Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç Diyarbakır'da (4)

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, "17 Aralık'tan sonra halkımız, hükümetimizi ve sayın başbakanımızı daha çok sahipleniyor. Ona inanılmaz derecede daha çok bağlılık ve sevgi gösteriyor" dedi.

Başbakan Yardımcısı Arınç, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker ile Diyarbakır'da basın mensuplarının gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.
Arınç, tutukluluk süresinin 5 yıl ile sınırlanmasının bir ihtiyaç olduğunu, geçmişte de zaman zaman bu ihtiyacın giderilmesi gerektiği yönünde açıklamalar yaptığını hatırlattı.
Yargılamanın kısa olması gerektiğini, geç gelen adaletin adalet olamayacağını vurgulayan Arınç, adil yargılanma yapılarak en kısa sürede kararın verilmesi gerektiğini işaret etti.
Ancak Türkiye'de özellikle özel yetkili mahkemelerde çok sanıklı davalar olması, davaların birleşmiş olması gibi sebeplerle 7'nci senesinde bile bitmeyen davalar bulunduğunu anlatan Arınç, şöyle devam etti:
"Hatta Yargıtay'a gidip geldiği için 10 seneden beri kesinleşmeyen davalar var. 5 yılı doldurmuş olanların hangi suçu işlemiş olmasına bakılmaksızın tahliye kararı verilmesi lazım. Yoksa 'şu şu davalar istisna, bu davalar istisna' derseniz, o zaman kişiye özel bir hüküm çıkarmış olursunuz. '5 yılı dolduran şu davadan bu davadan çıksın' diye bir hüküm koyamayız. Mecliste de sordular, her yerde söyledik. KCK davası denilen davadan tutuklular varsa mutlaka onlar da çıkmalıdır, çıkacaktır. Bu kanun bunun için getirilmiştir. Yoksa 'ona değdi, buna değmedi' diye bir hüküm koyamazsınız."
- "Kısa sürede karar vermeyince beğenmediğin suçlular da dışarı çıkabilir"
Arınç, adaletten beklentilerinin kısa sürede karar vermeleri olduğunu dile getirerek, şunları kaydetti:
"Kısa sürede karar vermeyince beğenmediğin suçlular da dışarı çıkabilir. Çocuğunu kesmiş olanlar da ırz düşmanları da çıkar, esrar satıcıları da çıkar. Yani suçları birbirinden ayırmanız mümkün olmaz. Genel bir hüküm koyuyorsunuz, Şimdi Ergenekon davasından çıkanlar oldu. Sizin tabirinizle söyleyeyim KCK'e davasından da çıkmak isteyenlere red kararı verdiler. Daha önce bunu yaşadık biz. Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuranlar çıktı, başvurmayanlara red kararı verildi.

O zaman 'Bu yanlıştır, Anayasa Mahkemesi'nin kararı emsal olmalıdır, aynı durumda olan herkes için de uygulanmalıdır' dedik. 5 BDP'li milletvekili içerideydi,süratle müracaat ettiler, aynı gün karar verildi.

