Başbakan Yardımcısı Arınç'ın Basın Toplantısı...(3)

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Anayasa değişikliğini her şart altında düşünebileceklerini ama bugün bu noktada verilmiş bir karar olmadığını söyledi

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Anayasa değişikliğini her şart altında düşünebileceklerini ama bugün bu noktada verilmiş bir karar olmadığını söyledi. Arınç, Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner'in tarikatlarla ilgili soruşturma yaptığı için tutuklanmadığını hatırlatarak, "Başsavcıya izafe edilen suç Ergenekon örgütü üyesi olmak, tehdit ve buna benzer adi suçlardır" dedi.
Arınç, Meclis'te düzenlediği basın toplantısının sonunda gazetecilerin sorularını cevapladı. Arınç, bundan sonra yargı reformu konusunda nasıl bir yol haritası izleyeceklerinin sorulması üzerine TBMM'nin yasama organı olduğunu hatırlatarak bu yetkinin kullanılmasına kimsenin müdahale etmemesi gerektiğini belirtti. Meclis'te Anayasa değişliliklerinin geçmiş dönemlerde fazlasıyla yapıldığını vurgulayan Arınç, Anayasa'nın 60'tan fazla maddesinin değiştiğini, hatta bazı maddelerin ilga edildiğini anlattı.
Arınç, "Hukuk ve mantık açısından Anayasa değişlilikleri yapılabilir. Nitelikli çoğunluk ve buna bağlı referandum yolu her zaman için geçerli olabilir" dedi.
Türkiye'de yargı reformunun mutlaka gerçekleştirilmesini düşünen bir siyasi düşünceye sahip olduklarını ifade eden Arınç şöyle konuştu:
"Zaten yüksek yargının her birisi de kendi içinde bazı ihtiyaçlar gözetiyor ama birbiriyle çelişen düşünceler ifade ediyorlar. Çağdaş batı ülkelerinde olduğu gibi ve AB'nin hukuk ve demokrasi standartlarıyla uyuşabilecek bir Anayasa değişikliği, bunun için de yargı reformu elbette olabilir. Bunun için parlamentomuzda her zaman 184 milletvekilinin teklifiyle ve nitelikli çoğunluğa ulaşmak suretiyle bir değişiklik, matematik olarak da mantık olarak mümkündür. Biz bu konuda hem içerdeki nitelikli çoğunluk
hem de toplumsal ve siyasal mutabakat açısından neler beklediğimizi her zaman açıkladık. Bu konudaki düşüncemiz bellidir."
Parlamento içindeki tüm siyasi partilerin temsilcilerinin bir araya gelerek 'bu durum karşısında şunların şunların mutlaka yapılması gerekiyor, bu hem yasamaya, hem yürütmeye, Anayasa ile tanınan görev ve yetkileri ihlal anlamına geliyor, Meclisimiz bu duruma el koymalıdır' diyebilmesinin çok olumlu bir tavır olacağını düşündüğünü söyleyen Arınç, geçmişte TBMM'nin, kendisinin yasama faaliyetlerine müdahale edilmesi karşılığında, iktidar ve muhalefetle bir işbirliğini gerçekleştiremediğini dile getirdi.
Arınç şunları kaydetti:
"Gönül isterdi ki demokrasimiz adına Meclisimize sahip çıkmak adına tüm siyasi partiler ortak bir tavır gösterebilse, Meclisimizin hukukunu muhafaza edebilse çok iyi olacaktı. Çünkü Meclis, milli iradenin temsil edildiği yerdir, demokrasinin kalbidir. Demokrasinin kalbi yaralanıyorsa, bundan bütün Türkiye çok büyük zararlar görecektir. Şimdi de aynı noktadayız. Ama üzüntü veren olay onlarla bir araya gelmemek değil, bizden hemen önce basın toplantısı yapan ana muhalefet partisi liderinin söyledikleri ile
geçmişte buna benzer ifadeleri çokça tekrarlanmış olan diğer muhalefet partisinin liderlerinin sözleri, dünkü yüksek yargının açıklamaları ile neredeyse birebir örtüşmektedir. Bu çok talihsiz bir durumdur. Maalesef bazı cümleler, ana muhalefet ve muhalefet partisi liderinin sözleriyle üst üste gelebilecek şekilde örtüşüyorsa, bundan Türkiye demokrasisi adına sadece üzüntü duymak icap eder."
