Türkiye artık Batı'nın müttefiki değil
CIA Ulusal İstihbarat Konseyi eski başkan yardımcısı Fuller 'Türkiye kendini yalnızca Batı'nın gözüyle tanımlamayı reddediyor' dedi.
Amerikan Merkezi Haberalma Örgütü'nün (CİA) Ulusal İstihbarat Konseyi'nin eski başkan yardımcısı Graham Fuller, Türkiye'nin son dönemde yurt içinde ve yurt dışında tartışmalara yol açan dış politikası ile ilgili kararlarına büyük destek verdi.
Son dönemde uygulanın dış politikasının yeni bir şey olmadığını, 10 yıldır aynı hatlar ve siyaset vizyonların geçerli olduğunu belirten Fuller, "Türkiye artık eski deyişle 'Batı'nın sadık müttefiki' değil. Ama Batı'nın reçetelerini uygulamasa bile, yaptıklarından Batı da faydalanacak" şeklinde konuştu.
BBC Türkçe Servisi'ne konuşan Fuller, Türkiye'nin dış politikasında son dönemde atılan adımları değerlendirdi. Artan "eksen kayması" tartışmalarını ve 'Osmanlıcılık' iddialarını yorumlayan Fuller, AKP dış politikasının Osmanlı İmparatorluğu'nun sınırlarının ötesine uzandığını söyledi.
Fuller şöyle konuştu:
"AKP, Osmanlı İmparatorluğu'nun bölgede oynadığı tarihi ve jeopolitik rolü takdir ediyor. Ama bu, Osmanlı İmparatorluğu'nun da ötesinde. Siz Suriye ve Irak'tan söz ettimiz ama ben de İran'a muazzam bir ilgi olduğu görüşündeyim ki bu ülke, asla Osmanlı'nın parçası olmadı. Burada "İslamcı" diyebileceğimiz tek şey, Türkiye'nin Müslüman dünyasının bir parçası ve hatta uzunca bir süre lideri olduğunu ve hala bu bölgede doğal bir rol oynayabileceğini kabul etmesidir.
Bence bu, Batı'ya düşman bir tutum değil. Ama tabii kendini yalnızca Batı'nın gözüyle tanımlamayı da reddediyor."
Stephen Kinzer'ın "Türkiye, Amerika'nın giremediği yerlere girebilir, konuşamadığı insanlarla konuşabilir, yapamadığı anlaşmaları yapabilir. Belki de Amerika bundan faydalanmalı" saptamasına katıldığını söyleyen Fuller, şu ifadeleri kullandı:
"Türkiye yalnızca "yapabilir" değil, yapıyor da. Giderek de daha sık yapacak. Amerikan diplomasi çevrelerinde ve Beyaz Saray'da, Türkiye'nin o anki Amerikan stratejisine ya da yöntemlerine uygun davranmasını bekleyenler, buna çok bozulacak. Çünkü artık Türkiye'yi doğrudan kontrol edemeyecekler. Ama eğer akıllıca davranabilirlerse, bu tür faaliyetlerin, kendi başlarına kalkınmaya çalışan samimi bölgesel gruplaşmalar kurulması için önemli olduğunu görürler. Bu gruplaşmaların Batı karşıtı olmaları gerekmez, ama aynı zamanda Batı yanlısı ya da Batı'nın maşası da değillerdir."
10 YILDIR BENZER POLİTİKALAR GÜNDEMDE
Graham Fuller, Türkiye'nin dış politikasında son dönemde atılan adımları "Yeni birşey yok burada. Neredeyse 10 yıldır aynı ana hatlar ve siyaset vizyonları geçerli. Türk dış politikasının pekçok ileri geleni ve aydınlar, daha AKP iktidara gelmeden tüm komşularla ilişkileri geliştirmeyi, yani 'sıfır düşman' politikasını düşünüyordu. Belki Ermeni ve İsrail boyutları Batı kamuoyunda daha fazla dikkat çekti. Suriye ve Irak boyutu ise daha az konuşuldu" sözleriyle değerlendirdi.
Fuller, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Yani bence bu hareket AKP iktidara gelmeden önce de büyüyordu ama AKP, özellikle de Ahmet Davutoğlu dışişleri bakanı olduktan sonra daha ciddi adımlar atmaya başladı. Dışişleri bakanlığı da bunu, yani ABD ve Avrupa ile birlikte çalışan, AB üyesi olmayı hedefleyen ama aynı zamanda Rusya ile, Çin ile, Arap dünyası ile, Kafkaslarla, Orta Asya ile, Akdeniz'le, Afrika ile çalışan bir dış politika vizyonunu büyük ölçüde destekliyor bana kalırsa. Türkiye'de dışişleri bakanlığının, sayıları giderek azalan Amerikan yanlısı kuşağı dışında buna karşı çıkan olduğunu sanmıyorum."
