Başbakan Yardımcısı Arınç'ın Basın Toplantısı...(2)
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, siyasetin, siyasetçilerin işi olduğunu belirterek, 'Siyaset yapmak isteyen yargı mensupları varsa önce tarafsız ve adil olduklarını temsil eden cübbelerini çıkarmak zorundadırlar
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, siyasetin, siyasetçilerin işi olduğunu belirterek, "Siyaset yapmak isteyen yargı mensupları varsa önce tarafsız ve adil olduklarını temsil eden cübbelerini çıkarmak zorundadırlar. Hem taraf tutup, hem adil olmayan karar alıp hem de siyaset yaparken o cübbe giyilemez. Dün HSYK, tüm hukuk normlarını alt üst ederek siyaset kokan kararlardan birini alırken Yargıtay Birinci Başkanlar Kurulu ve Danıştay Başkanı'nın buna destek veren açıklamaları
ayrıca vicdanları sızlattı" dedi.
Arınç, Meclis'te düzenlediği basın toplantısında, "AB ile müzakerelerini sürdüren, dünyanın en büyük ekonomilerinden birine sahip olan Türkiye, nasıl olur da bir kaç kişinin aldığı yetkisiz ve sorumsuz bir kararla tökezletilmeye çalışılır? Tüm dünyada dikkatlice izlenen ekonomimiz, dış politikamız, demokrasimiz, uluslararası kurumlardaki saygın konumumuz bu kararla birlikte zedelenirse bunun hesabını kim verecek? Siyasi krizlerle millete ödetilen ekonomik bedellere şimdi de yargı bürokrasisinin sorumsuz
davranışlarıyla yeni bedeller mi ödetilecek? Hayır buna izin veremeyiz" diye konuştu.
2010 yılında, çağdaş dünyada bu denli geri kalmış bir Türkiye görüntüsü vermenin Türk milletine hakaret olduğunu söyleyen Arınç, Türk milletinin bunu haketmediğini ifade etti. Kimsenin, bu ülkenin ve bu milletin saygınlığına gölge düşürecek karar alma lüksüne sahip olmadığını ifade eden Arınç, "Millet iradesine, milletin temsil makamına yönelik hazımsızlık ve tahammülsüzlük hiç bu kadar kendini belli etmemiştir" şeklinde konuştu.
Türk milletinin, kendi kaderini belirleme hakkını sadece Meclis'e verdiğini belirten Arınç, ülkenin yönetim hakkını ve yetkisini milletten alan siyasetçiler olarak her seçimde gidip millete hesap verdiklerini vurguladı. Anayasa'dan aldığı yetkiyi suistimal edip milletin ve ülkenin geleceğine müdahale edenlerin kime hesap vereceklerini soran Arınç, "Siyaset, siyasetçilerin işidir. Siyaset yapmak isteyen yargı mensupları varsa önce tarafsız ve adil olduklarını temsil eden cübbelerini çıkarmak
zorundadırlar. Hem taraf tutup, hem adil olmayan karar alıp hem de siyaset yaparken o cübbe giyilemez. Dün HSYK, tüm hukuk normlarını alt üst ederek siyaset kokan kararlardan birini alırken Yargıtay Birinci Başkanlar Kurulu ve Danıştay Başkanı'nın buna destek veren açıklamaları ayrıca vicdanları sızlattı. Bu acelecilik, bu ortak tavır hissi veren beyanatlarla adeta siyaset yapan yargı kurumların kendi saygınlıklarını zedelemiştir. Siyasi beyanlarda bulunmak, taraf tutmak, ihsası reyde bulunmak hukukçular
için kırmızı çizgilerdir. Maalesef dün bu kırmızı çizgiler aşılmış, Anayasa ve yasalar açıkça ihlal edilmiştir" dedi.
HSYK'nın, aldığı kararla yürütülmekte olan soruşturmaya müdahale ettiğini, doğrudan taraf olduğunu, yetkisini aştığını, bağımsız yargının işleyişine engel olduğunu, soruşturmanın sağlıklı bir şekilde yürütülmesi ve sonuçlandırılmasını tehlikeye soktuğunu kaydeden Arınç şu ifadeleri kullandı:
"Yargıya yine yargı çevreleri tarafından darbe vurulmuştur. Keyfilik ve kanun tanımazlık, hukuk devletini ve yargı bağımsızlığını yok sayan tehlikeli bir davranıştır. Soruşturmayı yürüten Cumhuriyet savcılıkları ve tedbir kararlarını veren mahkemeler, HSYK'nın ağır baskısı altına alınmıştır. Bu şartlar altında bağımsız ve tarafsız bir yargılama yapmak son derece zorlaşmıştır."