Anayasa değişikliği konusunda AK Parti olarak kendilerine düşen görev neyse, bunu Parlamento içindeki tüm partilerle tekrar görüşmek suretiyle uygun bir zemin ve zaman bulunabilirse, tamamen demokratik ve hukuk devleti ilkeleri içinde her şart altında yapmayı düşündüklerini kaydeden Arınç, "Ama bugün bu noktada verilmiş bir kararımız yoktur" dedi.

"HAKİM VE SAVCI BİRBİRİYLE UYUŞMUŞ VE CİDDİ DELİLLER OLDUĞUNA İNANMIŞ, SAYGI DUYULMALI"
'HSYK kararını yargıya müdahale olarak nitelendirdiniz. Erzincan Cumhuriyet Başsavcısının, tarikatlar ve cemaatlerle ilgili araştırma soruşturma yürütürken, bu şekilde görevden alınması, tutuklanması bu yargıya darbe değil midir?' sorusu üzerine Arınç şöyle konuştu:
"Çok güzel sordunuz ama bu kendi kabulünüz açısından çok doğru. Çünkü siz ve sizin televizyonunuz sürekli, Erzincan Cumhuriyet Başsavcısının bir tarikatla yaptığı soruşturma neticesinde böyle bir muameleye maruz kaldığını söylüyor. Oysa ki tutuklama müzekkeresinde ve buna karşı yapılan itirazı reddeden üç hakimden kurulu mahkemenin gerekçesinde, sayın başsavcıya izafe edilen suç, tarikatlarla ilgili yaptığı soruşturma değil, Ergenekon örgütü diye isimlendirilen bir örgütün üyesi olmak, tehdit ve buna
benzer adi suçlardır. Elbette her savcı cumhuriyet savcısıdır, cumhuriyetin savcısıdır. Milletimiz adına soruşturma yapar, kovuşturmaya giden süreçte yer alır. Ama bunu masum bir şekilde göstermek varken, bir de gerçek sebeplerini ortaya koymak gerekebilir. İşin içine biraz gözyaşı koymak bakımından da bu savcımızın çocuğunun çizgi filmlerinin bile alındığını, onun gözyaşları içinde babasını beklediğini söylemek de işin içerisine mizansenler koymaktır. Biz sayın başsavcının evinde veya işyerindeki
aramalarda ne ele geçirildiğini bilmiyoruz. Siz biliyor musunuz? Bunu sadece hakim ve savcı biliyor. Dolayısıyla bir yargı süreci içinde, hakim ve savcı, birbiriyle uyuşmuş ve ciddi deliler olduğuna inanmış, ağır cezalık bir suç olduğuna karar vermiş, bu delilleri karartma ve yok etme endişesi de taşımış ve böyle bir karar vermişse buna elbette tüm medyanın da tüm hukuk camiasının da saygı duyması gerekir. Hükümetin emriyle ve talimatıyla bu soruşturma yapılmıyor. Hükümetin emri ve talimatı ile bu
soruşturmayı yapanlar gözaltına alınmıyor. Erzincan ile ilgili olarak bildiğiniz gibi bazı soruşturma konuları da var. Bu konu da her gün medyada gündeme geliyor."
HSYK'nın görevlerinin kanunda çok açıkça belli edildiğini anlatan Arınç, HSYK'nın, bir savcının yetkilerini alabileceğini, bunun kanunda HSYK'ye tanınmış açık bir yetki olduğunu belirtti. Arınç, "Çünkü bu savcıları 250. maddeye uygun olarak görevlendiren de HSYK'dır. Ama orada yapılan soruşturmayı, o soruşturmada savcı ve hakimlerin ne yaptıklarını, bu yaptıklarının suç teşkil edip etmediğini tespit etmek ve bunlar hakkında suç duyurusunda bulunmak, HSYK'nın görevi değildir. İtiraz ettiğimiz bu konudur"
dedi.

