Tepav'ın raporunda Avrupa daralıyor,etkilenmemiz normal görüşü öne çıktı
TEPAV'ın "Eksen kaydı" notuna TİM'den karşı rapor geldi.

"BAHSEDİLEN DÖNEM KRİZ SONRASI DÖNEM DEĞİL"
Raporda, "2007-2008 döneminde rekor kıran dünya dış ticaret hacmi küresel mali kriz ile büyük bir darbe almış ve 2009 yılında dolar bazında nominal olarak yüzde 23 civarında daralmıştır. 2009 yılında Almanya’nın ihracatı %24.9, Japonya’nın ihracatı %25.8, Brezilya’nın ihracatı %22.7, Çin’in ihracatı %16 gerilemiştir. Türkiye’nin ihracatı ise %22.6 oranında düşmüştür. Mevcut gelişmeler ışığında dünya ticaretinin, 2009 yılında yaşanan daralmadan önceki düzeyine çıkışı 2012 yılında olacaktır. Dolayısı ile TEPAV çalışmasında belirtildiği gibi Ekim 2009-Mart 2010 dönemini 'kriz sonrası dönem' olarak adlandırmak doğru değildir. Hele ki; Avrupa’da yaşanan borç krizinin en şiddetli olduğu 2010’un ilk yarısı için 'kriz sonrası' ifadesi son derece iyimser bir yaklaşımdır" denildi.
"AVRUPA DARALIYOR, ETKİLENMEMİZ NORMAL"
TEPAV'ın notunda zamanlama boyutunda göze çarpan başka bir eksikliğin de çok kısa vadeli veriler ile istatistiksel analiz yapmanın hatalı sonuçlar vermesi olduğunun belirtildiği raporda, şu ifadeler de yer aldı: Sadece dış ticarette değil, hemen hemen bütün ekonomik verilerde bir ya da birkaç aydaki değişim yerine uzun vadeli değişimleri izlemek daha objektif yorum yapabilmemizi sağlar.
Avrupa’da talebin hâlâ cansız olması nedeniyle ithalatın zayıf seyretmesinin yanı sıra, eurodaki değer kaybı nedeniyle dolar bazında ihracatın düşük kalması Türkiye ihracatını olumsuz etkilemektedir. İşte bu durum, uygulanmakta olan ihracatta bölgesel çeşitlendirme çalışmalarının gerekliliğini bir kez daha ortaya koymaktadır.
Avrupa Birliği'nin, şu ana dek Türkiye’nin en büyük pazarı olduğuna dikkat çekilen raporda, AB ekonomisindeki daralma-durgunluk ve ithalatının gerilemesine neden olan benzeri ekonomik gelişmelerin, doğrudan Türkiye’nin ihracatını azaltıcı etkiye sahip olabileceği, nitekim 2009 yılında yaşananın da bu olduğu anlatıldı.
Ancak, AB’nin toplam ihracattaki payının gerilemesinin, bu bölgeye yapılan ihracatın da gerilediği anlamına gelmediği, 2007 ve 2008 yıllarında ihracatta AB’nin payı gerilerken her iki yılda da bölgeye yapılan Türk ihracatının arttığı anlatıldı.
Diğer taraftan demir-çelik, demir çelikten eşya, alüminyum ve alüminyumdan eşya, mineral yakıtlar ihracatında görülen gerilemede emtia fiyatlarında yaşanan düşüşün payının da göz önüne alınması gerektiği ifade edildi.
"GEÇ DE OLSA DOĞRUYU YAPIYORUZ"
Raporla ilgili değerlendirme yapan TİM'in açıklamaları şöyle oldu: Türkiye’nin ihracat artış performansı, AB’nin ithalat artışından daha düşük değildir. Son iki ayda ihracat performansımızdaki nispi iyileşmeye rağmen, TEPAV’ın yaptığının aksine, kısa vadede yanlış sonuç verebilecek bu değerlenmeden özellikle kaçınmalıyız.
Dış ticaret verilerinin dolar ile ifade edilmesi ve söz konusu dönemde doların euroya karşı güçlenmesi, AB’ye yapılan ihracatımızdaki gerilemenin sebepleri arasında muhasebe faktörlerinin de bulunduğunu göstermektedir. Nitekim AB’ye ihracatımızda euro bazında gerileme %21.6 iken, dolar bazında gerileme %25.9’dur.