O güne kadar da gelmemeliydi."
- "Hukukta böyle bir ihtimal ve gerekçe olamaz"
"Bu tür şeylerin menfi propagandası ve bunun üzerinden siyaset yapmaya kalkanlar, ülkeyi gerdirmek isteyenler oluyor" diyen Arınç, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Hatta telafüz etmekten çekiyorum; 'Türkler çıkıyor, Kürtler içeride kalıyor' gibi çok çirkin, çok yanlış bazı eleştiriler yapılıyor. Bunu siyaset zannedenler de maalesef konuşuyorlar. Hayır, böyle bir ayrımcılığa müsaade etmeyiz. Dolayısıyla 'şunlar şunlar çıktı' diye hayıflanabilirsiniz ama hüküm böyle. Peki onlar çıkıyor da Diyarbakır'daki bir mahkeme müracaat üzerine böyle bir karar verebiliyor; 'Bu adamın yaşı gençtir, dışarı çıktığı takdirde dağa gitme ihtimali vardır.' Hukukta böyle bir ihtimal yok, hukukta böyle bir ihtimal ve gerekçe olamaz. Buna dayanarak, bir mahkeme tahliye talebinin reddini isteyemez. Bu yanlış bir karardır huzurlarınızda ifade ediyorum. Bu yanlışlıktan da mutlaka dönülecektir. Tahliye talebinin reddi konusunda kanun bazı imkanlar vermiştir ama böyle bir gerekçe yoktur."
- "Hastalık sebebiyle tutukluluk ve hükümlülüğe ara vermek lazım"
Arınç, tahliye olan BDP milletvekillerini ziyareti sırasında kendisine cezaevinde aşırı hasta olanlar ve ölümcül hastalığa yakalanların bulunduğunun iletildiğini söyledi.

"Hastalık sebebiyle tutukluluk ve hükümlülüğe ara vermek lazım. Kanun bunu getirmiş, bu kanunu da biz yapmışız" diyen Arınç, "Dolayısıyla orada hastalık sebebiyle tahliye talep eden hükümlü ve tutuklulardan bazıları için şöyle bir gerekçe çıkmış. 'Bunlar dışarı çıkabilir ama bunlar dışarı çıktıktan sonra kendileri istemezse bile halktan bazı tepkiler olabilir' Türkiye'de bir hukuk devleti varsa, hukuk egemen olan bir ülkede hukukun geçerli olması lazım. Bu gerekçeleri doğrusu ben hukuki bulmuyorum" ifadelerini kullandı.
- "Süreleri hesaplarken de mahkemeler dikkatli olmak zorundadır"
"Dolayısıyla avukat arkadaşlarımız meselenin üzerine hukuk açısından gitsinler. Emin olun o mahkemeler eğer şartları oluşmuşsa, 5 yıllık tutukluk süresi vesaire... O sebeple tahliye kararı vereceklerdir" diyen Arınç, şöyle devam etti:
"Yargıtay'ın bir içtihadı var. Tutukluluk süresi farklı şeydir. Hüküm verildiği zaman artık tutululuk kesilmiş olur, hükümlülük başlar. Dolayısıyla o süreleri hesaplarken de mahkemeler dikkatli olmak zorundadır. Bu söylediklerimi herkes belki anlamayabilir ama kesin olan şudur ki; tutuklulukta 5 yılı doldurmuş herkes işlemiş olduğu suça bakılmaksızın tahliye edilmek mecburiyetinde, bizim yazılı hukukumuz bunu emrediyor. Kaldı ki artık özel yetkili mahkemeler kalktı, yetkileri ve dosyaları ağır ceza mahkemelerine devredildi ve 15 gün içerisinde de gerekçe yazma mecburiyetleri geldi."
- "Nevruz'u şenlik olarak kutlayacağız"
Başbakan Yardımcısı Arınç, yaklaşan Nevruz bayramının anlamı gibi kutlanmasını dilediklerini belirterek, geçen yılki Nevruz da okunan ve Türkiye'ye ümit veren mesajdan çözüm sürecinin ne kadar güçlü devam edeceğinin işaretini aldıklarını söyledi.