"HSYK'NIN SAYGIDEĞER ÜYELERİ BU SORULARA CEVAP VERSİN"
Anayasa, CMK ve Ceza Kanunu'nun, 250. madde kapsamındaki suçları soruşturmak üzere cumhuriyet savcılarını görevlendirdiğini ifade eden Arınç, dört tane savcının, üzerlerindeki görevin kaldırılmasının ardında, bu yetkilerinin alınmasının ardında hangi sebeplerin yattığını sorarak, bugün bunu tartıştıklarını belirtti. HSYK'nın çok saygıdeğer üyelerinin mutlaka kendisini dinlediklerini kaydeden Arınç, "Madem böyle çok önemli bir karar aldılar. Onlara şu soruları sormayı, sizin bilgilerinize sunmayı çok
önemli buluyorum. Ey HSYK'nın beş tane saygıdeğer üyesi, yetkileri kaldırılan bu cumhuriyet başsavcı vekili ve cumhuriyet savcıları hakkında size ulaşan bir bilgi var mıdır? Biz biliyoruz ki yoktur. Çünkü böyle soruşturmayı yapma yetkisi, Adalet bakanlığı müfettişlerine aittir. Bir şikayet olmamış, bir soruşturma yapılmamış, soruşturma da sonuca bağlanmamıştır. Yani siz bu kararı alırken, elinizin altında bu savcıların görevlerini kötüye kullandıkları konusunda bir soruşturma raporuna dayanıyor musunuz,
eminim dayanmıyorsunuz."
HSYK'nın yargı kurulu olmadığını, idari bir kurul olduğunu vurgulayan Arınç, "İdari kurul olarak verdiğiniz kararlar da Anayasa gereği yargı denetimi dışında. Siz atamalara, nakillere bakarsanız, mazeretleri incelersiniz, Yargıtay üyelerini seçersiniz, ama bir yargı kurulu gibi bu mahkeme nasıl çalıştı, hangi kararı verdi, bu kararı verirken ne yaptı, bunları inceleme yetkiniz yok. Elinizde böyle bilgi ve belge var mıdır? Madem ki soruşturma gizlidir, bu soruşturma içindeki bilgi ve belgeler, hangi yetki
ve sıfatla sizin elinizin altında bulunmaktadır? Hangi yasal usullerle bunları temin ettiniz? Lütfen bunlara cevap veriniz. Sizin içinizden HSYK hakkında, geçmişte yapılan tartışmaları hatırlıyoruz. Bu tartışmalar henüz unutulmamışken, belleklerde çok iyi biçimde yaşıyorken siz 4 arkadaş hangi delil ve somut verilerle böyle bir kararı aldınız?" diye konuştu.
HSYK'nın, hakim ve savcıların yetkisini verebileceğini, görevlendirebileceğini, yeterli sebepler varsa bunları görevden alabileceğini ifade eden Arınç, "Ama Erzurum'daki başsavcının, Erzincan'daki cumhuriyet başsavcısı hakkında diyelim ki kaybolan silahlarla ilgili olarak, diyelim ki bir örgütle ilişkisinin tespit edilmesine yönelik olarak, diyelim ki birilerine tehdit ve baskı yaptığı şeklindeki tanıkların da beyanlarına dayandığı gazetelerde yazıyor. Bunlara dayalı inceleme yapılırken, bundan
rahatsızlık duyuluyor ve bu yetkilerin alınması cihetine gidiliyorsa, bu soruların yanıtının yarın değil bugün verilmesi lazım mutlaka" değerlendirmesini yaptı.
'Adalet Bakanı'nın Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı'nı araması yargıya müdahale değil mi?' sorusu üzerine Arınç, bir Adalet Bakanı'nın bir savcıyı ne amaçla aradığı konusunda basında yazılanlar dışında bilgisi bulunmadığını söyledi. Adalet Bakanlarının, Türkiye'nin bütün Cumhuriyet başsavcıları ile bütün savcılarıyla her zaman görüşebileceğini dile getiren Arınç, "Önemli olan bu görüşme sırasında onun yaptığı yargısal bir göreve müdahale edip etmediğidir, talimat verip vermediğidir. 'Şöyle yapma böyle yap'
diye bir telkinde bulunup bulunmadığıdır" dedi.