Graham Fuller, Batı'nın, Türkiye'nin dış politika ufkunun genişlediği gerçeğini kabul etmek zorunda kaldığını kaydederken de "Örneğin Bush yönetimi, Türkiye'nin İran ve Suriye ile iyi ilişkiler kurmasından son derece mutsuzdu. Washington o dönemde her iki yönetimin de dışlanmasını istiyordu. Washington Türkiye'nin, Rusya'yla, Çin'le ilişkilerini geliştirmesini istemiyordu. Bunun kendi işini zorlaştırdığına inanıyordu. Zorlaştırıyordu da, ters düşüyordu" değerlendirmesini yaptı.
"TÜRKİYE SON DERECE AKILLICA HAREKET EDİYOR"
Türkiye'nin tarihinde ilk defa Irak'ı "Kürtlerin yaşadığı bir sınır" olarak değil de, bir ülke olarak gördüğünü de belirten Fuller, şunları söyledi:
"Artık bölgesinde yalnız değil, sadece NATO üzerinden dile getirilen Amerikan çıkarlarını temsil eden bir ülke olarak görülmüyor. Artık Türkiye'nin tüm bölgede çıkarları var. Bunları akıllıca; tarihi, jeopolitiği ve çıkarlarda karşılıklılığı gözönünde bulundurarak gerçekleştirmeye çalışıyor. Bu sayede de yıllardır süregiden bazı gerginlikleri gevşetmeye, çözmeye yardımcı oluyor. Son derece olumlu.
"AKP SONRASI HÜKÜMETLER DE AYNI POLİTİKAYI İZLEYECEK"
AKP'den sonra iktidara gelecek hükümet döneminde de bu politikanın genel hatlarıyla devam edeceğini söyleyen Fuller, başka bir soru üzerine Washington'un tutumunu da değerlendirirken de, "Amerika, Türkiye'nin çok önemli bir bölgesel rol oynadığını ne kadar çabuk kabul ederse, bu politikaların olgunluğunu, ılımlılığını takdir ederse - ve bunlar ideolojik, mezhepsel, etnik temele dayanmayan politikalar olursa o zaman bölgeyi güçlendirecek" diye konuştu.
Amerikan diplomasisinin artık Türkiye'yi doğrudan kontrol edemeyeceğini de ifade eden Fuller, Türkiye'nin, Amerika'nın çok taraflı, dengesiz tutumuna eleştirel yaklaşan pekçok ülkenin takdirini topladığını belirterek, "Türkiye'nin politikasının kaynağını Washington'da aramak, çılgınlık olur. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu bu konuda uzun süredir yazıp çiziyor. Filistin ile İsrail arasında taraf tutmuyor. Ve o bölgede hiçbir ülkenin uğruna uğraşmadığı bir denge tutturmaya çalışıyor" şeklinde konuştu.
Son dönemde uygulanın dış politikasının yeni bir şey olmadığını, 10 yıldır aynı hatlar ve siyaset vizyonların geçerli olduğunu belirten Fuller, "Türkiye artık eski deyişle 'Batı'nın sadık müttefiki' değil. Ama Batı'nın reçetelerini uygulamasa bile, yaptıklarından Batı da faydalanacak" şeklinde konuştu.
BBC Türkçe Servisi'ne konuşan Fuller, Türkiye'nin dış politikasında son dönemde atılan adımları değerlendirdi. Artan "eksen kayması" tartışmalarını ve 'Osmanlıcılık' iddialarını yorumlayan Fuller, AKP dış politikasının Osmanlı İmparatorluğu'nun sınırlarının ötesine uzandığını söyledi.
Fuller şöyle konuştu:
"AKP, Osmanlı İmparatorluğu'nun bölgede oynadığı tarihi ve jeopolitik rolü takdir ediyor. Ama bu, Osmanlı İmparatorluğu'nun da ötesinde. Siz Suriye ve Irak'tan söz ettimiz ama ben de İran'a muazzam bir ilgi olduğu görüşündeyim ki bu ülke, asla Osmanlı'nın parçası olmadı. Burada "İslamcı" diyebileceğimiz tek şey, Türkiye'nin Müslüman dünyasının bir parçası ve hatta uzunca bir süre lideri olduğunu ve hala bu bölgede doğal bir rol oynayabileceğini kabul etmesidir.
Bence bu, Batı'ya düşman bir tutum değil. Ama tabii kendini yalnızca Batı'nın gözüyle tanımlamayı da reddediyor."