"Artık silahlar sussun bundan sonra siyaset ve fikir konuşsun, silahlı guruplar Türkiye dışına çıksın' talimatı bence toplumda çok olumlu karşılandı" ifadesini kullanan Arınç, şöyle dedi:
"Ümit ediyorum ki biz şüphesiz Nevruz'u şenlik olarak kutlayacağız. Biz hükümet olarak tabi ki dostluk, esenlik, kardeşlik ve çözüm sürecinin daha çok desteklendiği, güçlendiği mesajını vereceğiz. Ama başkaları da bu yolda mesaj verecek olursa bu toplumdaki birlikteliği inşallah çok daha güçlendirir diye ümit ediyorum. Diyarbakır meydanında toplanacak on binlerce insanın çözüm sürecine destek verdiğini ifade etmesini hem de Türkiye içerisinde bir huzur ve güvenliğin, dostluğun ve kardeşliğin yeniden ortaya çıktığına şahitlik etmesini dilerim."
- "Seninle birlikteyim' demek için meydanları 2-3 misli dolduruyor"
AK Parti'nin mitinglerine büyük katılım olduğunu işaret eden Arınç, "17 Aralık'tan sonra halkımız, hükümetimizi ve sayın başbakanımızı halkımızı daha çok sahipleniyor, ona inanılmaz derecede daha çok bağlılık ve sevgi gösteriyor" şeklinde konuştu.

Malatya'da bugüne kadar çok sayıda mitinge katıldığını ancak son mitinge katılımın diğerlerine oranla 2-3 kat daha fazla olduğunu vurgulayan Arınç, şunları kaydetti:
"Ben de konuşma yaptım, yukarıdan bakma imkanım oldu. Göz alabildiğine kum tanesi gibi insan seli... Emniyetin bize verdiği rakam, 110 bin civarındaydı. Ondan önce Elazığ mitingine katıldım 40-42 bin civarında müthiş bir kalabalık vardı. Dün Bilecek'in ilçelerindeydim bugüne kadar görmediğim ilgi oldu. Doğuda da, batıda da, kuzeyde de, güneyde de büyük bir ilgi var. Bu bizim milletimizin haksızlığa karşı, iftiraya karşı, mağduriyete karşı insanımıza sahip çıkmasıdır."
Halkın, başbakanının hizmetlerini bildiğini ve ona atılan iftiraların tutmayacağını düşündüğünü belirten Arınç, şöyle devam etti:
"Mademki sana böyle kendi içimizden de bazı iftiralar yapılmaya başlandı, seni seviyorum, arkandayım, seninle birlikteyim' demek için meydanları 2-3 misli dolduruyor. Bu Diyarbakır'da da böyle olacak. Her akşam 2-3 tane teyp kasetini konuştursalar da, montajlara devam etseler de halk bunları elinin tersiyle itiyor, hiçbirisine itibar etmiyor."
- Yerel medyaya 350 milyon lira
Bir gazetecinin yerel gazetelerin durumuna ilişkin sorusu üzerine Arınç, yerel medyanın güçlendirilmesini çok arzu ettiklerini ve bunun için çok şey yaptıklarını söyledi.

Geçen yıl 250 milyon lira yerel medyaya ilan ve reklam geliri sağladıklarını belirten Arınç, bu yıl ise 350 milyon lira vereceklerini kaydetti.

Başbakan Yardımcısı Arınç, şöyle dedi:
"Türkiye'de çok sayıda gazete çıkıyor ancak büyük kısmı ilan ve reklam almak için çıkıyor. Allah aşkına bunlar kaç tane satıyor? Bayide 200 tane satıyor gibi gösteriliyor. İlan ve reklam vereceğim gazetenin tirajını merak etmeyeyim mi? Patronun yanında sekreter, şoför olarak çalışan aynı zamanda gazete çalışanı olarak gösteriliyor. Biz enayi değiliz arkadaşlar. İlan ve reklam için çıkan gazetenin, gazete olması lazım. Bakıyoruz 20 gazete var, 10 tanesinin patronu 2 kişi."
- "Bunlarla ilgili hukuki girişimler kısmen devam ediyor, kısmen sonuçlanacak"
"Başbakan, mitinginde 'içi boş alim müsveddesi' dedi.