Arınç, TBMM'de CHP tarafından Habur süreciyle ilgili gensoru önergesi verilmişken bu süreçle ilgili aynı gün Yargıtay Başsavcısı tarafından gensoru önergesini destekler mahiyette açıklama yapılmasının, yargının tarafsızlığına gölge düşürdüğünü ve kurumlara duyulan güveni sarstığını bildirdi. Yargı bağımsızlığını ve tarafsızlığını, yargıya duyulan güveni zedeleyecek eylem ve söylemlerden kaçınmanın, herkesten önce HSYK'nın ve yüksek yargının görevi olduğuna işaret eden Arınç, "Hiçbir kurum kendisini
Anayasa ve yasaların üzerinde göremeyeceği gibi, keyfiliğe ve 'ben yaptım oldu' dayatmasına gidemez. Yargının kendi içinde yaşadığı sıkıntıları bahane ederek hükümeti yıpratmaya yönelik açıklamalarda bulunulması ayrı bir hedef saptırmadır" diye konuştu.
Milletin seçilmiş temsilcileriyle ve milli iradenin tecellisiyle iktidara gelen bir hükümetin bakanlarıyla istihza etmenin, had bildirmeye kalkmanın, hiçbir bürokratın hakkı ve haddi olmadığını ifade eden Arınç, hiç kimsenin, kendisini Anayasa'nın ve yasaların üzerinde göremeyeceğini kaydetti. Arınç, "Anayasa ve yasaların üzerine basarak siyasi polemik yapmak, taraf olmak, yargının bağımsızlığını zedelemek hiçbir hukukçunun vasfı olamaz. Böyle yapanlar hakiki anlamda hukukçu da olamaz" dedi.
Kimsenin, bu ülkenin insanlarını yokluğa, yoksulluğa, geri kalmışlığa mahkum edemeyeceğini ifade eden Arınç, bu ülkenin kutlu yürüyüşünün asla ve asla durdurulamayacağını vurguladı. Arınç şunları kaydetti:
"Vesayetçi anlayışlar, statükocu yaklaşımlar, değişime direnen tutucular, bürokratik oligarşi ve orta çağ zihniyetleri elinde bu ülkenin şahlanışı artık daha fazla ertelenemez. Acilen yargı eliyle yargının bağımsızlığını zedeleyen ve milletimizin, yargının işleyişine yönelik zihinlerini bulandıran bu karmaşaya son verilmeli, her kurum Anayasa ve yasalarda tanımlanan yetki çerçevesine dönerek sorumlu tarzda hareket etmelidir. Millet adına yetki kullanması gerekenler, öncelikle hukuka ve milli iradeye
uygun hareket etmelidir. Milli egemenliği anlamsız hale getirecek, demokrasiyi ve hukuk sistemini zafiyete uğratacak her eylem ve söylem, Türkiye'ye kötülük yapmaktır, milletimizin selametine, devletimizin bekasına halel getirmektir. Türkiye bir yargıçlar devleti değil, demokratik bir hukuk devletidir. Öyle de kalacaktır."
ayrıca vicdanları sızlattı" dedi.
Arınç, Meclis'te düzenlediği basın toplantısında, "AB ile müzakerelerini sürdüren, dünyanın en büyük ekonomilerinden birine sahip olan Türkiye, nasıl olur da bir kaç kişinin aldığı yetkisiz ve sorumsuz bir kararla tökezletilmeye çalışılır? Tüm dünyada dikkatlice izlenen ekonomimiz, dış politikamız, demokrasimiz, uluslararası kurumlardaki saygın konumumuz bu kararla birlikte zedelenirse bunun hesabını kim verecek? Siyasi krizlerle millete ödetilen ekonomik bedellere şimdi de yargı bürokrasisinin sorumsuz
davranışlarıyla yeni bedeller mi ödetilecek? Hayır buna izin veremeyiz" diye konuştu.
2010 yılında, çağdaş dünyada bu denli geri kalmış bir Türkiye görüntüsü vermenin Türk milletine hakaret olduğunu söyleyen Arınç, Türk milletinin bunu haketmediğini ifade etti. Kimsenin, bu ülkenin ve bu milletin saygınlığına gölge düşürecek karar alma lüksüne sahip olmadığını ifade eden Arınç, "Millet iradesine, milletin temsil makamına yönelik hazımsızlık ve tahammülsüzlük hiç bu kadar kendini belli etmemiştir" şeklinde konuştu.
