USD (Alış - Satış) : 6,76 - 6,77 EURO (Alış - Satış) : 7,66 - 7,68
KÖŞE YAZISI

Latif Şimşek

latif.simsek@beyaztv.com.tr

Yazarın Diğer yazıları

TÜRKİYE RESTİ GÖRDÜ

ABD hiçbir zaman Türkiye'nin yanında olmadı.

Ama yeri ve zamanı geldiğinde Türkiye'yi siyasal ve askeri anlamda dibine kadar sömürdü.

Amerika, Osmanlı'nın yıkılma süreci ve Kurtuluş Savaşı'nda, düşmanların safında yer aldı. Öyle ki, Amerikan savaş gemileri 7 Haziran 1922'de Rum çetelerine destek olmak için Samsun ve Trabzon'u bombaladı. Bu saldırıda 5 Türk şehit oldu.

Amerika, Türkiye'yi hep ileri karakolu olarak gördü ve kullandı. Bir ileri karakola hangi yardımlar yapılırsa ancak o kadar yardımda bulundu. Hibe silahların çoğu ABD ordusunun artığı çakaralmazlardı. Parasını verip aldığımız silah ve uçakların bile kime karşı kullanılabileceğine onlar karar verdiler. Kıbrıs'ta öldürülen, tecavüze uğrayan Türkler ABD'nin umurunda değildi, 1974 Barış Harekatı'nda kullanılan Amerikan malı paraşütleri geri istediler. Türkiye'ye yıllarca ambargo uyguladılar.

Türkiye'yi NATO'ya, kendilerine güvence sağlamak için aldılar.

Rusya'ya karşı vazgeçilmez bir ön karakoldu Türkiye.

İsrail'in çıkarlarını korumak için, üslenecekleri önemli bir Müslüman ülkeydi. İzmir'de, Ankara'da, İncirlik'te, Konya'da kurdukları üslere babalarının çiftliği gibi yerleştiler. Savaş uçaklarına ikmal yapma gereği duymadan tüm Müslüman ülkelerin sınırlarına ulaşabilirlerdi.

Türkiye'ye Amerikan yardımları 1940'ların sonunda başladı.

Marshall adı altında yapılan yardımlar, zirai araçlardan ibaretti. Amerika, Türkiye'nin sanayileşmesine karşı çıkıyor, Türkiye'nin bir tarım ülkesi olarak kalmasını istiyordu. Gelen ilk yardım gemisinin tamamı da, tarım araçlarından oluşuyor, gemiden 23 adet de traktör çıkıyordu. Sonraki yıllarda, tarım araçlarını göndermeye devam ettiler. Bu araçların mülkiyeti ABD'ye aitti. İstediği zaman geri alabilirdi. Traktör ve tarım araçlarının tüm yedek parçası ve akaryakıtı da ABD'den satın alınıyordu. Amerika, Türkiye'ye yardım adı altında aslında kasasını dolduruyordu.

Amerika'dan Türkiye'ye yapılan para yardımlarının da şartları vardı. Birincisi; bu paralar sanayileşmede değil, tarımın geliştirilmesinde harcanacaktı. İkincisi, bu paralarla kesinlikle demiryolu yapılmayacak, karayolu yapılacaktı (Böylece Amerika'dan kamyon, otomobil, otobüs ithalatı furyası başlayacak, paralar yine ABD'nin kasasına akacaktı. Türkiye ABD ile tanıştıktan sonra, 1980'lere kadar nerdeyse hiç demiryolu yapılmadı)

Amerika, sadece Türk ekonomisini ve siyasetini şekillendirmekle kalmıyor, Türkiye'nin eğitimi başta olmak üzere, tüm bürokrasiyi ve yönetimi şekillendiriyordu. Milli Eğitim Bakanlığı'na yerleştirilen Amerikalı danışmanlar, okullardaki müfredatı belirliyor, ABD'li çocuklar, daha ilk okulda, fizik, kimya ile tanışırken, Türk çocukları “Ali yat uyu, Ali topu at, Ayşe ip atla” hikayeleriyle yetişiyordu. ABD'nin, Türkiye'yi bu kadar teslim almasına izin veren, İsmet İnönü bile bir süre sonra, bu durumdan rahatsız olmaya başlıyor ama çaresiz kalıyordu. Enver Behnan Şapolyo, İnönü'yü bir ziyaretinde, Milli Eğitim'in müfredatından rahatsızlığını dile getiriyor, İnönü ise, “Tamam müfredatı değiştirelim ama Milli Eğitim Bakanlığı'ndaki ABD'li danışmanları nasıl ikna edeceğiz” diyerek, Türkiye'nin içine düştüğü acizliği ifade ediyordu.

Özellikle Türkiye NATO'ya girdikten sonra ABD, Türkiye'yi askerler üzerinden istediği gibi yönetiyordu. Türkiye'de iktidara gelen siyasilerin hangi partiden ve kim olduğu çok da önemli değildi. Türkiye'de TSK ve Genel Kurmay Başkanı ne derse o oluyordu. Bu nedenle, TSK ve Genelkurmay Başkanı ile sağlam ilişkiler kurmak yetiyor da artıyordu. Tabii bir de MİT olayı var. MİT zaten, CİA'nın Türkiye Şubesi gibiydi. 1974'e kadar MİT ve CİA aynı binada görev yapıyor, MİT'in maaşlarını CİA ödüyordu. Anlayacağınız, Türkiye ABD'nin çiftliğiydi. İstediği gibi ekiyor, istediği gibi biçiyordu. ABD, 1974 Kıbrıs Harekatı'ndan sonra MİT'in maaşlarını kesince, Başbakan Ecevit bile ancak o zaman MİT'in maaşlarının CİA tarafından ödendiğini öğreniyordu.