TÜİK verilerine göre Mayıs ayında AB’ye ihracat artışı yüzde 20 olurken, diğer Avrupa ülkelerine olan ihracatımız geçen yıla göre yüzde 139; Güney Amerika’ya yüzde 172; Kuzey Amerika’ya %47.3 artmıştır. Çin’e yapılan ihracattaki artış oranı ise yüzde 120’dir.
Acaba Türkiye, Avrupa kriz içindeyken, bu konuda eleştiri almamak için diğer bölgelere ihracatını artırmamalı mıydı? Hayır; bu konuda ülke olarak doğru yoldayız. Uzun süre önce yapmaya başlamış olmamız gereken şeyi son zamanlarda yapıyoruz.
"KUR NEDENİYLE ASIL ETKİLENME İTHALATTA OLDU"
Durum bu iken mantık, üretimin talebin daralmadığı bölgelere yönlendirilmesini gerektirir. Türkiye de öyle yapmıştır. Irak, Suriye, Mısır, Cezayir, Libya’ya ek ticaret heyetleri düzenlendi ve bu ülkelere ihracatımız 10 milyar dolara yakın artış göstermiştir. Sadece bunlar değil, geçen yıl 86 ülkeye ihracatımız artmıştır. Bu ülkelerin tamamına yakını Afrika ve Orta-Doğu bölgesinde yer almaktadır.
Bu yapılmamış olsaydı toplam ihracatımız 102.2 milyar dolar değil, büyük olasılıkla 95 milyar dolar düzeyinde kalacak, işsizlik oranı daha da yükselecek, sanayi üretimi daha fazla gerileyecekti.
TEPAV raporunda döviz kuruna yönelik eleştirilere atıf yapılmakta ve para birimleri değerlenmesine rağmen bazı ülkelerin (Çin, Endonezya ve Singapur) AB’deki pazar paylarının arttığı söylenmektedir.
Üç ülkenin de AB’ye ihracatında gerileme vardır. Türkiye ile bu ülkeler arasındaki fark, Türkiye’nin AB’ye ihracatındaki gerilemenin bir miktar daha yüksek oluşudur. Zira Türkiye’nin AB ithalatından aldığı paydaki gerileme sadece ONBİNDE 4’tür (%1.14’ten %1.10’a düşmüştür).
Karşı taraftan, döviz kurundaki değerlenmeyi sadece ihracat açısından değil, ithalat açısından da incelemek gerekir. Raporda adı geçen bazı ülkelerin ithalatlarındaki artışın, ihracatlarındaki artışın çok daha üzerinde olduğunu göz ardı etmemek gerekir.
Sonuç olarak, Türkiye’nin Orta-Doğu ve Afrika pazarlarına yönelmesi ekonomik anlamda bir eksen kayması değil yörünge genişlemesidir.
TEPAV: AB'DEN DİĞER PAZARLARA EKSEN KAYMASI YAŞANIYOR
TEPAV'ın geçen günlerde yayımlanan politika notunda, ihracatın bölgesel dağılımında 2008-2009 arasında AB`nin payının yüzde 48’den yüzde 46’ya düşerken, Orta Doğu, Asya ve Kuzey Afrika`ya yapılan ihracat payının artmış olmasına dikkat çekilmişti. Notta konuya ilişkin olarak şu ifadelere yer verilmişti: “Bu dağılımdaki değişmenin nedenlerinden biri dünya ticareti içinde AB pazarının payının düşmesi ve AB pazarındaki daralmaya politika tepkisi olarak Hükümet’in ihracat pazarlarının çeşitlendirilmesi yönündeki faaliyetleridir. Üzerinde hak ettiği kadar fazla durulmayan bir başka etken ise çok uluslu şirketlerin ya da bu şirketlerle iş yapan yerli firmaların uzmanlaşma stratejilerindeki değişim sonucunda üretimlerini AB pazarından diğer pazarlara kaydırmalarıdır. Bu açıdan, küreselleşme sürecinde yeniden tanımlanan şirket stratejileri sonucunda AB`den diğer pazarlara doğru bir eksen kaymasının yaşandığından da söz edilebilir.”