Stephen Kinzer'ın "Türkiye, Amerika'nın giremediği yerlere girebilir, konuşamadığı insanlarla konuşabilir, yapamadığı anlaşmaları yapabilir. Belki de Amerika bundan faydalanmalı" saptamasına katıldığını söyleyen Fuller, şu ifadeleri kullandı:
"Türkiye yalnızca "yapabilir" değil, yapıyor da. Giderek de daha sık yapacak. Amerikan diplomasi çevrelerinde ve Beyaz Saray'da, Türkiye'nin o anki Amerikan stratejisine ya da yöntemlerine uygun davranmasını bekleyenler, buna çok bozulacak. Çünkü artık Türkiye'yi doğrudan kontrol edemeyecekler. Ama eğer akıllıca davranabilirlerse, bu tür faaliyetlerin, kendi başlarına kalkınmaya çalışan samimi bölgesel gruplaşmalar kurulması için önemli olduğunu görürler. Bu gruplaşmaların Batı karşıtı olmaları gerekmez, ama aynı zamanda Batı yanlısı ya da Batı'nın maşası da değillerdir."
10 YILDIR BENZER POLİTİKALAR GÜNDEMDE
Graham Fuller, Türkiye'nin dış politikasında son dönemde atılan adımları "Yeni birşey yok burada. Neredeyse 10 yıldır aynı ana hatlar ve siyaset vizyonları geçerli. Türk dış politikasının pekçok ileri geleni ve aydınlar, daha AKP iktidara gelmeden tüm komşularla ilişkileri geliştirmeyi, yani 'sıfır düşman' politikasını düşünüyordu. Belki Ermeni ve İsrail boyutları Batı kamuoyunda daha fazla dikkat çekti. Suriye ve Irak boyutu ise daha az konuşuldu" sözleriyle değerlendirdi.
Fuller, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Yani bence bu hareket AKP iktidara gelmeden önce de büyüyordu ama AKP, özellikle de Ahmet Davutoğlu dışişleri bakanı olduktan sonra daha ciddi adımlar atmaya başladı. Dışişleri bakanlığı da bunu, yani ABD ve Avrupa ile birlikte çalışan, AB üyesi olmayı hedefleyen ama aynı zamanda Rusya ile, Çin ile, Arap dünyası ile, Kafkaslarla, Orta Asya ile, Akdeniz'le, Afrika ile çalışan bir dış politika vizyonunu büyük ölçüde destekliyor bana kalırsa. Türkiye'de dışişleri bakanlığının, sayıları giderek azalan Amerikan yanlısı kuşağı dışında buna karşı çıkan olduğunu sanmıyorum."
Graham Fuller, Batı'nın, Türkiye'nin dış politika ufkunun genişlediği gerçeğini kabul etmek zorunda kaldığını kaydederken de "Örneğin Bush yönetimi, Türkiye'nin İran ve Suriye ile iyi ilişkiler kurmasından son derece mutsuzdu. Washington o dönemde her iki yönetimin de dışlanmasını istiyordu. Washington Türkiye'nin, Rusya'yla, Çin'le ilişkilerini geliştirmesini istemiyordu. Bunun kendi işini zorlaştırdığına inanıyordu. Zorlaştırıyordu da, ters düşüyordu" değerlendirmesini yaptı.
"TÜRKİYE SON DERECE AKILLICA HAREKET EDİYOR"
Türkiye'nin tarihinde ilk defa Irak'ı "Kürtlerin yaşadığı bir sınır" olarak değil de, bir ülke olarak gördüğünü de belirten Fuller, şunları söyledi:
"Artık bölgesinde yalnız değil, sadece NATO üzerinden dile getirilen Amerikan çıkarlarını temsil eden bir ülke olarak görülmüyor. Artık Türkiye'nin tüm bölgede çıkarları var. Bunları akıllıca; tarihi, jeopolitiği ve çıkarlarda karşılıklılığı gözönünde bulundurarak gerçekleştirmeye çalışıyor. Bu sayede de yıllardır süregiden bazı gerginlikleri gevşetmeye, çözmeye yardımcı oluyor. Son derece olumlu.
"AKP SONRASI HÜKÜMETLER DE AYNI POLİTİKAYI İZLEYECEK"
AKP'den sonra iktidara gelecek hükümet döneminde de bu politikanın genel hatlarıyla devam edeceğini söyleyen Fuller, başka bir soru üzerine Washington'un tutumunu da değerlendirirken de, "Amerika, Türkiye'nin çok önemli bir bölgesel rol oynadığını ne kadar çabuk kabul ederse, bu politikaların olgunluğunu, ılımlılığını takdir ederse - ve bunlar ideolojik, mezhepsel, etnik temele dayanmayan politikalar olursa o zaman bölgeyi güçlendirecek" diye konuştu.
Amerikan diplomasisinin artık Türkiye'yi doğrudan kontrol edemeyeceğini de ifade eden Fuller, Türkiye'nin, Amerika'nın çok taraflı, dengesiz tutumuna eleştirel yaklaşan pekçok ülkenin takdirini topladığını belirterek, "Türkiye'nin politikasının kaynağını Washington'da aramak, çılgınlık olur. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu bu konuda uzun süredir yazıp çiziyor. Filistin ile İsrail arasında taraf tutmuyor. Ve o bölgede hiçbir ülkenin uğruna uğraşmadığı bir denge tutturmaya çalışıyor" şeklinde konuştu.
