Elazığ'daki Depremin ardırdan...

TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Mersin İl Temsilcisi Erkan Demir, Elazığ'daki depremin, 'orta büyüklükte' olmasına karşın önemli bir can kaybı ve maddi zarara yol açtığını belirterek, 'Deprem zararları öncelikle toplumsal gelişmişliğin bir ölçütüdür gerçekliğinden hareketle, bu büyüklükte bir depremin yol açtığı tablonun gerçek sorumlusunun sos

TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Mersin İl Temsilcisi Erkan Demir, Elazığ'daki depremin, 'orta büyüklükte' olmasına karşın önemli bir can kaybı ve maddi zarara yol açtığını belirterek, "Deprem zararları öncelikle toplumsal gelişmişliğin bir ölçütüdür gerçekliğinden hareketle, bu büyüklükte bir depremin yol açtığı tablonun gerçek sorumlusunun sosyo-ekonomik çarpıklıklar olduğu anlaşılmaktadır" dedi.

Demir, yaptığı yazılı açıklamada, Elazığ'da dün meydana gelen 5,9 büyüklüğündeki depremde 51 kişinin öldüğünü, çok sayıda kişinin yaralandığını ve önemli maddi hasar meydana geldiğini hatırlatarak, "Deprem bölgesinden alınan ilk bilgilere dayalı değerlendirmeler, merkez üssünün Doğu Anadolu Fayı'nın (DAF) Palu-Bingöl arasındaki bölümünde yer aldığını göstermektedir. Bu alanda, jeodinamik özellikler karmaşık bir tektonik yapının gelişmesine sebep olmakta ve Doğu Anadolu Fayı tek bir çizgisellik göstermemektedir. Bingöl-Karlıova'dan başlayan ve 580 kilometre uzunluğu boyunca Antakya'ya doğru uzanan Doğu Anadolu Fayı, 7 ve 7'den büyük deprem üretme potansiyeli sebebiyle, üzerindeki kentsel ve kırsal yerleşimler için tarih boyunca risk faktörü olmuştur. Jeoloji bilimi bu riskin gelecekte de devam edeceğini bizlere söylemekte, başta merkezi ve yerel yönetimler olmak üzere tüm toplumu depreme daha hazırlıklı olma konusunda uyarmaktadır" diye konuştu.
Bugün bilim ve teknolojinin, depremleri engellemeyi başaramasa da önceden uygulanacak zarar azaltma politikalarıyla bir doğa olayı olan depremin afete dönüşmesinin engellenebileceğini ifade eden Demir, "Meydana gelen bu deprem, büyüklük açısından 'orta büyüklükte' olmasına karşın önemli bir can kaybı ve maddi zarara yol açmıştır. Deprem zararları öncelikle toplumsal gelişmişliğin bir ölçütüdür gerçekliğinden hareketle, bu büyüklükte bir depremin yol açtığı tablonun gerçek sorumlusunun sosyo-ekonomik çarpıklıklar olduğu anlaşılmaktadır. Diğer yandan mevcut deprem yönetim sistemimizin temel kurgusunda hala zarar azaltma mekanizmalarının yer almaması, sistemin deprem sonrası afetzede geçici ve kalıcı iskanı, maddi yardım ve borç erteleme gibi yara sarma ve yeniden yapılanma fonksiyonlarına odaklanması zararın artmasına sebep olmaktadır. Genelde afet, özelde deprem hafızası kaybolmuş, deprem sicili her depremde hızla kabaran, Deprem Şurası, Ulusal Deprem Konseyi raporlarının bakanlıkların tozlu raflarında unutulduğu ülkemizde, deprem yönetiminde ivedilikle yeni bir yapılanmaya gidilmesi bir zorunluluktur" şeklinde konuştu.

Bu olumsuz tablonun bir daha yaşanmaması için de önerilerde bulunan Demir, şöyle devam etti: "Tüm toplumu kapsayacak, kriz ve risk yönetimini bütünlüklü, çağdaş, güçlü ve etkin bir afet yönetim sistemi bir an önce oluşturulmalı. Gerek kurumsal gerekse mevzuat alanında dağınıklılık ve yetersizliği giderecek düzenlemeler yapılmalı. Kentsel ve kırsal yerleşim alanlarında jeolojik risk faktörlerine dayalı planlama anlayışı geliştirilmeli. Ülkemizin jeolojik gerçekliğine uygun bir deprem stratejik planını
hazırlanarak devlet politikası olarak benimsenmeli."