÖNÜK AYNI TEDBİRLERİ ALIRIZ”
Davutoğlu, açıklamasını şu şekilde sürdürdü:
“Şu bilinsin ki teröre karşı Türkiye içinde verdiğimiz mücadeleye eğer Suriye’den de bir destek geliyorsa ki geliyor, Türkiye’ye dönük bir tehdit olduğunda biz Irak’a dönük aldığımız tedbirler, Kandil’e dönük adlığımız tedbirler neyse Suriye’deki terör odaklarına dönük aynı tedbirleri alırız. Türkiye’ye saldırı düzenlediği için DAEŞ mevzileri nasıl koalisyon uçaklarıyla vurduysak ve Türkiye sınırı boyundaki DAEŞ mevzilerini top atışları ile nasıl hedef aldıysak, Türkiye’yi hedef alan her terör örgütüne de aynı muameleyi gösteririz. Dostlarımızdan da bizim yanımızda, terör örgütlerinin karşısında olmalarını bekleriz.
İnsan haklarını dünyanın her yerinde başımız dik bir şekilde konuşuruz. Türkiye, son 1 yıl içinde 2 demokratik seçimi basın özgürlüğünün tam uygulandığı bir ortamda gerçekleştirmiştir. Terörün hemen yakınındaki ve iki çökmüş devlet yapısının olduğu komşu ülkelere rağmen demokratik hukuk devleti özelliklerini korumuştur. Dünyanın her yerinde insan haklarını sadece konuşmaz, sonuna kadar savunur, insan hakları konusunda herhangi bir yanlış uygulama varsa her yerde ona da karşı çıkarız.”