Erzincan Başsavcısı'nın bu iddiada bulunduğunun hatırlatılması üzerine ise Arınç, "Başsavcı bunu söyledi ve elinde bir tutanak olduğundan da bahsetti. Siz şimdi buradaki konuşmalara ilişkin bir tutanak tutmak isteseniz, buna kendinizden başka bir iki imza koymak ihtiyacını duymaz mısınız? Tutanak dediğiniz şey farklı kişiler tarafından imza altına alınmış belge sayılmaz mı? Yoksa kendi ifadenizin altına imza koyduğunuzda tutanak diye bir delil şekline sokabilir misiniz? Bu eğer bu bir delil olacaksa
soruşturmanın içerisinde vardır. Eğer bir savunma yapılmış ve savunmanın içine konulmuşsa, bu soruşturmayı yapan çevreler de bunu bilmektedir. Ben hükümetimiz adına rahatlıkla şunu söyleyebilirim. Elbette yargıya müdahale sayılabilecek hiçbir eylemi hiçbir bakanımız da yapmaz, hiçbir milletvekilimizden de bunu beklemeyiz. Ama bir Adalet Bakanı, bir savcıyla görüşür mü derseniz ben de görüşüyorum. Hatta 1 ay evvel Manisa Cumhuriyet Başsavcısını aradım, 'Hayırlı olsun, Manisa'ya atamanız yapıldı. Size
çalışmalarınızda başarılar diliyorum' dedim. Şimdi birisi 'Başbakan Yardımcısı Manisa Cumhuriyet Başsavcısını aradı, şöyle şöyle dedi' diye bir şey ortaya koysa, benim sözlerimle o ortaya konacak farklı şeylerin nasıl doğrudan bir ilgisi olabilir? Ebette konuşacağız. Niye konuşulmasın? Ama iddia edildiği gibi, sayın savcının dediği gibi, 'Bana şunu şöyle yap veya bunu böyle yapma dedi' şeklinde bir gerçek ortaya çıkarsa bundan dolayı elbette gereğini yaparız. Hiç bundan endişeniz olmasın."

"HSYK GÜNDEMİNDE YOKTU, SON ANDA ÖNERGEYLE GETİRİLDİ"
'Adalet Bakanlığı Müsteşarı toplantıya katılmasa bu karar ötelenebilir miydi?' sorusu üzerine Arınç, "Biz birbirimize hasım değiliz. Ne yargı kurumlarının hasmıyız ne onlar bizim hasmımız. Her kurum kendi Anayasal yetkileri içinde görevini yapacaktır" dedi.
Bu görevi engellemek diye bir düşüncelerinin olamayacağını kaydeden Arınç, bu toplantılara katılmak müsteşar için bir görevse müsteşarın bu toplantılara katılacağını vurguladı. Arınç, gündemde böyle bir konu yokken, aniden konuşmaların sonuna doğru bir HSYK üyesi tarafından bir önerge verilip bu konunun gündeme getirildiğini ve Adalet Bakanlığı Müsteşarı'nın buna itiraz ettiğini bildiğini dile getirerek, "Ama toplantı başladığı için kendisinin oradan ayrılması veya muhalefet şerhini koyması bu kararın
alınmasını maalesef engelleyememiştir. Bizim bildiğimiz kadarıyla mevcut gündemde bu konu hiç yokken, müsteşar toplantıya davet edilmiştir. Müsteşar toplantıya girdikten sonra ve gündemdeki mazeretli konular görüşülürken, bir HSYK üyesi tarafından, demek ki önceden planlanmış, bir önerge verilip bu konu gündeme getirilmiştir. Müsteşar, 'Hayır, bu konuyu burada görüşemeyiz' demesine rağmen, 'Siz ne derseniz deyin, biz karar alacağız' denilmiştir. Müsteşarın yaptığı doğrudur. Adalet Bakanımız da elbette bu
konuda kendisine bakan olarak düşen görevleri yerine getirecektir" ifadelerini kullandı.
