Kalp Krizi Bir Anda Gelmez

Oytun Erbaş

Oytun Erbaş

Cem Yılmaz`ı severim. Türkiye`yi yıllarca güldürdü, çok önemli işler yaptı. Geçirdiği ciddi kalp krizi ise yalnızca onun açısından değil, aynı yaş grubundaki herkes için büyük bir uyarıdır.

Kalbimizi besleyen üç ana damar vardır. Kalbin ön yüzünü besleyen damarın tıkanması, karşılaşabileceğimiz en tehlikeli durumlardan biridir. Böyle bir tıkanmada hasta birkaç dakika içerisinde kalp durması yaşayabilir.

Göğsünüzde şiddetli bir baskı oluşuyorsa, nefes almakta zorlanıyorsanız, soğuk terliyorsanız veya ağrı sırtınıza ve kolunuza yayılıyorsa sakın beklemeyin. “Biraz dinleneyim, geçer” demeyin. Hemen 112`yi arayın.

Kalp krizinde en büyük tehlike, hastanın hastaneye ulaşamadan kaybedilmesidir. Bu nedenle utanmak, çekinmek veya belirtileri küçümsemek yerine zaman kaybetmeden yardım istemek gerekir.

Aynı durum beyin damarlarına pıhtı atması için de geçerlidir. Yüzde ani kayma, kolda veya bacakta uyuşma ve güç kaybı, konuşma bozukluğu, denge kaybı, şiddetli bulantı ve kusma varsa hemen 112 aranmalıdır. Kalp ve beyin damarlarını ilgilendiren acil durumlarda geçen her dakika hayati önem taşır.

Benim en çok korktuğum kalp krizleri 45-50 yaşlarında görülenlerdir. Çünkü insanlar bu yaşlarda kendilerini hâlâ genç ve güçlü zanneder. “Bana bir şey olmaz” diyerek kontrollerini erteler, uykusuz kalır, sigara içer, kötü beslenir ve sürekli çalışır.

Oysa nüfustaki yaşınız ile damar yaşınız aynı değildir.

Damarların içini bir soba borusu gibi düşünün. Yıllar içerisinde o borunun içinde kurum birikir. Damarlarda biriken bu yapıya plak diyoruz. Yüksek kolesterol, sigara, diyabet, hareketsizlik, fazla kilo, kötü beslenme ve genetik yatkınlık bu plakların oluşmasını hızlandırır.

Plak yıllarca damar duvarında sessizce durabilir. Fakat yoğun stres, uykusuzluk, ağır yorgunluk ve kontrolsüz hayat temposu bu yapının bozulmasına zemin hazırlayabilir. Plak zarar gördüğünde üzerinde pıhtı oluşur ve damar bir anda tıkanabilir.

İşte kalp krizi böyle ortaya çıkar.

Bu nedenle kalp krizi aslında bir anda başlayan bir hastalık değildir. Yıllar içerisinde hazırlanan bir sürecin aniden görünür hâle gelmesidir.

“Stresten uzak durun” demek de bana göre gerçekçi değildir. Günümüzde kim stresten tamamen uzak durabilir? Film çeken, sahneye çıkan, canlı yayın yapan, şirket yöneten veya ailesini geçindirmeye çalışan herkesin hayatında stres vardır.

Önemli olan stresi tamamen ortadan kaldırmak değil, vücudun üzerindeki etkisini azaltmaktır.

Özellikle sahne sanatçıları büyük bir performans baskısı altında yaşar. Dışarıdan çok rahat ve neşeli görünseler bile zihinlerinin bir köşesinde sürekli aynı sorular vardır:

“Beni beğenecekler mi?”

“Yaptığım iş tutacak mı?”

“İnsanları güldürebilecek miyim?”

Bu kaygılar zamanla bedeni yorabilir. İnsanları güldüren bir kişinin kendi içinde ne kadar büyük bir stres yaşadığını çoğu zaman göremeyiz.

Kalp krizi geçirip stent takılması da tedavinin bittiği anlamına gelmez. Asıl mücadele bundan sonra başlar. Hekimin verdiği ilaçların düzenli kullanılması, kontrollerin aksatılmaması, kilo verilmesi, hareketli bir hayata geçilmesi ve beslenme düzeninin değiştirilmesi gerekir.

İlaçlar doktor önerisi olmadan kesinlikle bırakılmamalıdır. “Artık iyileştim” diyerek eski hayata geri dönmek, yapılabilecek en büyük hatalardan biridir.

Genetik yatkınlığı da unutmamak gerekir. Babası veya dedesi genç yaşta kalp krizinden hayatını kaybeden bir insan, kendi riskini mutlaka ciddiye almalıdır. Ailesinde erken yaşta kalp hastalığı bulunanlar kilo almamalı, sigara kullanmamalı, düzenli hareket etmeli ve kontrollerini ihmal etmemelidir.

Son günlerde konuşulan kulak memesindeki çizgi de tek başına kalp krizi belirtisi değildir. Çizginin iki taraflı ve derin olması damar sağlığı açısından değerlendirilmesi gereken bir işaret olabilir. Ancak yalnızca bir insanın kulağına bakarak “Bu kişi kalp krizi geçirecek” demek doğru değildir.

Asıl önemli olan kulaktaki çizgi değil; sigara, obezite, yüksek kolesterol, diyabet, hareketsizlik ve aile öyküsüdür.

Kalbinizi korumak istiyorsanız oturmayın. Her gün en az yarım saat yürüyün. Yürümek için spor salonuna veya pahalı aletlere ihtiyacınız yok. Rahat bir ayakkabı giyin ve hareket edin.

Beslenmenizde sebzeye, zeytinyağına, taze fasulyeye, börülceye, brokoliye ve enginara daha fazla yer açın. Sarımsak ve soğanı sofranızdan eksik etmeyin. Tek bir besinden mucize beklemeyin; önemli olan sebze ağırlıklı ve dengeli bir beslenme biçimini hayatın tamamına yaymaktır.

Manevi huzur da insanın stresini azaltmasına yardımcı olabilir. Dua etmek, ibadet etmek, şükretmek ve hayatla barışmak insana iç huzur verir. Fakat manevi uygulamalar hiçbir zaman tıbbi tedavinin veya acil müdahalenin yerine konulmamalıdır.

Göğsünüz ağrıyorsa dua ederken bir yandan da 112`yi arayın.

Kalp krizi bazen bir anda gelir. Fakat beden o güne kadar bize defalarca konuşmuştur. Merdiven çıkarken nefesimiz kesilmiş, yürürken yorulmuş, tansiyonumuz yükselmiş, kilomuz artmış veya göğsümüzde zaman zaman baskı hissetmişizdir.

Biz ise çoğu zaman bu işaretleri önemsememişizdir.

Kalp mucize istemez.

Düzen, hareket, tedavi ve biraz da huzur ister.