Siz buna inanıyor musunuz?" sorusu üzerine Arınç, Başbakan Erdoğan'ın mitinglerde ve başka yerlerdeki sözlerinin herkesin bilgisi dahilinde olduğunu ifade ederek, "Bunu kim için kimin için söylemiştir bunu herkes biliyor. Herkesin de bildiğini düşünüyorum. Yani bu söylediğiniz kelime doğrudan doğruya hocaefendinin şahsına mıdır? Nerede, ne zaman, nasıl konuştuğunu kayıtlardan bulup çıkarabilirsiniz. Benim hocaefendi ile ilgili kanaatimi geçmişte de bugün söylüyorum, Bunları da herkes biliyor, bana şimdi yorum yaptırmayın" diye konuştu.

"Bildiğim tek şey maalesef cemaatin içerisinde bazı kişiler, bazı kişiler diyorum; bu cemaate mensubiyetlerini iddia ettikleri halde hükümetimize karşı hiç beklemediğimiz, hiç tahmin etmediğimiz bir itibarsızlaştırma ve hükümeti düşürme operasyonunun oyuncağı olmuşlar. Bunlar kimdir? Biliyoruz, tek tek ortaya çıkarıyoruz. Bunlarla ilgili hukuki girişimler kısmen devam ediyor, kısmen sonuçlanacak" diyen Arınç, konuşmasında şunları söyledi:
"Dolayısıyla koskoca bir cemaati, o cemaatin içerisindeki binlerce, on binlerce masum insanı işleri sadece hizmet olan ahlaklı dürüst, namuslu, bu memleketin ter temiz insanlarını kast etmiyoruz. Onlara mensubiyet iddia eden şu veya bu kurum içerisinde görevini kötüye kullanan ve hatta yolsuzluk yapan ve hatta hükümeti devirmeyi kendisine görev bilmiş bir organizasyonu kastediyoruz. Bunlar kimlerdir, ne yapmışlardır? Seçimden sonra her şey ortaya çıkacak. Dolayısıyla sözlerimizin başta hocaefendi olmak üzere cemaatin bütününü kapsamadığını herkesin bilmesi lazım."
Bu işleri yapanların yargının ve emniyetin içerisinde de başka bir kurumun içerisinde de olabileceğini vurgulayan Arınç, "Konuşulanlar bir zincir dahilinde verilen görevleri yapmakla yükümlü hukukun, kanunların amirlerinin kendilerine verdiği görevi bir kenara itip, insanlara karşı eylem yapan ve tek amacı hükümeti düşürmek olan bir organizasyonla ilgilidir. Sizlerin de bu anlamda düşünmenizi tavsiye ediyorum" şeklinde konuştu.

- "Hem suçtur, hem ahlak dışı bir olaydır"
Van'da seçim çalışması yapan Hüda-Par'lılara BDP'li bir grup tarafından saldırı yapıldığına ilişkin soru üzerine Arınç, şunları söyledi:
"Tüm partiler gibi onların da siyaset yapma, propaganda yapma ve bir siyasi parti olarak Türkiye'de faaliyet gösterme hakkı var. AK Parti'nin ne kadar varsa onlarında var, hepimizin de var. Bunlara yönelik hiçbir tehdidi, şantajı, taşlı ya da sözlü saldırıya tasvip etmeyiz . Onlara yapılmış her saldırıyı, bize yapılmış sayarız."
Bir gazetecinin, "Çözüm süreci zarar görür diye mi? Açıklama yapılmıyor" demesi üzerine Arınç, sözlerini şöyle tamamladı:
"Bunu açık yüreklilikle söylüyorum; hükümet adına konuşuyorum. BDP'den gelsin, SDP'den gelsin, DTP'den gelsin, kimden gelirse gelsin, insanların siyasal haklarını engellemeye teşebbüs etmek hem suçtur, hem ahlak dışı bir olaydır. Bunun içine o partiyi koyun, bunun içine bu partiyi koyun daha ne diyeyim. Bundan daha açık konuşulur mu güzel kardeşim."
(Bitti)
Kaynak: AA