Suçlu olan çocuklar mı? Yoksa onları koruyamayan büyükler mi?

Son günlerde okullarda yaşanan saldırılar gözleri çocuklara çevirdi. Sorumluluğu kimileri sosyal medyaya ve silah oyunlarına atarken kimileri ise dizileri ve filmleri suçlu ilan etti. Atlas Üniversitesi Hastanesi’nden Klinik Psikolog Şenay Dayan ise çocukların korunamamasına dikkat çekti. Dayan teknolojik gelişiminde bu durumda pay sahibi olduğunu açıkladı.

Suçlu olan çocuklar mı? Yoksa onları koruyamayan büyükler mi?
Geleceğimiz dediğimiz çocukların son günlerde saldırıların içerisinde olması tüm Türkiye'yi kara kara düşündürüyor. Peki çocukların bu hale gelmesinin nedeni ne? 

Çocukların korunmasında sıkıntılar var

Çocuklar toplumun geleceğidir. Bununla birlikte toplumda en sevilesi canlı olan çocuk ne oluyor da yıkıcı olabiliyor? Suçluluğun içerisinde yer alabiliyor? Son zamanda yaşanan olaylar çocukların korunmasında ciddi aksaklıklar olduğunu göstermektedir. Bir yandan uygarlık dediğimiz; teknolojik ve sanayi gelişimi arttıkça bir yandan çocuklarda da suç oranının arttığını görmekteyiz.

Toplumsal çürüme bunun en büyük nedeni

Bu noktada bir dizi büyük hatalar olduğu, toplumsal çürümelerin olduğu yadsınamaz bir gerçektir. Bilinir ki, hiçbir çocuk dünyaya suçlu olarak gelmez. İlk bağ, ilk bağlanma ve toplumla beraber uyumlu yaşamın temelleri yaşamın ilk yıllarında oluşmaktadır. Bir yandan ailesi ve sosyal çevreyle uyumlu olmayı öğrenen çocuklarda bir yandan da kalıtsal yapısı önem taşımaktadır.

En çok suç işlenen dönem 14 yaş

Sosyal olarak ‘Kör Tip' dediğimiz çocuklar bir tek kendileri ile ilgilenmekte olup diğerlerini dikkate almamaktadırlar. Suçun en fazla işlendiği yaşın 14 olduğu belirlenmiştir. Bu dönem ergenlik dönemine denk gelmektedir. Gencin “ben kimim?, kime benzemeliyim?” sorularına yanıt aradığı dönemdir. Bir yandan yetişkin değildir. Bir yandan çocuk değildir. Bedensel olarak çocukluk bedenine veda ettiği ve anne babadan uzaklaşmayı arzu ettiği dönemdir. Ergenliğin getirdiği yoğun dürtüyü kontrol etmesi gerekirken öte yandan da bu iki ayrılık beraberinde depresif konumlanmayı getirmektedir.

Dürtülerin kontrol edilip edilmediği belirleyici etken

Yapılan araştırmalar suçlu birey ile suçsuz birey arasındaki en büyük farkın “dürtülerin kontrol edilebilmesi” olduğunu göstermektedir. Dürtülerin kontrol edilebilmesi ve toplumsal olarak yıkıcı olmayan alanlara evrilmesi en büyük faktörlerden birisidir denilebilir. Bu demektir ki çocukların suça karışmadan, saldırgan dürtüler sergilemeden uyumlu yaşamayı öğrenmesi adına ciddi önleyici çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Son günlerde ülkemizde yaşanan olayların sadece sıradan bir suç değil toplumsal çürümelerin olduğunu ve zaman kaybedilmeden çalışmalara ihtiyaç duyulduğunu göstermektedir.

Zaman ilerledikçe sağlıklı çekirdek ailenin yıkıldığı söylenebilir. Bu demektir ki çocuğun sorumluluğu ebeveynlerden birine doğru evrilmektedir. İlk bağ ve bağlanma sürecinde çocukların sağlıklı ilişki içinde büyümemesi kriz anlarında da sağlıklı tepkiler vermesini olumsuz etkilemektedir. Ergenlik dönemi ile birlikte otoriteye karşı koyma ihtiyacı doğmaktadır. Öte yandan bireyciliğin, bencilliğin, saldırganlığın, ahlakdışı davranışların idealize edildiği programların yoğunluğu çocuğun sağlıklı gelişmesini büyük ölçüde olumsuz etkilemektedir. Çocuk suçluluğu hem psikolojik hem sosyal süreçleri kapsamaktadır. Tüm bunlar çerçevesinde öncelikle aile-çocuk ilişkisinin otoritenin olduğu, sağlıklı bağlanmanın olduğu bir zemine ihtiyaç duymaktadır. Çocuğun kriz anlarında duygularını sağlıklı yönetebilmeye yıkıcılıya mesafe koyabilmeyi öğrenmelidir. Bununla birlikte çocukların ev dışı başarılı olabileceği spor veya sosyal bir alanına yönlendirilmelidir. Eğitim sisteminde öğretmen otoritesinin olduğu, önleyici rehberlik çalışmaların olduğu bir yapılanmaya ihtiyaç duymaktadır. Son olarak kitle iletişim araçlarında suçun güç olma konumundan ziyade yıkıcılığı ve zararlı oluşuna yönelik çalışmalar yapılmalıdır.