Arıboğan Balyoz'u yazdı

Rektör Deniz Ülke Arıboğan, Balyoz'un askere güveni sarstığını yazdı.

Askeri yakından tanıyan ve kimi zaman TSK tarafından da görüşlerine başvurulan rektör Deniz Ülke Arıboğan, Balyoz'un askere güveni sarstığını yazdı

İşte o yazı:

Balyoz'un kırdıkları...

Genelkurmay, adının Balyoz olmadığını iddia etse de, artık kamuoyunda genel kabul görmüş haliyle 'Balyoz Harekat Planı' son tartışma konumuz. Bu seferki plan, medyada diğer bütün darbe haber ve spekülasyonlarından daha fazla yer buldu. İlker Başbuğ da dün kanımca her kesime yönelik uyarılarda bulundu. (Cami bombalaması fantezisini geliştiren her kim ise, vicdansızlar lafıyla onu kastetmiştir diye düşünüyorum.) Taraf gazetesinde çıkan raporlara ve ses kayıtlarına dışarıdan katkıların olup olmadığını da zaman içerisinde göreceğiz. Ben bazı eklemelerle olayın vahametinin artırıldığına inanıyorum.
Adil Gür tarafından yapılan son araştırmada, orduya olan güvenin bugüne kadar hiç olmadığı oranda düştüğü ve %60'lara kadar indiği görülüyor. Bu çok ciddi bir durum ve tüm bu ortaya çıkanlar, ister birileri tarafından suni olarak üretilmiş olsun, isterse bazı gizli gerçeklerin ayyuka çıkması olarak değerlendirilsin, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin acilen bir özeleştiri yapmasını zorunlu kılıyor. İtibar yönetimi ve imaj stratejisi askerlerin pek de beceremediği ve profesyonel yardıma ihtiyaç duyduğu alanlar diye düşünüyorum. Lakin bunlar dış ambalaja yönelik olarak gereken düzenlemeler ama kuşkusuz bir de paketin içine ilişkin yapılması gerekenler var.

Balyoz Planı sonrası kafama takılanları özetle sizlerle paylaşayım.
1- Balyoz'un, Genelkurmay'ın da açıkladığı biçimde bir harp oyunu senaryosu olduğu iddiasını kabul ediyorum. Dünyanın her yerinde ordular bu tip hazırlıklar yapar ve hayali senaryolar üzerinden olası bir savaş durumunda neler yapacaklarına ilişkin ön toplantılar düzenlerler. Örneğin bu senaryoda Yunanistan'ın karasularını 12 mile çıkardığı ve sonucunda bir Türk-Yunan savaşı çıktığı öngörülerek, ne tür önlemler alınacağı konuşulmuş. Bunlar makul; zira harp oyunu senaryolarında en uç noktalarda hayallerin kurulması da söz konusu olabilir. Ancak bu tür senaryolarda askerler kendi halklarına karşı ne denli acımasız olacaklarını, İstanbul'un tepesine nasıl çökeceklerini filan konuşmazlar. Aksine halklarını nasıl koruyacaklarını, şehirlerinin tepesine çökeceklere karşı nasıl direneceklerini planlarlar. Demokratik yollardan iktidara gelen hükümetleri nasıl alaşağı edeceklerini değil, savaş sürecince hükümetin etkin bir biçimde görevde kalmasını nasıl sağlayacaklarını hesaplarlar. Meclis'i kapatmayı değil, açık tutmayı hedeflerler. Öyle olması gerekir!

2- Bu senaryodaki harp oyununun olayın dış tehdit boyutunun çok ötesinde bir iç tehdit algısı ile yönetildiği anlaşılıyor. Yani, Türkiye'nin bir savaşa girmesi halinde dönemin hükümetine(!) oy veren irticacı halkın bir ihanet içerisine gireceği düşünülmüş. Hatta bir süre sonra konu tamamen iç tehdide odaklanmış. Burada da kanımca vahim bir ön yargı söz konusu. Kendi halkının bir bölümünü potansiyel düşman olarak gören ve AKP'ye oy verdikleri için onları cezalandırmayı düşünen bir tutum var ortada. (Plan AKP'nin ilk seçildiği, halkın bir kesiminin de büyük bir panik havası yaşadığı, Türkiye'nin şeriat öcüsünün hortladığı dönemde yapılmış. Askerlerin bir kısmında da aynı endişeler hakim olduğu açık) Ancak hatırlatmak isterim ki, ordumuz Türk halkını kategorilere ayırarak yalnızca sevdiklerine değil, herkese hizmet etmekle yükümlü. Ayrıca kişiler hükümeti beğenmek zorunda olmasalar da, kurumlar yasal ve yetkili birimlere hizmette kusur etmemek durumudalar. Bu açıdan tepeden bir 'milli mutabakat hükümeti' kurmak yerine, demokrasi konusundaki milli mutabakatımıza katkıda bulunmak daha önemlidir inancındayım.

3- Mustafa Kemal Atatürk'ün yanlış anlaşıldığını ve onun gibi olma çabasının (yasal hükümetin kararlarına rağmen; ona karşı mücadele etmek gibi) bazı askerleri yanlış yönlendirdiğini düşünüyorum. Atatürk halka rağmen değil, halktan aldığı meşruiyetle yola devam etmeye çalışan bir liderdi. Bazı uygulamalar açısından bugünün koşullarında eleştirilse bile, 20. yüzyılın ilk yarısında başka tür bir liderlik düşünülmesi imkansızdı. Hepimiz onun kötü taklitlerden sakınmak durumundayız.

4- Türk Silahlı Kuvvetleri'nin 8 yıl öncesine göre çok daha demokrat, bilinçli ve akıllı olduğunu görmek gerekiyor. Geçmişin yükünü bugünün sırtına yüklemek yerine, el birliği ile geleceği kurgulamak zorundayız. Unutmayalım TSK'nın alternatifi yok(!)