Demokrasiye Geçiş mi, Karşıdevrim mi?

Ahmet Boz

Ahmet Boz

Geçenlerde Çetin Yetkin'in Karşıdevrim kitabını okudum. Çok ilginç; 1945-1950 arasında Türkiye'de neler yaşanmış...

Ders kitaplarında bu beş yıl genellikle tek cümleyle geçer: Tek partiden çok partiye geçildi, İsmet İnönü 1950'de iktidarı sandıkla devretti, demokrasi kazandı. Prof. Dr. Çetin Yetkin aynı yıllara bambaşka bir yerden bakıyor. Yetkin'in kendisi de CHP'li bir ailede büyümüş. Tezi sert: Ona göre Türkiye'de karşıdevrim Atatürk'ün gözlerini yumduğu an, yani '10 Kasım 1938, 09.05'te başladı. Savaş yıllarında örtülü kalan bu süreç, 1945'ten sonra 'demokratikleşme' söyleminin arkasında su yüzüne çıktı.

Yetkin'in ilk iddiası, çok partili hayata geçişin içeriden değil, büyük ölçüde dışarıdan zorlandığı. Savaş biterken Türkiye zor durumdaydı. Savaşa girmemiş, Almanya'ya krom satmıştı ve 'Milli Şef' rejimiyle yönetiliyordu. Savaşı kazananlar diktatörlüklere son vereceklerini ilan etmişti. Sovyetler 1945'te Boğazlar'da üs ve doğudan toprak isteyince Ankara'nın sığınağı Amerika oldu. Amerikan desteğinin yolu da 'demokrasi' görüntüsünden geçiyordu.

İkinci iddia, muhalefetin kimliği üzerine. Demokrat Parti'yi 7 Ocak 1946'da kuran Bayar, Menderes, Köprülü ve Koraltan, yıllarca CHP'nin en üst kademelerinde bulunmuş isimlerdi. Yetkin'in dikkat çektiği nokta şu: DP'ye giden yolun başında, 1945'te topraksız köylüye toprak veren Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu'na karşı çıkış var. Yeni partinin omurgasını büyük toprak sahipleri ile savaşta palazlanan ticaret çevreleri oluşturuyordu.

Kitabın en çarpıcı bölümleri, bu yıllarda neyin gözden çıkarıldığını anlatanlar. Toprak reformu önce yavaşlatıldı, 1950'de en önemli maddesi kaldırıldı. Tarım Bakanlığı'na da yasaya Meclis'te karşı çıkmış bir toprak ağası, Cavit Oral getirildi. Toprak reformuyla el ele düşünülen Köy Enstitüleri'nin mimarları Hasan Ali Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç görevden uzaklaştırıldı, enstitüler adım adım işlevsizleştirildi. Buna karşılık oy kaygısıyla okullara din dersi kondu, imam-hatip kursları ve İlahiyat Fakültesi açıldı, 1950'de türbeler yeniden ziyarete açıldı. Yetkin'in altını çizdiği gerçek şu: Bunların hepsi DP değil, CHP iktidarı döneminde yapıldı.

Dış ilişkilerde tablo daha da düşündürücü. Nisan 1946'da Missouri zırhlısı İstanbul'a geldiğinde şehir bayram yerine döndü. Arkasından 7 Eylül 1946'da ilk devalüasyon, 1947'de IMF ve Dünya Bankası üyeliği, 12 Temmuz 1947 yardım anlaşması, Marshall Planı ve 1949'da eğitimde Amerikan komisyonu kuran anlaşma geldi. Yetkin, 1947 anlaşmasına göre verilen silahların Amerika'nın izni olmadan başka amaçla kullanılamayacağını hatırlatıyor. Bu hüküm 1964'te Kıbrıs'ta Johnson mektubu olarak karşımıza çıktı. Dünya Bankası adına hazırlanan Barker Raporu da Türkiye'ye ağır sanayi yerine soba, pulluk, tuğla gibi basit üretimi, demiryolu yerine karayolunu önerdi.

'Demokratikleşme'nin karanlık bir yüzü de var. 4 Aralık 1945'te Tan gazetesi ve matbaası yerle bir edildi, faillerden kimse yargılanmadı. 1946 sonunda sol partiler ve sendikalar sıkıyönetim kararıyla kapatıldı. 1948'de Pertev Naili Boratav, Behice Boran ve Niyazi Berkes'in kadroları, soruşturmalardan suç çıkmamasına rağmen bir yasayla kaldırıldı. Aziz Nesin, Rıfat Ilgaz gibi yazarlar hapse girdi. Sabahattin Ali 1948'de sınır yakınında öldürüldü; ölümünün koşulları hâlâ tartışmalı. Yetkin'in tespitine göre özgürlük, iktidarla aynı düşünenler için vardı.

Peki ya 14 Mayıs 1950? Yetkin burada da yerleşik anlatıyı sorguluyor. Dönemin subaylarının anılarına göre ordu içinde örgütlenmiş bir kesim, seçim hileli olursa müdahaleye hazırdı. Bu yüzden devir teslimi yalnızca İnönü'nün demokrasi aşkıyla açıklamak eksik kalır. Kitabın başında iki söz yan yana duruyor. Biri Atatürk'ün 'Ya istiklal, ya ölüm!' sözü. Öteki İnönü'nün 1950'deki şu cümlesi: 'Bir memlekette iktidar yalnız başına yabancı tesir ve taarruzlara mukavemet edemez.'

Elbette bu iddialı ve tartışmaya açık bir tez. İnönü'yü 'demokrasi kahramanı', 1946-1950'yi zorunlu ve doğru bir geçiş olarak görenler az değil; Yetkin de bu görüşleri kitabında tek tek ele alıyor. Kitabın asıl değeri, iddialarını TBMM tutanaklarına, dönemin gazetelerine, İnönü'nün kendi not defterlerine ve olayları yaşayanların anılarına dayandırması. Bugün tartıştığımız dış borç, IMF, eğitim ve bağımsızlık gibi meselelerin kökünü 1945-1950'de aramanın yanlış olmadığını gösteriyor.

Kaynak: Çetin Yetkin, Karşıdevrim 1945-1950, Otopsi Yayınları, İstanbul, 1. baskı Aralık 2002 (3. baskı Aralık 2003).