Peki ne oldu da ABD, Türkiye'ye karşı operasyonlara başladı?

2003 1 Mart'ında, Irak'a gidecek ABD unsurlarının Türkiye topraklarını kullanmasına ilişkin tezkere TBMM'ye takılınca işler değişmeye başladı. TSK'nın da bu tezkereye karşı çıkması, Türkiye'de işlerin değiştiğini gösteriyordu. Amerika, sırtlan dişini, aynı yıl içinde Irak'ta Türk askerlerinin başına çuval geçirerek gösterdi. Bugünün penceresinden bakınca, 2003- 2016 yılları arasında Türkiye'ye dönük tüm terör saldırılarının ardında ABD izini aramak gerekiyor. Yine Çözüm Süreci'nin PKK ve FETÖ tarafından baltalanmasının da başka gerekçesi olamaz. Ergenekon operasyonlarıyla, FETÖ'nün TSK'daki Anti Amerikancı, ulusalcı subayları temizleme çabası da yine ABD'nin Türkiye üzerindeki operasyonlarının önemli bir parçasıdır.

En önemli faktör, Türkiye'nin Ak Parti ve Erdoğan iktidarıyla, iddialı hedefler koyması.

Amerika 1947'de neden Türkiye'nin bir tarım ülkesi olarak kalmasını istiyor idiyse bugün de aynı gerekçelerle Türkiye'nin bölgesel bir güç olmasını istemiyor. 1959'da Adnan Menderes, ABD'den kredi istediğinde, Amerika, “Bu parayı ne yapacaksın?” dedi. Menderes, “Sanayileşmek için harcayacağım” dediğinde, Amerika, “Hayır, Türkiye sanayileşmeyecek, Türkiye tarım ülkesi olarak yoluna devam etmeli. Parayı tarıma harcayacaksan veririz” diye 1947'deki söylemini tekrarladı. Menderes, bu kez kredi için Rusya'nın kapısını çalıp, yeşil ışık aldığında, ABD TSK'daki gücünü harekete geçirerek, Menderes için o hazin sonu hazırladı.

Erdoğan'ın FETÖ'ye açtığı savaşı, ABD, kendine savaş ilanı olarak değerlendirdi.

Erdoğan, Perez'e “One minute” derken, aslın da Amerika'ya da rest çektiğinin farkındaydı. Ama artık Türkiye'nin rest çekmesinin zamanı gelmemiş miydi? Daha kaç kuşak Türk çocuğu Batı'nın oyuncağı olarak yetişecek, bilerek ya da bilmeyerek Türkiye yerine, Haçlı dünyasının çıkarlarına hizmet edecekti? Daha kaç kuşak, Almanya'nın, Fransa'nın, Amerikan'ın otomobilleri arasında tercih yapmak zorunda kalacaktı. Ve daha kaç kuşak Türk ordusu, Misak-ı Milli için, onlardan gelecek silahların, tankların, topların, uçakların yolunu gözleyecekti? Ve daha kaç kuşak, kahpelerin besleyip büyüttüğü terör örgütlerinin şehit ettiği evlatlarına ağlayacaktı?

Türkiye daha kaç yıl, Kurtuluş mücadelesinin galibi değil de mağlubuymuş gibi boynunu bükecekti?

Hangi partiye oy verirseniz verin. Hangi siyasi görüşten, hangi mezhepten olursanız olun.

Ama Allah aşkına bir dakika durup düşünün!

Atatürk'ten sonra hangi siyasetçi, ezilmeye, sömürüye, aşağılanmaya, dışlanmaya karşı sesini böyle yükseltti, yükseltebildi?

Herkes seçim geldiğinde istediği partiye, istediği adaya oy verebilir.

Ama bilin ki gün, Erdoğan'a değil, Türkiye'ye sahip çıkma günüdür. Bilin ki, gün, Türkiye'yi sadece buğday üreten bir sömürge olarak bırakmaya kararlı 1916'nın işgalcilerine “dur” deme günüdür. Bilin ki gün, Reza Zerrab üzerinden Türkiye'yi tehdit eden, dünyanın en büyük sömürgecisi Amerika'ya “Hayır” deme günüdür.

Türkiye'yi Amerika ile Rusya arasında bir tercih yapmak zorunda bırakmamak da bizim devletimize vereceğimiz desteğe bağlıdır. Şu “Ateşten Günler” de, biz devletimize ve ülkemize sahip çıkarsak kimse bize diz çöktüremez. Siyasi değil, vicdani ve akli düşünmek zorundayız.

Batı “rest” çekti, Türkiye gördü.

Bizde “Kare As” var. Ama inanın onlarda “floş” yok!

“Bir kez daha kaybetmeyelim” diyorsanız masada oturana sahip çıkmak zorundasınız.

Oyun bittiğinde istediğini almışsanız, oyuncuyu değiştirseniz de gücünüzü kaybetmezsiniz!
21.11.2017 21:00:42


Feedback
Bu sayfa veya içerik ile ilgili bir sorun olduğunu mu düşünüyorsun?
Lütfen bir kaç saniyeni ayır ve aşağıdaki form ile bize bildir
Mail Adresiniz:
Resim Doğrulama Kodu Kodu Yenile
HABERDAR OLMAK İÇİN MAİL BÜLTENİMİZE KAYIT OLUN
Copyright BeyazGazete.Com ' Tüm Hakları Saklıdır. Web sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları haber kaynaklarına aittir. Kaynakları beraberinde belirtilmiştir. Haberleri kopyalamayınız. Norm Yazılım
Ajanslar
yukarı