Türk milletinin, kendi kaderini belirleme hakkını sadece Meclis'e verdiğini belirten Arınç, ülkenin yönetim hakkını ve yetkisini milletten alan siyasetçiler olarak her seçimde gidip millete hesap verdiklerini vurguladı. Anayasa'dan aldığı yetkiyi suistimal edip milletin ve ülkenin geleceğine müdahale edenlerin kime hesap vereceklerini soran Arınç, "Siyaset, siyasetçilerin işidir. Siyaset yapmak isteyen yargı mensupları varsa önce tarafsız ve adil olduklarını temsil eden cübbelerini çıkarmak
zorundadırlar. Hem taraf tutup, hem adil olmayan karar alıp hem de siyaset yaparken o cübbe giyilemez. Dün HSYK, tüm hukuk normlarını alt üst ederek siyaset kokan kararlardan birini alırken Yargıtay Birinci Başkanlar Kurulu ve Danıştay Başkanı'nın buna destek veren açıklamaları ayrıca vicdanları sızlattı. Bu acelecilik, bu ortak tavır hissi veren beyanatlarla adeta siyaset yapan yargı kurumların kendi saygınlıklarını zedelemiştir. Siyasi beyanlarda bulunmak, taraf tutmak, ihsası reyde bulunmak hukukçular
için kırmızı çizgilerdir. Maalesef dün bu kırmızı çizgiler aşılmış, Anayasa ve yasalar açıkça ihlal edilmiştir" dedi.
HSYK'nın, aldığı kararla yürütülmekte olan soruşturmaya müdahale ettiğini, doğrudan taraf olduğunu, yetkisini aştığını, bağımsız yargının işleyişine engel olduğunu, soruşturmanın sağlıklı bir şekilde yürütülmesi ve sonuçlandırılmasını tehlikeye soktuğunu kaydeden Arınç şu ifadeleri kullandı:
"Yargıya yine yargı çevreleri tarafından darbe vurulmuştur. Keyfilik ve kanun tanımazlık, hukuk devletini ve yargı bağımsızlığını yok sayan tehlikeli bir davranıştır. Soruşturmayı yürüten Cumhuriyet savcılıkları ve tedbir kararlarını veren mahkemeler, HSYK'nın ağır baskısı altına alınmıştır. Bu şartlar altında bağımsız ve tarafsız bir yargılama yapmak son derece zorlaşmıştır."
Arınç, TBMM'de CHP tarafından Habur süreciyle ilgili gensoru önergesi verilmişken bu süreçle ilgili aynı gün Yargıtay Başsavcısı tarafından gensoru önergesini destekler mahiyette açıklama yapılmasının, yargının tarafsızlığına gölge düşürdüğünü ve kurumlara duyulan güveni sarstığını bildirdi. Yargı bağımsızlığını ve tarafsızlığını, yargıya duyulan güveni zedeleyecek eylem ve söylemlerden kaçınmanın, herkesten önce HSYK'nın ve yüksek yargının görevi olduğuna işaret eden Arınç, "Hiçbir kurum kendisini
Anayasa ve yasaların üzerinde göremeyeceği gibi, keyfiliğe ve 'ben yaptım oldu' dayatmasına gidemez. Yargının kendi içinde yaşadığı sıkıntıları bahane ederek hükümeti yıpratmaya yönelik açıklamalarda bulunulması ayrı bir hedef saptırmadır" diye konuştu.
Milletin seçilmiş temsilcileriyle ve milli iradenin tecellisiyle iktidara gelen bir hükümetin bakanlarıyla istihza etmenin, had bildirmeye kalkmanın, hiçbir bürokratın hakkı ve haddi olmadığını ifade eden Arınç, hiç kimsenin, kendisini Anayasa'nın ve yasaların üzerinde göremeyeceğini kaydetti. Arınç, "Anayasa ve yasaların üzerine basarak siyasi polemik yapmak, taraf olmak, yargının bağımsızlığını zedelemek hiçbir hukukçunun vasfı olamaz. Böyle yapanlar hakiki anlamda hukukçu da olamaz" dedi.
Kimsenin, bu ülkenin insanlarını yokluğa, yoksulluğa, geri kalmışlığa mahkum edemeyeceğini ifade eden Arınç, bu ülkenin kutlu yürüyüşünün asla ve asla durdurulamayacağını vurguladı. Arınç şunları kaydetti:
"Vesayetçi anlayışlar, statükocu yaklaşımlar, değişime direnen tutucular, bürokratik oligarşi ve orta çağ zihniyetleri elinde bu ülkenin şahlanışı artık daha fazla ertelenemez. Acilen yargı eliyle yargının bağımsızlığını zedeleyen ve milletimizin, yargının işleyişine yönelik zihinlerini bulandıran bu karmaşaya son verilmeli, her kurum Anayasa ve yasalarda tanımlanan yetki çerçevesine dönerek sorumlu tarzda hareket etmelidir. Millet adına yetki kullanması gerekenler, öncelikle hukuka ve milli iradeye
uygun hareket etmelidir. Milli egemenliği anlamsız hale getirecek, demokrasiyi ve hukuk sistemini zafiyete uğratacak her eylem ve söylem, Türkiye'ye kötülük yapmaktır, milletimizin selametine, devletimizin bekasına halel getirmektir. Türkiye bir yargıçlar devleti değil, demokratik bir hukuk devletidir. Öyle de kalacaktır."