Yaşananların yasama ve yürütme arasında krize dönüştüğünün hatırlatılması ve çözüm için neler yapılabileceğinin sorulması üzerine Arınç, "Ortada bir kriz mi var, sancılı günler mi yaşıyoruz, bir tartışma mı var? Bunun kararını halk verecektir. Şu anda güçlü bir hükümetimiz, iktidarımız var ve ülkeyi yönetiyoruz. Ülkeyi yönetmek sivil iradenin işidir. Hükümetlerin ve yürütmenin görevdir. Bu konuda bir eksikliğimiz olduğu söylenemez. Muhalefet eleştirilerde bulunacaktır, bu eleştirilerin doğru olanlarından
yararlanırız ama muhalefet yıkıcı bir muhalefete dönüşür ve aka kara demek ciddiyetsizliğini gösterirse bizim bu konuda söyleyecek başka bir sözümüz yok" dedi.

"ERKEN SEÇİM YOK"
'Erken seçim gündemde mi?' sorusuna ise Arınç şu karşılığı verdi:
"Biz milletten aldığımız yetkiyi son güne kadar kullanmayı prensip olarak düşünüyoruz. Bunu 2002-2007 arasında yaptık. Şimdi de 2007-2011arasında yapacağız. Türkiye'de erken seçimin şartları yok. Hükümetimiz güçlüdür, hükümetimiz iradesini her konuda ciddiyetle ortaya koymaktadır. Muhalefetin de esasen ciddi şekilde erken seçim istediğini düşünmüyorum. Sadece yerel muhalefeti güçlendirmek adına bir takım olaylardan da istifa ederek ve ellerindeki birkaç yalan yanlış anketteki verilere dayanarak zaman
zaman seçim sözcüğünden bahsediyorlar. Günün birinde seçim var dendiğinde eminiz olunuz ki bunların pek çoğu sözlerinden vazgeçebilirler. Erken seçim yok, hiçbir zaman gündemimizde de olmadı, son güne kadar bu yetkimizi bu emaneti kullanacağız. Kimsenin bundan kuşkusu olmasın. Bütün bu olaylar Türkiye'de yorumlanması gerekirse şudur: Türkiye'de bir iktidar mücadelesi var. İktidar Anayasada yazılı olduğu gibi, demokrasilerde ve hukuk devleti sayılan ülkelerde olduğu gibi yasama organın içinden çıkmış
hükümetlere, yürütme organına ve milletten seçimle gelmiş emaneti yüklenmiş yürütme organına düşer. Geçmişte bu yürütme organının gücü ve imkanları üzerinde vesayet noktasında olan kurumlar vardı. Geçmişte yürütme organlarına yön veren ve ona müdahalelerde bulunan, kendilerini pek çok üst noktada gören kurumlar vardı. Şimdi normalleşiyoruz. Artık iktidar yetkisi tamamen sivil iktidarın ve yürütmenin eline geçiyor. Ortada gürültü kopuyorsa, 'kriz var, öldük, bittik' deniyorsa kendi ellerindeki o
Anayasa'dan almadıkları yetki ve imkanları kaybettikleri içindir. Türkiye'de artık demokrasi ve hukuk standartı yükseldi. Sivil irade üzerinde hiçbir vesayeti kabul etmiyoruz. Egemenlik sadece milletindir. Bu milletin bu yetkisine sonuna kadar sahip çıkacağız. Her kurum da Anayasa'nın ve kanunların kendisine verdiği yetki ve görevleri bundan sonra yapacak. Hiç kimse başkasının işine müdahale etmeyecek. Bizim düşüncemiz budur. Dolayısıyla ortada bir kriz falan yok. Ortada birilerinin kriz geçirdiği doğru ama
hükümetimiz değil. Sular bulanmadan durulmaz. Her şey yerli yerini bulacak, su mecrasında akmaya devam edecek ve Türkiye'nin demokrasisi inşallah özlediğimiz, bütün çağdaş demokrasilerde olduğu gibi standardını yükseltecek. Buna dayanıklı, buna güçlü, buna sabırlı, buna kararlı iktidarlar ancak yön verebilir. AK Parti de böyle bir iktidar."